28.05.2022, 14:01

Anlatamam derdimi dertsiz insana, Derd çekmeyen dert kıymetin bilemez

“Veysel, günler geçti, yaş 60 oldu

Döküldü yaprağım, güllerim soldu

Gemi yükün aldı, gam ile doldu

Harekete kimse mani olamaz.”

(Aşık Veysel)

Ulu Ozan cenneti mekân Âşık Veysel misali, yaşımız 59 oldu. 60’a az kaldı. 13 yaşında babasız kaldık. Allah uzun ömürler versin, ellerinde öpmeye doyamadığım annem Hacı Kamer Sultan, bana ve 2 kız kardeşime yokluk göstermemek için bazı günler uykusuz 24 saat fabrikalarda bobin sarardı.

Sağ, sol çatışmalarının en kanlı günlerini yaşadım. Günde 5-6 insan öldürülürdü. Üniversite yıllarında otobüslere para vermemek için Buca’da bulunan okulumdan kaldığım yurdun bulunduğu İnciraltı’na kadar yürürdüm.

Sonra da çok işsiz ve parasız kaldım. 12 Mart ve 12 Eylül askeri darbelerini yaşadım. 15 Temmuz kanlı darbe girişimi sırasında uçak ve helikopterlerin bomba yağdırdığı esnada eşim, kızım ve kardeşimle Ankara’da ölümün nefesini yüzümde hissettim.

4 yıl evvel 400 metrelik bir uçurumdan aşağı yuvarlanırken tutunduğum kuru dal parçasına aslıyken bile yaşamaktan ümit kesmedim.

Umudumu her zaman korudum. Hayallerimin peşinde koştum ve çoğu zamanda hayallerimi gerçekleştirdim. Bin odalı saraylarda falan kalmasam da Usta şair Cemal Süreyya misali; “fena bir hayat değildi benim yaşadığım. Üstü kalsa” da olurdu.

Geride kalan 59 yıllık ömrümde hiçbir gün bile gelecek güzel günler için endişeye kapılmadım. Umudumu hep korudum.

Geçmişimi anlatmayı pek sevmem. Yaşam felsefeme göre geçmiş geçmişte yaşanmış ve bitmiştir. Bugüne ve yarına bakmak gerektiğini düşünürüm. Yaklaşan 60. Yaş dönümümde siz candan öte okurlarımla bugüne bir bakalım mı?

Şuna ölün desenize

Zam… zam… zam.. Şekere, ekmeğe, una, tuza, ete, meyveye, sebzeye, benzine, motorine, sigaraya, alkole, kıyafete, cep telefonuna, elektriğe, doğalgaza zam… zam…zam…

Bu zamlardan etkilenmemek için ne yapmalıyız? Ekmek, et, süt, meyve, sebze yemeyeceğiz. Arabaya binmeyeceğiz. Alkol ve sigara içmeyeceğiz. Kıyafet ayakkabı almayacağız. Kirada oturmayacağız. (Herhalde Orta Asya’daki atalarımız gibi çadırlarda yaşayacağız) Sinemaya, tiyatroya gitmeyeceğiz. Eğlenmeyeceğiz. (Sağ olsun Uşak Belediyesi 10 günde bir festival yapıyor da bedavadan eğlenme fırsatı buluyoruz)

Günümüzde modern köleler olarak gece gündüz çalışacağız. Vergimizi ödeyeceğiz. Askerliğimizi yapacağız. Akşam evde televizyon seyredip uyuyacağız. Sabah uyanınca yine işe koşacağız.

Büyüklerimizin takdir ettiği emekli maaşı ve asgari ücretle ölmemeye çalışacağız. Çoluğumuzun çocuğumuzun düğününü yapamayacağız. Yeni ev alamayacağız. Kurban kesemeyeceğiz.

Ülkemizdeki sığınmacıları 3 öğün lokmamıza ortak edeceğiz. Ne yazık ki gözlükleri silip bugünkü tabloya baktığım zaman gördüğüm manzara bu.

Maziye dönüp bakmayı pek sevmem. Her zaman bugüne ve yarına bakarım dedim. Ama bugünün koşullarını ömrümün geçen 59 yıllık zamanı ile karşılaştırdığımda hiç bu kadar elim ve vahim şartlarda yaşamadığımı dehşetle tespit ettim.

“Unutma! umut iyi bir şeydir, belki de en iyisi. Ve iyi şeyler asla ölmez.”*

Peki, geleceğe yönelik hiç umut var mı? Geçen gün köşe komşum Hidayet Kıran, köşesinde güzel bir tespit yapmıştı: “Türk insanı ya ümitle yaşar, ya da simitle” diye.

Gerçi o yazıda simidimize ve ümidimize yapılan zamları eleştirmişti. Valla ümidimize ve simidimize istedikleri kadar zam yapsınlar.

Bugünler de geçecektir. Yaşanacak güzel günler, her zaman olduğu gibi yine gelecekte olacaktır.

Canım kentim güzel Uşak’ım hak etiği değeri kazanacak, bu güzel ve bahtsız kentte yaşayan canlar da ülkemiz insanı da güzel güneler kavuşacaktır.

Yeter ki içimizdeki umut fidanlarını kurutmayalım…

Yorumlar (5)
Şu an çok mümkün değil 3 ay önce
Ümit var olmak güzel.
Ama dünyadaki gidişatı,
dünyada ve Türkiye'de yaşananları ve yaşanacakları okuyup yeni strateji geliştirmek lazım.

Bir an önce,
günü birlik popülist projelerden vaz geçip daha ciddi şeylere enerji harcamak lazım.

Döviz garantili, havaalanı, köprü, yol ihalelerinden vazgeçip,
Türkiye'nin, Türk Milletinin gelecek bin yılına yatırımlar yapılmalı.

Gıda, gelecek binyılın silahı olacak bunu görmek için kahin olmaya gerek yok.

Öncelikle verimli tarım topraklarını imara açmaktan, buraları betonlaştırmaktan vaz geçilmeli.

Ülkemiz bol güneş alan bir coğrafyada,
toprakların işlenmesinde en büyük girdi masrafı olan yakıt için,
elektrikli traktör ve güneş enerjisine ciddi yatırım yapmak lazım.
Dağlar taşlar atıl vaziyette duruyor.

3 tarafımız deniz ve turist gelecek iki kulaç atacak diye atıl vasiyette bekliyor.
Neden arıtma tesisleri kurarak, tarım alanlarının bulunduğu bölgelere yapay göller yapıp, kanallarla suyu buraya taşıyıp tarım için kullanmıyoruz?

Tarım bakanlığı, piyasa fiyatları kontrol etmek için neden gübre ve yem fabrikası kurmuyor?
f.s 3 ay önce
hala bu hukumetten bırsey bekledıgınıze ınanamıyorum sızın bahsettıgınız seylerı neden yapsınlarkı ulkede bu kadar enayı varken...
Hayırlısı 3 ay önce
Her şey,
özelleştirme, betonlaşma sevdasıyla başladı.
Para edecek, Cumhuriyetin kazanımları, piyasadaki fiyat dengesini ayarlayan, üretime ve büyümeye destek olan işletmeler, fabrikalar satıldı.
Hazinenin kasası dolmuştu, haliyle halkta bu zenginlikten azda olsa pay alıyordu.

nede olsa ekonomik krizin devirmeyeceği hükümetler yoktu.
Nitekim önceki koalisyon hükümetinin sonu, ekonomik krizle olmuştu.

Piyasada fiyatları dengede tutmak, yüksek fiyat artışlarına engel olmak için üreticiyi desteklemek yerine ithalatla çözüm aranıyordu.
Ama unutulan şey, ülke ihracatla değil, ithalatla büyüyordu.

Türk Lirasından 6 sıfır atmanın etkisiyle dolar 1-2 TL seviyesinde olması,
ucuz iş gücünün ve dünya teknoloji devlerinin ciddi yatırımlar yapmasıyla
Çin dünya piyasasını ele geçirmişti.
Türkiye'de bu rüzgara kapıldı.
Sadece üretim maliyeti, Çin'den gelen ürünlerden 2 kat pahalıydı.

Hazıra dağ dayanmaz der atalarımız.
Aynen öyle oldu.
Arap baharı patlak verdi, Suriye parçalanmasıyla ülkemize sığınan Suriyeliler ülkeye ve ülkemiz insanına ağır maliyetler getirdi.

Piyasadaki döviz dalgalanmalarına, dövizin ateşini söndürmeye eldeki imkanlarla müdahale edilmeye çalışıldı ama hazinenin kasası boşalmıştı.
Daha fazla dövize müdahale edilemedi, döviz artışı durdurulamadı.
Bu durum en büyük ithalat kalemi olan petrol ve doğalgazda yüksek döviz artışından nasibini almaya başladı.
Bir anda fiyatlar uçuşa geçti.
Dışa bağımlığı en aza indirecek güneş ve rüzgar enerjisine yapılan yatırımlar devede kulak kalmıştı.
Ardından pandemi patlak verdi.
Hiç bir devlet, ürettiği, elinde bulunan gıda ürünlerini satmaya yanaşmadı.
Satsa da astronomik fiyatlar istendi.

Bizde ise yüksek girdi maliyetlerinin altında ezilen, ürünleri para etmeyen çiftçimiz üretmekten vaz geçmişti.

Rusya, Ukrayna savaşı bize bir kez daha acı fatura çıkardı.
Buğday, Pirinç ve Yağ ithal ettiğimiz ülkeler savaştaydı.
Cephede savaşan ülkelerden tarım ürünleri ithal etmek için diplomatik çabalar veriyorduk.
Hayırlısı 3 ay önce
Çin modeli kurtuluşumuz olabilirdi.
Hemen bu modele geçilmeli, yatırımcı çekilip, büyüme oranları yükselip, işsizlik düşecekti.

Hata ise Çinin ucuz işgücü sayesinde yatırım aldığıydı. Mantık olarak en azından öyle olması gerekiyordu.
Ama dünyaya şekil veren egemen güçler yeni dünya düzeni kuruyorlardı.
Orta doğuda ulus devletler parçalanıp, uydu devletler kurulacak,
Rusya süper güç değil sıradan bir devlet olacak,
Rusya'nın yerini Çin dolduracak, dünyanın yeni öcüsü, süper gücü ve düşmanı olacaktı.
Biz ise, ihmal ettiğimiz üretime ve dışa bağımlığımızın en büyük girdi kalemi enerjiye yatırım yapmak, üretimi üreticiyi desteklemek yerine,
Suriye'de Cuma namazı kılmak, milyonlarca Suriyelinin getirdiği yükü Ensar Muhacir kardeşliği ile hafifletmek, katil Esad söylemleriyle meşgul oluyorduk.

Oysa Suriye'de ve haliyle Türkiye'de demografik yapı değişiyor, pkk oralarda konuşlanıyordu.
Yüksek döviz kuru ile ithalata devam ediliyor ve yurt içinde hazine garantili dövizle ihaleler veriliyor, halkın vergi yükü artıyor, ekonomi daralıyor, hazine boşalıyor,
çok yüksek faizlerle borçlanıyorduk.
Bu faizler ve garanti verilen ihalelerden doğan borçlar ödenecek haliyle.

Popülist politikalar artık insanların karnını doyurmuyor.
Ekonomik krizin devirmeyeceği hiç bir hükümet yok.
Ancak, milliyetçilik ve inanç kavramlarının tehdit altında olması dışında.

Enteresan olan,
muhalefetin, bu kadar ağır bir ekonomik krizde bile ezici bir çoğunluğu elde edememiş olması.
Böyle devam ederlerse de, bu hiç mümkün olmayacak gibi görünüyor.
Mahir 3 ay önce
Bence bu vurdum duymaz halkla bu pek mümkün değil benzin 7 liradan 25 lira olmuş noluyor diyen yok şehitler geliyor tepki veren yok bizi yönetenler enflasyonu kontrolu bıraktı bundan sanki daha kötüye gidiyoruz sanki