İslamoğlu Zeybeği’nin Kahramanı Kim?

Uşak yöresinin milli oyun havası “İslamoğlu Zeybeği ” nin kahramanı İslamoğlu’nu tanıyan varmı?

Uşak yöresinin milli yemeği nedir? diye sorulsa nasıl “Tarhana” deniliyor ise Uşak yöresinin milli oyun havası “İslamoğlu Zeybeği” cevabı verilecektir. Peki İslamoğlu’nu tanıyan varmı?

İşte cevabı…..

İslamoğlu Zeybeği Bağlamında Zeybek-Efe-Çalıkakıcı kelimeleri neyi ifade eder?

Toplumların kültürel anlam dünyası sembolik bir anlamlar ağından oluşmaktadır. Toplumsal yaşamı ebedileştirme faaliyetleri mitleştirilen ve böylece kutsallaşan kahramanlar, atalar kültünün kutsallık kaynaklarından beslenmekte ve kahraman atalara dönüşmektedirler. İslamoğlu Zeybeği kahramanı İslamoğlu Mustafa Efe ise bu açıdan değerlendirilmelidir.

Anadolu Türk İnsanı’nın oluşturduğu kahramanlık figürlerinden İç Ege bölgesinin en önde geleni “İslamoğlu”dur. İslamoğlu adına yakılan türkü; İç Ege bölgesinde Uşak,Afyon,Kütahya,Manisa,Denizli ,Burdur illerinde yapılan düğünlerin en önemli oyun havası olarak çalınır ve söylenir. Lakin Uşak ve Kütahya düğünlerinde ki hakimiyeti tartışılmaz. Hatta bu iller için milli marş kimliğindedir.

Batı Anadolu bölgesinde gördüğümüz bu kahramanlık hikayeleri “Zeybeklik/Efelik” kavramıyla kutsanır. Zira sosyo-ekonomik yapının çöktüğü, özgürlüğün olmadığı, gelirlerin adil paylaşılamadığı düzene baş kaldıran zalime acımasız mazluma merhametli bu kahraman figürüne “Zeybek/Efe”ismiyle kutsiyet atfedilirken, Efe kimliği altında kendi çıkarı için her türlü ahlaksızlığı yapanlara ise “ Çalıkakıcı/Çakal” adı verilir. Bunlar halka zarar veren, Yörük obalarını basan, köylüleri soyan, kadınlara sarkıntılık eden tiplerdi.

Efelik kültürü; karşımıza yönetim biçimlerinin, dinin, paranın, sanatın ve bilginin kullanılarak kişisel ya da sınıfsal hegemonyaların, baskıların, zulümlerin kendini gösterdiği dönemlerde asla biat etmeyen, sosyal adaletin yanında olan, bağımsızlığına düşkün bir kültüre sahip Ege insanının toplumsal refleksi olarak karşımıza çıkar.

Adına türküler yakılıp hikayesi 2 asır dilden dile dolaşan kahramanımız İslamoğlu kimdir?

İslamoğlu hikayesinin kahramanı gördüğü haksızlıklar karşısında başkaldırarak Şaphane,Uşak,Simav,Kula ve Gediz dağlarını düşmanlarına dar etmiş zalimin kabusu mazlumun hamisi olmuş Şaphane kazasından Hacı Hüseyinoğulları veya İslamoğulları olarak anılan aileden Mehmet’in 1829 yılında dünyaya gelen küçük oğlu Mustafa’dır.

Mevsim sonbahar, yapraklar sararmış,üzümler kızarmış. Mahsuller yetişmiş ambarlara doldurulmuş.Yıl 1827 Devlet-i Osmaniye-yi Aliye’nin Sultanı II.Mahmut’Han’dır. Yunan yarım adası elden çıkmış ,Osmanlı büyük bir acziyet içindedir.

Şaphane Gaipler Köyü odasına soluk soluğa koşarak gelen köyün genci Ethem; Mehmet Ağa’ya dönerek bağırmaya başlar.

_ Mehmet Ağa bir oğlun oldu der. Mehmet Ağa bir oğlan beklemektedir ve çok sevinir.Hemen elini cebine atar ve koca bir altın mecidiyeyi Ethem’in cebine koyuverir.

İslamoğlu Mustafa Efe; Osmanlı arşivinde bulunan Kütahya ilinin Gediz ilçesine bağlı Şaphane Nüfus Defterine Şaphane Merkez Cırıklar Mahallesi’nde kaydedilmiştir. İslamoğlu namıyla bilinen sülalesi ;günümüzde Simav-Gediz karayolu üzerinde bulunan Şaphane ilçe merkezine 8 kilometre uzaklıkta bulunan “Şaphane Damları”muhitinde oturmuştur. İslamoğlu sülalesi Cumhuriyet sonrası “Çok rüzgar tutan tepe” anlamına gelen Toylan soyadını almıştır.

Şaphane Merkez Cırıklar Mahallesi’ne adını verenin Türk boylarından Beydilli/Begdilli aşiretine bağlı Cırık obası olduğu düşünülebilir.

İslamoğlu ailesinin doğan bebeği Mustafa için Şaphane’nin diğer ağaları da Mehmet Ağa’yı ziyarete gelirler.

Artık Mustafa annenin elindedir ve onun ninnileriyle büyümeye başlar. Mustafa gürbüz boylu boslu sütun gibi bir çocuk olmaya başlar.

İslamoğlu Mustafa ; Çocukluğunda ,İslamoğulları sülalesinin en küçüğü olarak sevilmiş ve ilgi görmüştür. İslamoğlu bucak okulunda okumuş, biraz da medrese öğrenimi görmüştür.

İslamoğlu’nun babası oğlu için hemen Medrese’nin yanından ev alır.İslamoğlu Mustafa işte bu evden Medrese’ye gelip gider. ( O zamanki medrese, bugünkü Yeni Medrese Camii/Cırıklar Camii yanındadır. )

İslamoğlu Mustafa, 17 yaşında öğrenimi ve yakışıklılığı ile bucağın en seçkin delikanlısıymış. İslamoğlu da o zaman 2 metre boyunda, 17 yaşlarında, Şaphane Medresesi öğrencisi bir delikanlıdır.

Öyle ki bucak kızlarının tek gözdesiymiş. O, köy içinde dolaşırken, kızlar dam başlarına çıkar, ona mani atarlarmış.

O zaman vergileri “ Tahsildar “ denen kişiler toplamakta ve tahsildarlar bu görevi bir padişahlık edası içinde, görevlerini hayli aşan bir şekilde, işi zulme döndürerek icra etmektedir.

Tahsildarlar İslamoğlu Mustafa’nın babasında alacak bir şey bırakmamıştır. İslamoğlu Mustafa parasızlıktan medreseyi bırakmak zorunda kalmıştır.

Babası verecek bir şeyim yok demesi üzerine tahsildarın,“ Madem verecek bir şeyin artık yok, karın da mı yok… “demesi İslamoğlu’nda haksızlığa karşı ilk kıvılcımlarını atar.

Birgün köyden birinin tavuğu kaybolmuş. Mustafa’yı çekemeyen köy delikanlıları, tavuğu Mustafa’nın çaldığını gördüklerini söyleyerek onu nahiye kadısına şikâyet etmişler. Yalancı şahitlik te yaparak Mustafa’ yı mahkûm ve hapis ettirmişlerdir.

Suçsuz ve günahsız Mustafa, bu haksızlık karşısında düşmanlarından intikam almaya ahdederek, hapishaneden çıkar çıkmaz tüfeğini omzuna alarak dağa çıkmış. Köy delikanlıları, Mustafa’yı kaçak diye bir tutanakla resmi makamlara ihbar etmişler.

İslamoğlu Mustafa,Şaphane dağlarında kendine yapılan haksızlıklardan kaçmaktadır. Karşısına çıkanlara derdini şöyle anlatmaktadır:

Zaptiye müfrezesi İslamoğlu Mustafa’yı izlemeye başlamış.Zaptiyeler, Mustafa’nın köydeki ailesine de işkence yapmışlar.Mustafa, ailesine yapılan bu zulüm karşısında teslim olmaya razı olmuş ve bu taktirde affedileceğini vadeden hükümet tarafından zincire vurularak hapse tıkılmış.

İslamoğlu Mustafa, 1270 (M.1854) yılında Kütahya hapishanesinin duvarını delerek 3 arkadaşı ile kaçıyor ve bu tarihten sonra da Mustafa artık namlı bir zeybek veya amansız bir efedir. Zenginlerden alır, fakirlere verir. Irza ve namusa tecavüz edenleri cezalandırır. Fakir kızları çeyizlendirir. Kötülüğe ve haksızlığa karşı amansız bir mücadele açar.

Aslanapa üzerinden dolaşarak Simav dağlarına gelir. İslamoğlu’nun hapishaneden kaçması ününe ün katar ve ilin bütün zaptiyelerinin peşine düşmesine neden olur. Duyurular yapılır, başına ödüller konur ve böylece peşindeki insan sayısı artar da artar.

Aslanapa üzerinden Simav Dağlarına gelir.Peşinden bütün Kütahya Zaptiyesi (Jandarması) seferber olur.Ve onu bütün Simav Dağlarında ararlar.

Zengin kervanlarını,ağa konaklarını,çiftliklerini basarak elde ettiği ganimetin bir bölümünü dağıtmakta,düşküne yardım etmekle tanınmaktadır. Uşak,Simav,Şaphane,Kula ve Gediz yörelerinde tam bir egemenlik kurar. (…)

İslamoğlu Mustafa Efe 7 yıl olmuş ve zaptiyeler tarafından yakalanamamıştır. Ama onu bu mücadelesi sırasında Selendi kazasında gördüğü bir yörük kızı yakalamıştır. Ama bu sevda evliliğe dönüşür. Bu kavgadan vaz geçip çoluk çocuğa karışmak niyetindedir.

İslamoğlu Selendi’den bir ağa kızı kaçırır. Kızının kaçılışına çok kızan ağa bir heybeye altın doldurur ve “kim kızımı kurtarır ve İslamoğlu’nun kellesini bana getirirse bu altın dolu heybe onun” der. Bu kadar altın verildiğini duyunca hem Gediz, hem de Simav birer çete kurarlar.

Bir tek Şaphane, İslamoğlu buralı diye- karışmaz. Kendisini bulurlar ancak kimse yanına yaklaşamaz. Halk İslamoğlu’nu kurşun geçmez, ölmez gerçeküstü biri zanneder. Sonunda yakın adamı tarafından yaralanır.

O halde bile yakalanmaz ancak ölüsü bulunur. Ölüsüne de üç gün kimse yaklaşamaz. Bunun üstüne halk çok sevdiği bu kahraman için İslamoğlu türküsünü yakar. (Tahsin Ünlü, 20.5.2006, Şaphane)

İslamoğlu, 7 yıl süren maceralarının son zamanlarında, efelikten vazgeçip emeli ile Pazarlar’ın Orhanlar köyünde bir ev yaptırmış ve burada oturmaya başlamış. 1868 yılında bu köyü kuşatan müfrezeler, İslamoğlu’nu sıkıştırarak teslim olmaya zorlamışlar.

Kuşatma çemberini yarıp geçmeye çalışan İslamoğlu, bu sırada kendisine ihanet eden Gökçe adındaki bir köylünün attığı kurşunla yaralanmış, bir ceviz ağacının ardına saklanarak son kurşununa kadar kendisini savunmuş, ancak kurşunlarının bitmesinin yüzünden aldığı yaralarla orada düşüp ölmüş.

Ölümü ile ilgili bir başka rivayet ise;

Bir diğer rivayetleme de;

Kör Deveco Deli Ali de vilayet tahrir defterine İslamoğlu’nu yakalayıp vuran kişi olarak geçer. Haber zaptiyelere tez ulaşır ve İslamoğlu’nun kellesi kesilerek Simav çarşısında günlerce teşhir edilir; ama Gedizlilerle bu teşhir yüzünden anlaşmazlık çıkar.

Kısacası İslamoğlu’nun kellesi paylaşılamaz. Devlet hiç olmazsa bu konuda adil davranır ve İslamoğlu’nun her iki kulağı kesilerek Simav ve Gediz’e verilir, kulaksız kelle de Kütahya’ya götürülür.İslamoğlu’nun Ulucamii şadırvanına çivilenen kulağı, orada yıllarca durur; ta ki 1911 yangınında şadırvanla birlikte yanıncaya kadar ….

İslamoğlu ölmüş, ancak geniş bir bölgede çok büyük bir üne kavuşmuştur. İslamoğlu, davul-zurna eşliğinde okunan birçok türküye konu olmuştur.

Eşi Yörük kızı Ayşe arkasında ağıtlar yakar. Mustafa İslamoğlu karısı Yörük kızının o uzun saçlarını kendi elleriyle örmüştür. Ama bu onun karısının uzun saçlarını son örüşü olur. Rahmetli olmuştur. Yörük kızı Ayşe de kendi ölümüne kadar bu örgüyü bozmaz. Vasiyeti üzerine öyle defnedilir. Eşi Yörük kızı İslamoğlu’nun arkasından ağıtlar yakar.

İslamoğlu derler benim adımı

Yiyen bilir ince bıçağımın tadını

Yaman olur Şaphanenin adamı

Nolaydın da keşke teslim olaydın

Konak avlusuna kendin varaydın

Şaphane dağını duman bürüdü

Üçyüz atlı beşyüz yaya yürüdü

Can Mustafam şu dünyada bir idi

Nolaydın da keşke teslim olaydın

İslamoğlu inip gelir enişden

Her yanları görünmüyor gümüşten

Mevlam kurtarsın seni bu işten

Nolaydın da keşke teslim olaydın

İslamoğlu Mustafa Efe’nin çok güzel cura çaldığı bilnmektedir. Eşi de onun hatırasına türküler yakmaktadır.

Tüm bölgeyi saran kahramanlıklarını, 39 yıllık ömrüne sığdırmıştır. Mustafa islamoğlu dönemin adaletsizliğine isyan etmiş ve hapse atılmış. Hapisten kaçıp, dağa çıkan İslamoğlu, soyguncu olmadığı ve yoksulun yanında olduğu için halkın gözünde kahraman olmuştur.

İslamoğlu Efeyi düğüne çağırmışlar. Düğünde efe oynarken zaptiyeler baskın yapmış. Haberciler efeyi uyarmış, baskın var diye. Ancak efe baskın yapanların kim olduğunu öğrenince “ben üçbeş çapulcu için oyunumu bozmam” diyerek hem oyununa devam etmiş, hem de ateş etmiş. Oyunun böyle ortaya çıktığı anlatılagelmiştir.

İslamoğlu türkülerinin çokluğu, içeriklerindeki farklılıklar, İslamoğlu’nun ne kadar geniş halk kitlelerine mal olduğunun bir kanıtıdır. Bu birbirinden farklı türküler ve öyküler, onun yaşamıyla ilgili birçok yakıştırma olduğunu göstermekte; başka eşkiyalık olaylarının da onunla ilişkilendirildiğini düşündürmektedir.

İslamoğlu beyaz perdede!!

İslamoğlu Zeybeği’ne kaynaklık eden İslamoğlu Mustafa Efe’nin hikayesi 1966 yılında Enver Paşa’nın yeğeni yönetmen Kemal Kan tararından beyaz perdeye aktarılır. İslamoğlu karakterini beyaz perdenin zirve isimlerinden Eşref Kolçak ,eşi Ayşe’yi ise Selma Güneri oynamıştır.

Film, zalim Hacı İbrahim Ağa’ya karşı İslamoğlu’nun mücadelesini anlatır. Hacı İbrahim Ağa fakir köy halkını sömürmekte, kendisine karşı gelenlere işkence ederek öldürmektedir.  Kadı ve valiyi verdiği rüşvetlerle susturan Hacı İbrahim Ağa, kendini köyün tek hâkimi görür. İstediği haracı vermeyen İslamoğlu’nun anne ve babasını öldürür. Bunun üzerine İslamoğlu, Hacı İbrahim Ağa’ya karşı harekete geçer. Ağa’nın kızı Azra, görüp beğendiği İslamoğlu’na yardım edecektir.

YORUM EKLE