21.11.2022, 13:52

Gurbetten Mektup var

Yaşamını yurt dışında sürdüren Uşak Banazlı yazar, söz yazarı bestekar ve yorumcu Sami Samancı, uzun bir aradan sıra yine www.usakgundem.com okurları için yazılarına başladı.

okurlarına selam ve sevgilerini ileten Yazarımız; “Uşak-Banazlıyım. Yaklaşık 35 yıldır Almanya’dayım. Çocuklarımı okuttuktan sonra; 2010 yılından itibaren roman yazmaya başladım. 3 romanım bir de şiir kitabım var. 2019 yılında beste çalışmalarına başladım. 5 şarkım TRT İstanbul Radyo solistlerinden Melda Kuyucu Kılıç tarafından okundu. YouTube da var. Geçtiğimiz Cumartesi günü Alman gazetesinde röportajım yayımlandı. Söz ve müziği bana ait 4 şarkımı da kendim okudum.

Bundan sonra, gurbette yaşayan Uşaklı hemşerilerimin en çok takip ettiği www.usakgundem.com İnternet Haber Sitesinde kısa kısa öykü ve şiirlerimle sizlerle olacağım” dedi.

İşte Samancı’nın kısa öykülerinden birisi:

YILKI ATI

Sabah ahıra inip atına baktı. Ne önüne koyacağı bir tutam ot, ne de bir gram saman kalmamıştı. Üstelik yem için ayırabileceği tek kuruşu da yoktu cebinde. Bir yumurtanın ödünç, peynirin gramla alındığı ve veresiye alışverişin tavan yaptığı 1950’li yılların amansız kıtlık ve yokluk yıllarıydı.

Adam atın yularını tutup yola koyuldu. Mevsim kış ve Banaz’ın en soğuk günleriydi. Ormanlık bir alana gelince atın yularını çözüp Azad etti atını. Hiç arkasına bakmadan yürüdü sonra.

Dönüp baksa belki bırakamam endişesiyle bakmadı arkasına. İçi üzüntüden kıyım kıyım olmuştu işte.

Bir hafta sonra pişmanlığına yenik düşmüştü. Günlerdir atının soğuk kış gecelerinde ne yaptığını düşünmek kahrediyordu O’nu.

acımıştı atına. Onca yıl kahrını çeken bu uysal hayvana yapabileceği en büyük kötülüktü çünkü. Cebinden yarısı bitmiş sigara paketini çıkarıp büküp attı. Sigarayı terkettim diye belli belirsiz mırıldandı. Çünkü diğer tarafta bir can vardı kendisine vefa borcu olduğu.

Vefa neydi ?

Unutmamak ve hep hatırlamak değil miydi ?

Adam hızlı adımlarla yola koyulup atını bıraktığı ormanlık alana doğru yürüdü. Bir saate yakın yol yürüdükten sonra varabildi atını bıraktığı yere. Etrafı arayıp taradı, lâkin yoktu atı. Üzgün ve düşünceli geri döndü.

Cumartesi günü, Banaz pazarına gitti. Omuzundaki heybesine biraz erzak alıp tam evine dönmek üzereydi ki Pazar kalabalığının içinde, ensesinde bir nefesin sıcaklığını hissetti. Dönüp baktığında gözlerine inanamadı. Atı bir milim gerisinde duruyordu.

At ağlar mı demeyin. Atının gözlerindeki gözyaşlarının tanığıydı O.

Boynuna sarılıp kulağına “Affet beni “ diye fısıldadı. Omuzundaki heybesini atının sırtına atıp, biraz kederli, çokça mutlu evinin yoluna koyuldu..

(Bu öykü babamın bana anlattığı gerçek bir olaydan esinlenerek yazılmıştır)

Yorumlar (1)
Adil 2 hafta önce
Keşke böyle yazarlarımız daha çok olsaydı da, hiç olmazsa Kore gazilerimizin anı ve hatıraları kağıda dökülüp mahfuz kalsaydı. Muharrire edebi hayatında daha nice başarılar dilerim.