Karagöz Hasan

Yazarımız Ömer Kâhya’dan güzel bir öykü denemesi daha. Ömer Kâhya, “Karagöz” lakaplı Küçük Hasan’ın gözünden 1910 -1920 yılları arasındaki Uşak’tan kesitleri akıcı bir dille kaleme almış.

İşte Ömer Kâhya’nın anlatımı ile tarihten sevimli, sıcacık bir Uşak kesiti:

KARAGÖZ HASAN

Yıllardır süren savaş memleketi harap etmiş, insanlar fakirleşmiş eve dama bakım yapılamaz olmuştu. Hem nasıl bakım yapılsın ki? İnsanlar yiyecek ekmek bulamazken evin duvarı, çivisi kimin umurundaydı?  

İşte böyle bir ortamda büyümüştü Hasan. Ona “Karagöz” lakabını kaşı gözü için değil çocukların içinde en cevvali; kavgada, döğüşte en aşırıya gideni, en tehlikeli işlerde ilk sırada bulunanı olduğu için takmışlardı. Henüz on ikisinden gün alalı dört ay olmuştu. Onu da babası İkinci Meşrutiyeti kutladıkları, memlekete hürriyetin geldiği tarihi aklından çıkarmadığı için tam olarak bilebiliyordu. Hatta babasının anlattığına göre; o gün padişahı savunan birkaç hoca efendi neredeyse linç edilecekken Ulucami ye sığınarak hayatta kalmışlardı.

Evleri Uşak’ın Sabah mahallesinde Güldibi çeşmesinin yanında iki katlı, kerpiç ve epey yıprak bir evdi. Babası Recep kalfa, Sofuların kahyası idi. Bazen evde olduğu zamanlar evin cumbasından çatlak ve bazı yerleri çaputla kapatılmış pencereden gözleri eşeğinin yularından tutarak çekip gelen ardından semerden güğümleri indirip onlara su dolduran ve tekrar eşeğe yükleyip konağa doğru götüren babasına takılırdı.S  everdi babasını ve işlerin yoruculuğunu yüzünde gördüğü babasına acırdı içten içe. Her zaman olmasa da hafta tatili olan Cuma gününe denk getirip babası onu konağa götürürdü.

O zamanların Uşak’ında lüks ve konforlu sayılacak az sayıda ki evlerden biriydi bu. Büyük bahçe duvarlarının çevirdiği ve “cihannüma” adı verilen gayet heybetli avlu kapısından girince, hemen orta yerde koşuşturan hizmetkârları, atlara bakım yapan seyisleri, at arabalarını tamir eden uşakları, çift çubuğa giden Rençberleri ve halı dokuyan kadınları hemen gözü seçer ve o çocuk dünyasında ona bir devlet işleyişi gibi öyle büyük görünürdü ki babası dürtüp hadi demese saatlerce bu heyulayı izleyebilirdi. Genelde konağın sahibi Azmi Ağayı heybetli bir kıratın üzerinde görür büyük kapıdan girip çıktığını izlerdi. Uzun boylu biraz çelimsizce olan bu adam yanından geçerken “ne yaptın Karagöz” diye takılmadan da edemezdi. Hatta önemli gün ve geceler hatırına da harçlık verdiği de olurdu. İşte o zaman içten gelen bir heyecanla “Sağol Bey Dayı” diye yarı çığlığımsı bir nara atardı. O kadar çok arkadaşı vardı ki, bu arkadaş topluluğuyla taburlar kurarlar beş sene önce ki ordumuzun muhteşem zaferi olan Çanakkale savaşını canlandırırlardı. En çok sevdiği oyunlardan biride Dokuzsele kenarında sapanlarla kurbağa avlamak sonra bu kurbağaları cenaze merasimi yapıp gömmekten de çok hoşlanırdı. İzmir’e doğru yol alan deve kervanlarına da musallat oldukları ve eline değneği alıp artlarından koşan çobanlarla da epey maceraları olmuştu. Bir seferinde önde giden eşeğin burnuna diken batırıp kaçmışlar eşek can havliyle üzerinde ki sürücüyle beraber Ilıcaksubaşı deresine düşmüş onu takip eden birkaç devede aynı akıbete uğramıştı. O kadar hızlı kaçmışlardı ki sonucun ne olduğunu iki gün sonra mahalle arasında kadınlardan duymuşlardı.

Anlatılana göre develer Hamzaların Ali Bey’indi ve çok miktarda halı kilim ıslanmış ve maddi kayıp meydana gelmişti. Kazada bu olay sonrası çocuklar için öyle sert önlemler alınmıştı ki Hasan ve yandaşları belki bir ay o muhitte görülmemişti.

Uşak semalarında Yunan uçakları

Günler böyle geçerken bir gün bir tayyare Uşak semalarında dolaştı. Bir sağa bir sola döndü durdu. Bu çocuklar için öyle harikulade bir şeydi ki çocukların gökyüzüne bakan elleri alınlarında “Vay tayyareye bak leyyn” sözleri istemsiz ağızlarından dökülüyordu. Sonra büyüklerin “ellemen uçsun” lakırdıları duyuluyordu. Bir kaç gün sonra devam ettiği Antepli medresesinde Rasih Hoca dan bu uçakların Yunan uçağı olduğunu ve keşif için uçtuklarını öğrenmişti. Evde babasına söylediğinde babası, ”Vay cavırın dölleri ne işleri vamış burlarda ta Yonandan?” diye tepki almıştı. Ama gel zaman git zaman Yunanlıların İzmir’i işgal ettiği duyulmuştu. Analığı babasının iki sene önce evlendiği Aybey Mahallesinden daha önce kocası Yemen de kalmış Pembe Hanımdı. Bu kadının önceki evliliğinden çocuğu yoktu. Evlenmiş beş sene sonra kocası askere gitmiş ve bir daha dönmemişti.cİyi ve sakin bir kadındı.xKendi anasını hatırlamak bile istemiyordu Hasan. Mahalleye sıkça uğrayan” perişan” lakaplı zerzevatçı ile kaçmıştı. Kula da durduklarını söylüyorlardı ama babası bir daha anasını anmamaya yeminliydi. Bir kız kardeşi vardı ama üç yaşında aşırı ateşten ölüvermişti.B elki de anasının gitmesinden önce ki aileyi kasıp kavuran en büyük acı buydu. Buğdaylı cami bitişiğinde ki küçücük mezarına ara sıra uğrar birkaç damla yaş yanağından süzülür duasını edip elini yüzüne sürer hemen ayrılırdı mezardan. Bazı canı sıkkın olduğu zamanlarda kardeşinden hatıra minik elbiseyi göğsüne bastırıp hıçkıra hıçkıra ağlardı. Bu onu rahatlatıyordu besbelli.

Rum Nikola en iyi arkadaşıydı

Kaza da bulunan Rum Mahallesi de ona çok acayip gelirdi. Onların camileri değil koca çanlarla çınlayan yüksek kuleli Kiliseleri vardı. Bir kaç Rum arkadaşı vardı ama en çok Nikola ile oynamayı severdi. Bu çocuk tütün tüccarı Aleksi Bey’in oğluydu. Nikola onu bazen bir kaleye benzeyen taş yapılı evlerine götürür beraber bir şeyler atıştırıp sokağa oyuna geri dönerlerdi. Uşak ta Türkler ve Rumlar barış içinde yaşar kimse kimsenin işine karışmaz, mal ve can güvenliği ise Anayasal hak olarak bilinir aynı zamanda komşu hakkı diye yan gözle bile bakılmazdı. Bu Rum çocukla gezdiğini gören tanıdık bazı büyükler “Cavırın çocuğunnan fazla eyleşme bakam” diye nasihati da vermeden geri durmazlardı. Yine de kendisi Rum Mahallesinde fazla zaman geçirmediği gibi arkadaşı Nikola da da İslam Mahallesinde çokca eğleşemezdi. Ne kadar arkadaşı da olsa toplu olarak Türk ve Rum çocukların birbiriyle sokak aralarında yada dere kıyılarında kavga dövüşleri az rastlanır bir durum değildi. Karagöz lakabına uygun olarak birkaç Rum çocuğun kafasını yarması, arkadaşları arasında övünerek anlattığı hadiselerdendi. Yine bir gün Kalfa Korusunda bulunan asırlık çamlarda bal var söylentisi onu koruluğa kadar getirmişti. Çocukların erişilmez gibi gördüğü çamın en zirve noktasına yakın bir dalında bulunan hakiki balı şaşkın bakışlar altında çabucak çıkıp peteği kaptığı gibi aşağıya inmesi bir olmuştu. Çocuklar kendi aralarında “Hayret len nası çıktı!” diye söylene dursun, Hasan birkaç arı sokmasının verdiği acıyı duymayarak baldan ilk parçayı midesine indirmişti bile.

Uşak Kuvayı Milliyesi “Hayır Pilavı”nda örgütleniyor

Bahçeler arasında bir Rumun işlettiği ama yerli ahaliden bazı zevatında takıldığı bir meyhane vardı. Buraya “Şişebeyi”nin meyhanesi derlerdi. Bir gece babası konağın arabasını hazırlamış yoldan geçerken Hasanı da evin önünde görünce onu da arabaya alarak bu meyhaneye gitmişlerdi. Buraya boşuna değil Azmi ağanın İstanbul dan gelen arkadaşı Basri Beyi eve getirmek için gelmişlerdi. Basri Bey içmeye düşkün bir adam olduğu için Azmi ağa akşamüstü arabacıyla buraya bıraktırmış gecede Recep Kalfaya almasını emretmişti. Hasan yakından ilk defa sarhoş bir adam görüyordu. Misafiri konağa bırakıncaya kadar da epey korkmuştu adamın durumundan. Sarhoş adam tiz bir sesle naralar atıyor Hasan’ın üzerine doğru yıkılıyordu. Bu durumdan hiç hazzetmemiş herifi konağa bıraktıktan sonra derin bir “ohh”çekerek”bu durumdan kurtulduklarına sevinmişti. Bir cumartesi günü Kaza’nın ileri gelenlerinden Bacaklar’ın ulucami önünde “hayır pilavı”vardı. Tüm çocuklar gibi o da bu topluluğa katıldı. Yemeğin ardından gayet temiz giyinmiş ve sardığı sarıktan önemli bir şahsiyete benzeyen bir adam çıkıp bir konuşma yaptı .Aslında bu pilav bir anlamda bahane olmuş insanların toplanmasına vesile olunca da Kaza’daki örgütlenme hakkında bilgi verilmişti. Evet konuşma yapan kişi Uşak Müftüsü Tahtakılıç İbrahim Hocaydı ve yaklaşan Yunan tehlikesine karşı halk uyarılıyor aynı zamanda yardım ve asker talep ediliyordu. Babası bile evlerinde bulunan dolma tüfeğini temizlemeye başlamıştı. Adına Uşak Hücum taburu denen bu örgütlenmeye o da katılacaktı.

Ömer Kahya.

YORUM EKLE