HER CANLIYA ŞEVKAT VE MERHAMET BORCUMUZ VAR

İslam Dinini “ Allah’a İbadet ve İtaat, Allah’ın yarattıklarına karşı şevkat ve merhametten ibarettir” şeklinde özetleyebiliriz.

YAŞAM 07.04.2022, 09:28

HER CANLIYA ŞEVKAT VE MERHAMET BORCUMUZ VAR

İslam Dinini “ Allah’a İbadet ve İtaat, Allah’ın yarattıklarına karşı şevkat ve merhametten ibarettir” şeklinde özetleyebiliriz.

YAŞAM 07.04.2022, 09:28
HER CANLIYA ŞEVKAT VE MERHAMET BORCUMUZ VAR

Yüce dinimiz İslam’ın merhamet anlayışı, yeryüzündeki bütün canlıları kapsamaktadır. Kur’an-ı kerim de: ” De ki: ‘ Göklerde ve yerde olanlar kimindir?, ‘Allah’ındır’ de. O, rahmet etmeyi kendine gerekli kıldı. Sizi elbette varlığından şüphe olmayan kıyamet gününde toplayacaktır…” (En’am,12) ayetinde göklerin ve yerin sahibi olan Allah’ın, kendisine merhameti seçtiği ifade edilmiştir.

           Yüce Allah’ın rahmet ve merhameti; kullarını ve diğer mahlukatını rızıklandırması, karşılaşacağı kötü şeylerden koruması ve onlara ihsanda bulunması şeklindedir. Yüce Allah, âlemlerin rabbidir. Âlemi ise, sadece insana özgü gibi telakki etmek ve bu çerçevede düzenlemeler yapmak oldukça yüzeysel bir bakışın sonucudur. Hz. Peygamber (s.a.s) de âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir. (Enbiyâ,107) İnsanıyla, hayvanıyla, bilineni ve bilinmeyeni ile âlemlere rahmet eden bir Allah ve âlemlere rahmet olarak gönderilen bir peygamber… Rasûlulah (s.a.s)’a nispet edilen şu hadisler Allah’ın rahmetinin genişliği konusunda bize yeterli fikir vermektedir. “Allah rahmeti yüz parça yarattı. Bu rahmetten doksan dokuzunu yanında tuttu. Yeryüzüne (bu rahmetin) sadece bir parçasını indirdi. İşte bu parça sebebiyledir ki yaratıklar birbirine acımaktadırlar. (Öyle ki) at, süt emen yavrusuna engel olmaması için ayağını bu rahmet sayesinde kaldırır.” (Buhari, Edeb, 19;) Hz. Peygamber (s.a.s) de, bütün insanlığı ve bütün varlığı içine alan bir sevgiyle insanları ve diğer varlıkları kucaklamıştır.

Âlemlere rahmet olarak gönderilen ve bir merhamet denizi olan Sevgili Peygamberimiz (sav)’in şefkat ve merhameti sadece insanlara mahsus değildi. Hayvanları da kapsıyordu. Çünkü, onlar da can ve ruh taşıyordu. Peygamberimiz hayvanlara fazla yük vurulduğunu, aç ve susuz bırakıldıklarını veya bünye ve yaratılışlarına aykırı bir işte kullanıldıklarını görünce, bunu yapmamalarını söylerdi.

Bir sefer esnasında Sahabîler bir kaya kuşu gördüler. Yanında iki de yavrusu bulunuyordu. Birisi gidip yavrularını aldı. Anne kuş gelip başlarının üstünde çırpınarak uçmaya başladı. Peygamberimiz (sav) bunu görünce, "Yavrularını alarak bu hayvanın canını kim acıttı? Yavrularını yerine koyun." (Ebu Davud, Cihad,122 (2675) buyurdu.

Hz. Ebü Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (sav) buyurdular ki: " Bir adam yolda yürürken susadı ve susuzluğu arttı. Derken bir kuyuya rastladı. İçine inip susuzluğunu giderdi. Çıkınca susuzluktan soluyup toprağı yalamakta olan bir köpek gördü. Adam kendi kendine: "Bu köpek de benim gibi susamış " deyip tekrar kuyuya inip, ayakkabısını doldurup ağzıyla tutarak dışarı çıktı ve köpeği suladı. Allah onun bu davranışından memnun kaldı ve günahlarını affetti. Resûlullah’ın yanındakilerden bazıları: “Ey Allah’ın Resülü! Yani bize hayvanlara (yaptığımız iyilikler ) için de ücret mi var?” dediler. Peygamberimiz (s.a.s): “Evet! Her “yaş ciğer” (sahibi) için bir ücret vardır.” (Buhâri, Şirb 9,) buyurdu.

İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: "Resûlullah(aleyhissalâtü vesselâm) buyurdular ki: “ Bir kadın, eve hapsettiği bir kedi yüzünden cehenneme gitti. Kediyi hapsederek yiyecek vermemiş, yeryüzünün haşeratından yemeye de salmamıştı.” (Buhari, Bed’ü’l-Halk 17,)Bu hadislerde Peygamberimiz (s.a.s) bir adamın bir köpeğe su vermesinden dolayı aldığı mükafat ile bir kadının kediye verdiği zarardan dolayı aldığı cezayı ifade etmektedir. Bu da gösteriyor ki küçük gördüğümüz bir amel dahi insanın kurtuluşuna vesile olduğu ve küçük bir günahın da insanın cehenneme gitmesine sebep olduğu anlatılmıştır.

Hz. Peygamber (s.a.s), yine bir gün yüzüne damga vurulmuş bir merkebin yanından geçerken, hayvanın bu haline acımış ve üzüntüsünü şu sözlerle ifade etmiştir: “Bu hayvanı yüzünden dağlayana Allah lanet etsin.” (Müslim, Libas,107) demiştir. Halbuki hayatı boyunca kolay kolay lanet etmeyen Peygamberimizin, hayvanın gördüğü şiddet ve eziyet karşısındaki bu acıklı hali karşısında lanet etmekten kendisini alamamış olması aslında şiddete, vahşete, zulme, haksızlığa ve merhametsizliğe yönelik bir lanettir.

Zaman zaman müşahede ettiğimiz kadarıyla, kendisini koruyamayan, yapılan zulmü ifade etmekten aciz hayvanlara karşı reva görülen vahşi davranış ve uygulamaları, vicdanına ve imanına kulak veren hangi insan tasvip edebilir? Şehirlerimizde sokak hayvanı diye kurşunlara hedef olan, zehirlenen, aç ve susuz bırakılmak suretiyle ölüme terk edilen ve can çekişen hayvanların arz ettiği görünüm, insanlık adına üzüntü verici bir tablodur. Bu hayvanların fert ve toplumun sağlık ve güvenliğini tehlikeye düşürecek şekilde başıboş bırakılmasını elbette hiç kimse tasvip etmez. Ancak bu tür hayvanların hünharca itlafının, tek çözüm olarak görülmesi de yanlıştır. Bu hayvanları itlaf etmek yerine onların topluma zarar vermeyecek şekilde hayatlarını sürdürebilecekleri ortamlar hazırlanması insanlık adına daha doğru bir yoldur. Bu ve benzeri hadisler ve uygulama örnekleri hayvanlara veya diğer canlılara karşı takınacağımız tavır konusunda bizlere bir ufuk ve yol haritası çizmektedir. İnancımaza göre tüm yaptıklarımızdan hesaba çekileceğiz. Zira insan, başıboş bırakılamayacak kadar saygın ve sorumlu bir varlıktır. Haklı ve meşru bir gerekçe olmadan hiçbir canlının hayatına son verilemez ve ona şiddet uygulanamaz. Nitekim peygamberimiz (s.a.s), “Merhamet edenlere Allah da merhamet eder. Siz yeryüzündekilere merhamet edin ki, göktekiler de size merhamet etsin.” (Tirmizi, Birr, 16) “Haksız yere bir serçeyi öldürenden Yüce Allah kıyamet gününde hesap soracaktır.” (Nesâi, Dahâyâ, 42) buyurarak bu sorumluluğun sınırlarını adeta çizmiştir.

Hz. Peygamber değil hayvanlara şiddet uygulanmasını haklı bir gerekçeye dayanmaksızın onların rahatsız edilmelerini dahi onaylamamaktadır. Bu durumu onun uygulamalarında hep görmekteyiz. Nitekim Rahmet elçisi, Mekke fethine ordusuyla birlikte giderken, yolda yavrularının üzerine abanmış, yavruları iki yanından memelerine yapışıp emişen bir dişi köpek gördü. Sahabeden Cu’ayl b. Süraka’ya, hemen gidip hizasında durmasını ve askerlerden hiçbirinin, ne köpeğe ne de yavrularına dokunmamalarını emretti.” (Vâkıdî, Kitâbu’l-Megâzi,ıı,804) Bu örnekler diğer canlılara karşı takınılacak tavır konusunda Peygamberimizin ne kadar hassas ve merhametli olduğunu göstermektedir. Bütün bu örneklerden hareketle İslam’ın gerek insan ve gerekse diğer canlılara karşı olan merhamet ve hoşgörüsünün sınırlarını görmek mümkün olmaktadır.

Sözün özü yaratılanların hayat ve hayatı güzel yaşama hakkına Yaratan aşkına destek olmalıyız. Değilmi?….

                                                                                                                              UŞAK İL MÜFTÜLÜĞÜ

                                                                                                      Yayınlanacağı tarih : 30/05/2017

Kaynak: UŞAK GÜNDEM
Yorumlar (0)