İsa Karakaş'tan Bomba TES Analizi Yüzde 45 Prim Yükü Sistemi Çökertir
Sosyal Güvenlik Uzmanı İsa Karakaş, Türkiye gazetesindeki köşeyazısında öne çıkan en kritik nokta ise prim yükünün yüzde 45'e yaklaşması ve bunun hem çalışanlar hem de işverenler için taşınamaz bir yük oluşturması.
Çalışanlar İçin Sürdürülemez Bir Yük
TES'in önündeki en büyük engellerden biri, çalışanların zaten nefes alamaz hale gelmiş olması. Rakamlar durumu net bir şekilde özetliyor: Ocak 2026 itibarıyla yeni asgari ücret 28.075 TL seviyesinde belirlenirken, açlık sınırı 31.224 TL. Bu, asgari ücretlilerin zaten açlık sınırının tam 3.149 TL altında yaşadığı anlamına geliyor.
Mevcut yüzde 15'lik prim yüküne eklenecek yüzde 3'lük TES kesintisi, işçinin eline geçen parayı 27.084 TL'ye düşürecek. Karakaş, bu durumu "İşçinin mesajı net: Nefes alamıyoruz, bir kuruş bile eksiltemeyiz!" sözleriyle özetliyor. Zaten açlık sınırının altında yaşayan bir çalışandan ek kesinti beklemek, hayatta kalma mücadelesini daha da zorlaştırmak anlamına geliyor.
İşverenler İçin Çekilmez Bir Maliyet
İşveren cephesinde de tablo hiç parlak değil. Enflasyon, yüksek faiz ve döviz kuru baskısı altında zaten zorlanan işverenler, yeni bir maliyete kesinlikle "hayır" diyor. SGK ve işsizlik primleri şu anda yüzde 37,75 seviyesindeyken, Ocak 2026'da bu oran yüzde 38,75'e çıkarıldı. Eğer TES devreye girerse, yüzde 6'lık ilave prim (yüzde 3 işveren + yüzde 3 işçi hissesi) ile istihdam üzerindeki toplam prim yükü yüzde 44,75 gibi sürdürülebilir olmayan bir seviyeye fırlayacak.
İmalat dışı sektörlerde yüzde 5 olan teşvik indirimin yüzde 2'ye düşürülmesi de işverenlerin yükünü artıran bir diğer faktör. Bu şartlar altında işverenler, bir yandan maliyetleri düşürmeye çalışırken diğer yandan yeni yüklerle karşı karşıya kalıyor.
TES Neden Hayata Geçemiyor?
İsa Karakaş'ın analizine göre, 2003 yılından beri rafta bekletilen kıdem tazminatının fona devri ve TES entegrasyonu projeleri, her seferinde sosyal tarafların sert duvarına çarptı. Bugün gelinen noktada ne işçinin bu primi ödemeye gücü var, ne de işverenin bu maliyeti karşılayacak bir kapasitesi.
Hükûmet de biliyor ki tarafların rızası olmadan kurulacak bir sistem, ekonomik istikrar değil toplumsal huzursuzluk getirir. Gelişmiş ülkelerde emeklilik fonları trilyon dolarlara ulaşarak ekonominin can damarı olurken, Türkiye'de birikim oranları maalesef yerlerde sürünüyor. Devlet, işveren ve işçi üçlüsüyle bir kaynak oluşturarak ekonomik istikrar sağlama hedefi, tarafların bu yükü taşıyacak gücünün kalmaması nedeniyle askıda kalıyor.
Karakaş, en iyi çözümün tamamlayıcı sistemden ziyade mevcut SGK emeklilik sisteminin katlanılan külfete göre adil ve sürdürülebilir hale getirilmesi olduğunu vurguluyor.