03.03.2021, 12:08

MUŞ’LU İSMAİL’İN YÜREĞİ

“Kişi gördüğüne inanır, anlatılana  değil!

          2017 Anayasa Referandumunun ertesi günü bahçede çiçek ve ağaçlarla ilgilenmek için ayaklarımda çizme, üzerimde çalışma elbiselerim vardı. Hava hafiften çiseliyordu. Kafam karışık Türkiye’nin yarısı gibiydim. Bahçeye gelen apartman yöneticimiz  Ali bey,  “Hocam kolay gelsin.  Yeni yaptırdığımız garaj kapısına hazır beton gelecek, yakınımızda bir yerde, arabanızla gitsek! ”Alicim  beni götürme, arabayla git diyerek kontak anahtarını verdim. Ali bey bir müddet sonra  b eton  karma ve döküm kamyonuyla gerekli yere çimentoyu döktürdü ve benden yardım talebinde bulundu. Bu arada karşı inşaatta istirahatta bulunan bir işçiden de  düzenlemeyi yapması için anlaşmış. Bahçeden çıktığımda kafam gibi rüzgarın da sert estiğini fark ettim. Garaj kapısı önünde  Ali  bey mutsuzdu ve kafasını tutuyordu.”Hocam çok kötü oldum, bu işi işçiyle halledin” diyerek eve gitti.

           Belli ki gelen işçiye ne yapacağı tam anlatılmamıştı. Apartman  trotuvarının  bir kısmında oluşan  açılımlara da hazır betonu döktük genç işçiyle. 25 yaşlarında kumral sempatik  çocuğa  adını ve memleketini sordum. “Muş’luyum, adım İsmail,  şu karşı inşaatta   çalışıyorum, dör arkadaşız hem de inşaatta yatıp kalkıyoruz. Sen ne iş yapıyon amca.” Dedi. “Müfettişim.,  Yeni emekli oldum. İsmail. “ şimdi de kapıcılık mı yapıyorsun  amca, çoluk çocuk yok mu?” bahçedeki kulübeyi göstererek “orada nasıl duruyorsun.” Dedi.  İsmail o kadar temiz yürekli saf  birisi ki,  anlattıklarıma değil, ayağımdaki çizme ve üzerimdeki çalışma elbisesine göre  kafasında gariban yalnız birisi olarak algıladığını fark ettim ve bozuntuya vermedim. Beni korumak ve savunma pozisyonunu üstlenmişti, mutluydu. Duygularını güçlendirici tavır aldım. İdare ediyorum işte. “Yönetici çok gaddar, kapıcı odasını onarmıyorlar” Dedim. İsmail’in bakışları, bana acıdığını belli ediyordu.” Gırmançi  zani!” Es zani dedim. Gözleri parladı. Kürtçeyi nerede öğrendiğimi ve memleketimi sordu. Şırnak’da, öğretmenlik yaptığımı ve orada öğrendiğimi, Muşlu sevdiğim bir Müfettiş arkadaşımın olduğunu, şimdi Aydın’a gittiğini anlattım. Bu arada rüzgar  daha hızlı  vurmaya başladı. Uşak ilinin en rüzgarlı yeridir  Esentepe. İsmail o kadar mutluydu ki bana daha yakındı her haliyle. Yönetici kaç lira verecek sana İsmail? “ Ne verirse alacam.”  Diye  boyun büktü.

      Biraz ajite ederek espri olsun diye, sana yine para verecek, beni eziyorlar.  “Amca sen o kulübede durma! “Kapıcı dairesini göstererek “burada dur yaptır da, Ağanın verdiği parayı bölüşürüz üzülme!”  Dedi. Bu genç delikanlının paylaşımcı  yüreği, belki kaçak çalışıyor inşaatta, sigortasız, sendikasız, baba ocağından uzak illerde,  standartların altındaki yaşam içinde beni yardıma muhtaç ve ezilmiş gibi algılaması, hümanist yüreğimi bir garip etti. Kendimde ve çevremde sorgulanacak daha ne çok şeylerin olduğunu düşündüm. Benden daha paylaşımcı birini görmek mutluluğumu artırmış İsmail’e daha da yakınlaşmıştım. İkimiz beton işini bitirmek üzereydik ki, komşumuz, yanımıza geldiler. Yöneticinin eşi ikinci kat penceresinden bakıyordu. İsmail pencereye doğru kafasını kaldırıp  elindeki malayı sallayarak  “ siz dairede oturun, kapıcı amca kulübede, yazık değil mi, yaptırsanıza kapıcı dairesini.” Dedi ve betonu düzeltmeye devam etti.  yöneticinin  hanımına   “sus” işareti yaptım.  İsmail’in tüm insani duyguları harekete geçmişti ve beni korumaya almıştı. Olayın içeriğini bilmeyen komşunun  hanımı “ sen ne diyon  gardeş, altıncı katta dairesi var, kulübede onun hem kapıcı  amca  dediğin kişi Müfettiş!” Dedi.  İsmail konuşulanları tınmadı ve “ Müfettiş olduğunu, emekli olduğunu söyledi amcam ama haline bak, yaptırsanıza kapıcı dairesini, yazık!” Diyerek  komşuları tekrar şaşırttı.  Bana döndü, çalıştığı inşaatı göstererek ” Amca, orada düzenlediğimiz bir odamız var,  kulübede yatma gel yanımıza”. Dedi. Her haliyle eziyordu sanki İsmail beni, komşuları ve düzeni.

           Tam bu sırada yönetici oğlundan  yirmi lira göndermiş ” Ali amca babam bunu işçiye gönderdi.” Dedi. Parayı aldım İsmail’e verdim. İsmail parayı aldı, bana baktı, paraya baktı, yutkundu, bir şey diyecekti ki ben ” Bu az olmuş İsmail, sen bunu cebine koy ben ondan alırım.” Dedim. Yine yutkundu. Boğazının düğümlendiğini hissettim. İstemeyerek koydu  yirmi lirayı cebine...

            İş bitmek üzereydi. Dökülen betonun perdahı kalmıştı. Ben bahçeye elbiselerimi değiştirmeye gittim ve farklı bir şekilde İsmail’in yanına geldiğimde, bana başka biriymiş gibi hayretle bakarak “Vay amcam ya sen   bu halinle orada durma gel yanımıza yer var. “ Dedi. İsmail’in  saflığı, yüreğinin temizliği gözlerimi doldurdu ama belli etmedim. Hala beni o gariban halimle düşünüyordu. Öğretmenlik, müfettişlik, apartman yoktu hafızasında. İlk gördüğü çizmeli, iş elbiseli amcaydım.  “İsmail , bak  koçum,  eğer bugünkü insanımız senin onda birin kadar yüreğini dinlese, ne adaletsizlik olur, ne savaş, ne de dünyayı bölüşme hırsı. Sana teşekkür ederim. O gördüğün  gariban  amcana evini açacak kadar zenginsin bu yoksullukta. Oysa ne  varsıllar var ki senden çok fakir. Şunu anlamak istiyorum.”  İsmail gözlerime girecek gibi samimi bakıyordu. Kapıcı olmadığımı öğrenince, bana nasıl tepki  vereceğini  ölçmeye çalışıyordum. “Ben müfettişim, yeni  emekli oldum. Sen,  kapıcılık yapıyorsun  şimdi  dedin.  Ben de senin düşünce ve algını bozmamak için kapıcı değilim demedim.”İsmail, gülerek, “boş ver amca, kapıcı dairesini yapmasalar, çalıştıkları apartmanı parmağıyla göstererek “koca apartman , sana da bir yer hazırlarız!” Diyerek, kaldığı inşaata doğru yöneldi. Bir kaç adım gittikten sonra,  “İsmail bir dakika” diye seslendim,hızla yanına giderek;       “ bugünkü anlaşılmazlığı “MUŞ’LU İSMAİL’İN YÜREĞİ“ adıyla öyküleştireceğim ve kitabımda yayınlayacağım, ne dersin dedim? “ Benim adımda olacak mı amca?”  Dedim ya senin yüreğini yazacağım. “Vallah amca bana da verirsen kitaptan, arkadaşlar göstereyim, vaybeee  diye, şaşırsınlar!” Dedi. Öyle mutluydu ki…

     Ben eve çıkarken günün verdiği tüm yorgunluğu unutup; gülsem mi,ağlasam mı  diyerek , karma karışık  düşüncelerle, kaybettiğimiz  tüm  değerleri ve Muşlu işçi  İsmail’in tertemiz yüreği,  bozulmamış  ahlakıyla,  gecemin odasına hapsettim… Bizden daha insan birilerinin olduğunu görmek ve onu birebir yaşamak güzeldi…

İNSAN OLDUM

Ay, günle sözlü, yer-gökle

Sen de , ben de olur musun?

Derya için düşer, katre

Sen de, ben de olur musun?

Rüzgarındım,   kanadında

 Goncalarım  gül dalında

Saklanırım  sel  yolunda

Sen de, ben de  olur musun?

Yüreğim, ateşinle harlı

Dört mevsimde, başım karlı

Uyur  uyanık, sevdalı

Sen de, bende  olur musun?

Yüz yıl önce, yüz yıl sonra

Çocuklara  gülsün dünya

Barış için çıktım yola

Sen de, bende olur musun?

Neden doğdum diye sordum?

Yandım, piştim, insan oldum

Bitmez yolda, seni buldum

Sen de , ben de olur musun?

    KİŞİ

           Sevgisi kadar MUTLU

             Bilgisi kadar KARARLI

               Ürettiği kadar ONURLU

                  Paylaştığı kadar BÜYÜK

                     Merhameti kadar SAYGIN

                        Dürüstlüğü kadar    

                                          İNSANDIR!

Yorumlar (5)
Özger AKÇADAĞ 1 ay önce
Kalemine yüreğine sağlık Ali Bry
Celal Şen 1 ay önce
Çok güzel. Kalemine yüreğine sağlık.
Sadık Işık 1 ay önce
Her insan İsmail gibi olsa cennet bu dünyada idi.
İBRAHİM UYSAL 1 ay önce
Hocam saygılar,çok güzel anlatmışsın.Kalemine yüreğine sağlık.
Aziz Bayrakdar 1 ay önce
Kalemine ve yüreğine sağlık Hemşerim.