Eğitim, çocuk, kaybolan hayaller…

Ünlü İngiliz düşünür Alfred North Whitehead; ‘’Bir ülkenin geleceği, o ülke insanlarının göreceği eğitime bağlıdır.’’ derken ne kadar da haklıydı. Ülkemizdeki eğitim sistemine geçmeden önce biraz eğitimin öneminden bahsetmek istiyorum. İnsanoğlu dünyaya geldiği ilk andan itibaren hayatının her aşamasında öğrenmeye ihtiyaç duymuştur. Bu, insanın en temel özelliklerinden biridir. Aile eğitimi ile başlayan bu süreç, okul eğitimi ile yıllar süren bir serüvene dönüşmüştür. Küçük yaşlardan itibaren insanlara mutlu ve kaliteli yaşamın, eşitlik ve adaletin, bağımsızlığın, özgüvenin ve ulusal kalkınmanın eğitim sayesinde olabileceği vurgulanmıştır. Peki ya bu saydıklarımın yüzde kaçı etkili olmuştur? Metnin devamını okursanız eğer ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.

Okul hayatına yeni başlamış küçük bir çocuk düşünün… Her sabah evden çıkıp kendinden ağır çantasıyla okul yolunu tutan, saatler boyu aklında oyun varken kalem tutmaya mecbur bırakılan bir çocuk. Asla yanlış anlamayın! Ben eğitime değil, eğitim sistemine karşıyım. Türkiye’de hafta içi her gün ortalama 7-8 saat ders gören bir çocuk, okuldan çıkmak için saatleri sayarken, çıkış zili çaldıktan sonra da ‘’ev ödevi’’ adı altında zorunlu ders işlemeye devam ediyor. Yani anlayacağınız, çileleri bitmiyor. Çile diyorum çünkü, oyun yaşındaki çocuklara bu kadar sorumluluk yüklenmesine anlam veremiyorum. Biraz büyüyüp dersleri ağırlaştıklarında da durum değişmiyor. Saatler boyunca matematik denklemleri ile beyinlerine tonlarca bilgi sığdırmak için yarıştırılıyorlar. Oysa farklı karakterlere, farklı yeteneklere, en önemlisi farklı hayallere sahip olan çocukların ihtiyaç duydukları eğitim sistemi bu değil!

Gelişen Çağa Karşılık, Değişmeyen Sistem!

Uygarlaşmış ülkelerde teknolojinin ne kadar ilerlediğini, gelişen ve değişen bir ülke vatandaşı olarak hepimiz iyi biliyoruz. Son 150 yılın teknolojik gelişmelerine baktığımızda yaşamı kolaylaştıran icatların var olduğunu, günlük hayatımızda sıklıkla karşılaştığımız yeniliklere baktığımızda kolaylıkla anlayabiliyoruz. Ancak, geçmişe dönüp bakarsanız, değişmeyen tek şeyin Eğitim Sistemi olduğunu göreceksiniz. Belirtmek isterim ki; bu noktada sorumluluk yükleyeceğim bireyler kesinlikle eğitimciler değil. Öğrencilerle birlikte eğitimcilerin de “robotlaştırıldıklarını” söyleyebilirim. Çocuklardan yaratıcı, yenilikçi, bağımsız olmalarını bekleyen ve (sözde) bunun için uğraşan eğitim sistemi, birbirinden farklı 2 beynin aynı şekilde çalışması ve birbirlerine karşı yarış halinde olmalarını bekliyor maalesef. Farklı yeteneklere sahip bireyler, kendilerine söz hakkı bile tanınmadan aynı sınıflarda belki de hayatları boyunca bir daha karşılaşmayacakları bilgilerle yıllarını tüketiyorlar. Sahip oldukları yeteneklerin farkına bile varamadan sınavdan sınava atlıyorlar.

Hayatları boyunca bir kez bile ders vermemiş politikacıların hazırladıkları müfredata uymak zorunda olan çocuklar, kendilerine sorulsaydı eğer, acaba nasıl bir sistem isterlerdi? Onları temsilen bu soruya ben cevap vermek istiyorum. Her yeteneğe eşit fırsat isterlerdi! Ünlü bilim adamı Albert Einstein’ı birçoğumuz tanırız. Onun bu konuda söylediği çok özel bir sözü sizlerle paylaşmak istiyorum. “Aslında herkes bir dâhidir. Ama siz kalkıp bir balığı, ağaca tırmanma yeteneğine göre yargılarsanız, tüm hayatını aptal olduğuna inanarak geçirir.” Sanırım bu söz tam da anlatmak istediklerimi açıklıyor.

Eğitim gören çocukları standart kalıplarla zoraki yarışlara sürüklemek yerine, her birini ilgi alanlarına göre gruplandırmak ve hayalleri doğrultusunda eğitimlerine yön vermek daha doğru olacaktır. Zira ülkemiz bunu yapabilecek güce sahiptir. Bunu yapan duyarlı aileler de var biliyorum. Çocuklarını özel olarak gözlemleyen, onları arzu ettikleri faaliyetlere yönlendiren, özel yeteneklerini keşfetmeleri ve geliştirmeleri adına okul dışı kurs programlarına gönderen aileler var. Ancak ülkemizde bunu yapan aileler maalesef yüksek bütçeye sahip kesimlerdir. Her yeteneğe eşit fırsat derken, kastettiğim olay bu işte! Halihazırda bir eğitim imkanı varsa, bunu neden çocuğun kendi becerilerine göre şekillendirmeyelim ki?

Siz ne düşünürsünüz bilmem ama bana kalırsa “Her çocuk, kendi hayaline giden yolda yürümeli…”

YORUM EKLE
YORUMLAR
adsız
adsız - 2 hafta Önce

"Çocuklarını özel olarak gözlemleyen, onları arzu ettikleri faaliyetlere yönlendiren, özel yeteneklerini keşfetmeleri ve geliştirmeleri adına okul dışı kurs programlarına gönderen aileler var" Acaba burada arzu edilen faaliyetler çocukların mı yoksa velilerin mi arzusuna göre şekilleniyor? Genel ağırlık velilerin arzusuna göre şekillendirilmeye çalışılıyor. Öğrenci yeteneğine göre değil toplumun ve ailelerin değer yargılarına göre yönlendiriliyor. Mesleki eğilimi belirleme anketleri düzenlediğimizde de öğrencinin eğilimi ve hayalleri yerine toplumun ve ailelerin eğilimleri ön plana çıkıyor.