Dokuzsele Çayı Kaybolmuş!

Evdesiniz. Sokaktan uğultu duyuyorsunuz. Balkona çıkıyorsunuz. Bir bakıyorsunuz; az önce yürüdüğünüz yoldan azgın bir nehir akıyor! Öyle bir akış ki, ne varsa önüne katmış, hatta insanları bile içine almış, engel tanımadan götürüyor!

Dehşet bir görüntü! Ben yaşadım. Öylesine dehşet anı ki, üç yaşındaki çocuk aklıma mıh gibi kazınmış.

Dokuzsele çayından bahsediyorum.

14 Haziran 1972’de Dokuzsele taştı. Şehrin 12 km kuzeyindeki Kızıldağ’a yağan şiddetli yağmur, sel olup şehrin sokaklarından bir buçuk saat boyunca çağladı. Bittiğinde üç insan yaşamını yitirmiş, yüzlerce hayvan telef olmuş, 500’e yakın bina zarar görmüştü.

Geçtiğimiz pazar, bir zamanlar yatağına sığmayan, her mevsim çağlayan, üzerinde gondolla gezmeyi murat ettiğimiz; ama bugün zehir akan ve artık temizlenmesi yüzlerce yıl sürecek Dokuzsele’nin hikayesini fotoğraflamaya karar verdiğimizde aklımda bu anı vardı.

Her ne kadar bu anı olsa da, geçen yıllar boyunca suyun azaldığını, kışın kar yağmadığını ve yaz mevsiminin de bittiğini hesaba katarak cılız bir çayla karşılaşmaya hazırdık. Zaten niyetimiz de Dokuzsele’nin cılız ya da gürlüğü değil, kaynağındaki temizliğini göstermekti. Neyse.

Çıktık Çokkozlar’a. Aradık aradık. Bulamadık. Dokuzsele çayı kaybolmuş!

Suyun şelaleler yaptığı yatak, piknikçilere mesire alanı olmuş.

Dokuzsele’nin hikayesi, Uşak’ın su kaynaklarına sahip çıkamayışının hikayesidir aslında.

Bir zamanlar Dokuzsele’nin doğduğu yerde pınarlar vardı. Artık yok. Dokuzsele’yi besleyen Diken çayı ve Sapandere vardı. Onlar da artık akmıyor.

Daha 30/35 yıl önce dizginleyemediğimiz çay bugün yok olmuş.

Çok daha tehlikeli ve vahim olan Dokuzsele’nin bugün, logarlardan gelen atık sularla “şehrin içinden” doğması. Çanlı’ya geldiğinde ise felakete dönüşüp zehir akıyor.

Ve bugün tehlike çanları; hayvan çiftlikleri, taş ocakları ve evsel atıklarla hoyratça kirlettiğimiz Banaz çayı için çalıyor. Daha düne kadar yüzdüğümüz, balık tutup kıyısında piknik yaptığımız Banaz Çayı çok hızlı kirleniyor.

Yok ettiğimiz, kurumasına göz yumduğumuz ve kirlettiğimiz akarsularımız bize kuraklık, hastalık, ölüm olarak geri dönüyor.

Bölgemizdeki genç anne/çocuk ölümleri ile kanser ve kalp hastalıklarındaki artışın en önemli nedeni su ve toprak kirliliği. Çünkü kirlenen su toprağı da öldürüyor.

Geçmişi değiştiremeyiz. Önümüze bakmalıyız. Suyumuza toprağımıza sahip çıkmalıyız.

Bunu da torunlarımıza temiz bir çevre miras bırakmak için değil, hayatta kalmak için yapmak zorundayız.

YORUM EKLE
YORUMLAR
MAHMUT ULUDAĞ
MAHMUT ULUDAĞ - 1 ay Önce

dokuz sele ıslah edildi diye seçim malzemesi olarak kullanan lara ,bu sonuçları göstermek lazım dokuz selenin şehir içine gelen kısmına makyaj yapılarak o iğrenç su hastane yakınlarında kendi kaderine bırakıldı hastanede bu kokudan rahatsız.siyaseten gözboyama yöntemi kullanıldı.bu samimiyetsizliklerini halının altına süpürme yöntemlerini ifşa etmek boynumuzun borcu olsun.