14.10.2021, 11:19

COĞUPLU KATLİAMININ 100. YILDÖNÜMÜ

Gazeteci – Yazar Mehmet Çolak tarihin karanlıklarında kalmış bir olayı araştırdı

Bugün köşemizde ağırladığımız konuğumuz, Karahalılı gazeteci yazar Syın Mehmet Çolak, ömrünü adadığı topraklarda 100 yıl evvel yaşanan ve bugüne kadar çözülemeyen bir katliamı değişik boyutlarda yeniden o akıcı üslubu ile gündeme getiriyor.

Değerli meslektaşımızın araştırmasına konu olan Hafız Nafiz Bey, şu an ABD Washington Büyükelçimiz Sayın Murat Mercan ve Sayın Prof. Dr. Servet Karahan’ın dedesinin babası yani büyük dedesidir.

HAFIZ NAFİZ BEY VE YAKINLARININ ÖLDÜRÜLMESİ OLAYI: 15 EKİM 1921

Hafız Nafiz Bey ve Ailesine Ait Kısa Bilgiler:

Hafız Nafiz Bey 1874 doğumlu olup “Mercanlar” sülalesindendir. Baba adı Hacı İbrahim, ana adı Esma’dır. Emin, Nuri ve Hatice adlarında üç kardeşi vardır. Hafız Nafiz bey Kelağalar (Bozoklu) sülalesinden “Küçük Hatca” lakaplı Hatice Hanımla evlenmiştir. Hanımayşe, Esma, Zeliha, Sıdıka, Emine hanım ve İbrahim Ethem adlarında beşi kız, biri erkek altı çocuğu vardır. Varlıklı bir insan olan Hafız Nafiz Bey aynı zamanda Coğuplu köyü ve Karahallı’da geniş arazilere sahip bir ağadır.

Belediye Başkanlığı ve Kuvayı Milliyecilik:

Karahallı 1907 yılında nahiye olmuş,1908 yılında ise belediye teşkilatı kurulmuştur. Karaosmanoğlu Hacı Mehmet Ağa, Kumruoğlu Hacı Ali efendi, Çakçakoğlu Hafız Osman efendinin ardından Hafız Nafiz Bey belediye başkanlığına seçilmiştir. Kesin olarak bilmemekle beraber 1912-1914 yılları arasında başkanlık yaptığını tahmin etmekteyiz. Belediye başkanlığı görevinin ardından Hafız Nafiz Bey’i 1914 yılında kurulan Karbasan’dan Karahallı’ya içme suyu getirme komisyonunun başkanı olarak görmekteyiz.

1919 yılında Ege Bölgesi’nin düşman işgaline uğraması üzerine yurdun birçok yerinde olduğu gibi Karahallı’da da bir Kuvayı Milliye teşkilatı kurulmuştur. Bu teşkilatın başkanlığına da Hafız Nafiz Bey seçilmiştir. Karahallı’daki Kuvayı Milliye teşkilatı silahlı bir direniş veya eylem yapmamakla beraber gençleri milli ve düzenli orduya katılmaya teşvik edip yönlendirmektedir. Tespit ettikleri asker kaçaklarını da birliğine dönmeye ikna etmektedir. Ayrıca milli orduya düzenli olarak giyecek ve yiyecek yardımı göndermektedir. (İşte bu dönemde oğlu askere aldırılan bir iki baba Hafız Nafiz Beyle tartışmış ve bu kişiler husumet beslemeye başlamıştır.)

26 Ağustos 1920 tarihinde Karahallı düşman işgaline uğramıştır. Karahallı’daki teşkilatlanmayı öğrenen Yunan işgal kuvvetleri Hafız Nafiz Bey ve arkadaşlarını takibe almıştır. İşgalden birkaç ay sonra da Hafız Nafiz Bey ve sekiz arkadaşı tutuklanmıştır. Tutuklanan bu kişiler Yunan ordusuna ait Alaşehir ve Salihli’deki hapishanelerde sekiz buçuk ay süreyle hapsedilmiştir.

Hapis süresi biten Hafız Nafiz Bey 1921 yılı Ağustos ayında Karahallı’ya dönmüştür. Ancak işgal kuvvetlerinin adeta gözetimi altındadır. Hareketleri çok kısıtlı olan Hafız Nafiz Bey, kimsenin dikkatini çekmeden geceleri evlerde veya arazide arkadaşlarıyla gizli toplantılar yapmaktadır.

Hafız Nafiz Bey bu milli faaliyetlerin yanı sıra Coğuplu ve Karahallı’daki arazilerini ekip biçmeye çalışıyor ve çiftlikteki işleri organize ediyordu.

KATLİAM OLAYINA DAİR İKİ RİVAYET

Olayla İlgili Birinci Rivayet:

Takvimler 15 Ekim 1921 tarihini göstermektedir. Hafız Nafiz Bey Alaşehir’deki hapishaneden Karahallı’ya döneli 15-20 gün olmuştur. Yerli eşkiyalar “ Şu gün çiftliğe ziyafete geleceğiz, bize hazırlık yapın” diyerek kendisine haber salmıştır. Bu emrivaki ziyafet için hazırlık yapılmıştır. Çiftlik evine çok yakın bir yerde Hacı Eminler (Arıkan) ailesinin de bir çiftlik evi vardır. Hacı Eminlerin Şerif eşi Dudu Hanım gündüz yemek hazırlamaya komşusuna yardım ettikten sonra evine gitmiş. Akşam olunca durum nedir? Acaba yardıma ihtiyaç var mı? diye bakmaya gitmiş. Bu arada eşkıyalar eve gelmiş, bir süre sonra da yemeğe başlanmıştır. Ancak ortam çok gergindir. Kuvvacılar tarafından oğlu askere alınan bir eşkiya Hafız Nafiz Beyle tartışmış, tehdit etmiş, yüklü miktarda altın ve para istemiştir. İstediklerini alamayan eşkıyalar şiddet kullanmaya başlamıştır. İkisi yetişkin, ikisi kadın ve biri çocuk olmak üzere beş kişi katledilmiştir. Cesetler ise köy kenarındaki bir tarlaya bırakılmıştır.

Olayla İlgili İkinci Rivayet;

Hafız Nafiz Bey ve aile efradı Coğuplu köyündeki çiftliktedir. Gündüz tarla bağ işleriyle meşgul olmuşlar, akşam olunca da çiftlik evine çekilmişlerdir. Gecenin bir yarısında evin kapısı adeta kırılmaktadır. Bir süre kapıyı açmazlar. Ancak gelenler baltayla kapıyı kırarak zorla içeri girer. Baskınla içeri giren eşkıyalar altın ve para istemektedir. Olumsuz cevap alan eşkıya önce münakaşa etmiş daha sonra da işkenceye başlamıştır. Ardından Hafız Nafiz Bey ve ailesinden dört kişi hunharca ve acıma duygusundan yoksun bir şekilde katledilmiştir.

Küçük bir köy olan Coğuplu köyü halkı gecenin ilerleyen saatlerinde ve karanlıkta hiçbir şey duymaz ve görmez. Köy halkından sadece bir kişi gece olan gürültüleri duymuştur. Ancak gidip bakamamış ve kimseye haber verememiştir. Öyle ya, Yunan işgali var, eşkıyalar var, ama elde bir tek silah yok, kim nereye bakacak veya nasıl müdahale edecektir.

KATLEDİLENLER

1-Hafız Nafiz Bey 2- kızı Hanımayşe 3- kardeşi Nuri’nin büyük oğlu Kamil 4-kardeşi Nuri’nin küçük oğlu Bahri 5-Hacı Eminlerin Şerif eşi Dudu’dur. (Kamil Efendi Hanımayşe’nin eşidir)

Ertesi Sabah:

Coğuplu köyünde sabah olmuş ve güneş doğmuştur. Köy halkından birkaç kişi kontrol için çiftlik evine gider. Gördükleri manzara dehşet vericidir. Ortalık darmadağın, her taraf kan içindedir. Köylüler kan izlerini takip ederler. Kan izleri yakındaki bir tarlaya kadar gitmektedir. Öldürülen beş kişinin cesetleri çiftlik evinden 300-400 metre ilerdeki bir tarla içinde bulunur. Ölenlere işkence edilmiştir. Özellikle Hafız Nafiz Beyin ağır işkenceye maruz kaldığı ve vücut bütünlüğünün bozulduğu rivayet edilir.

Cenazeler kağnılara yüklenerek Karahallı merkeze götürülür. Katliam olayı büyük bir infial yaratmıştır. Millet hışım ve öfkeyle Yunan işgal komutanına şikayete gider. Anlatılana göre Yunan subayı “Biz Yonan cavırı olduğumuz halde böyle adam öldürmeyiz. Biz askeriz, öldüreceğimiz adamı kurşun atar öyle öldürürüz. Böyle bir öldürme şekli bizim işimiz değil” diye cevap verir.

Katliam haberi her yere duyurulmuştur. Cenaze törenine köylerden ve yakın çevreden gelen çok kalabalık bir cemaat katılmıştır. Yunan kuvvetleri kimseye müdahale etmeden cenazeler vakurla ve dualarla Karahallı Mezarlığında toprağa verilmiştir.

DİĞER BİLGİLER

Yukarıda belirttiğimiz gibi katliamı kim veya kimler yaptı, neden yaptı bilinmemektedir. O günün şartlarında hükümet yok, yargı yok, kolluk kuvveti yok. Dolayısıyla katliam aydınlatılamamış ve failler bulunamamıştır. Hafız Nafiz Beyin torunu Dr. Nafiz Mercan’la 2004 yılında yaptığım bir mülakat sırasında olayın ayrıntılarını sorduğumda “Kimin ve neden yaptığını bilmediğini, yerli eşkıyaların yaptığına dair söylentiler olduğunu, ancak elde kesin bir delil bulunmadığı için isim vermenin doğru olmadığını” söylemişti.

2005 yılında köy belgeseli için Coğuplu köyüne gitmiştim. Dönemin Muhtarı Hüseyin Coğuplugil, katliamla ilgili duyduklarını ve bildiklerini anlattıktan sonra çiftlik evini ve çevreyi gezdirmişti.

Bu katliamdan sonra Karahallı’daki kadınlar arasında çok ağıt yakılmıştır. Rahmetli (Desoto) İbrahim Mercan’ın hatırlayıp aktardığı iki satır şöyledir.

“Dağların lelesi,

Küçük Hatca Bahri’nin nenesi”

( Lele: Lale)

Yorumlar (0)