CAZGIR – SALİM SAYGILI

Uşak’ın Dağdemirler köyünden CAZGIR diye nam yapmış köy düğünlerinin vazgeçilmezi seymeni/bayraktarı  Salim amcadan bahsedeceğim bu yazımda..

Dağdemirler köyünde 1944 senesinde gözlerini açan Salim amca, çiftçi-çoban anne-babanın dört çocuğundan biri

Anası Fatma babası Mehmet ağa…

Derme çatma yöreye has küçük taş evlerinde kendi hallerinde kavruluyorlar idiler.

Salim daha çocuk yaşta çobanlığa başlamıştı.

Akranları okula giderken o sürüsü ile kendi deyime ile “Bahçe çeşmesi ve Kale tepesinde” türküler söyleyerek otlatırdı sürüsünü.

Çobanlıktan fırsat bulunca arkadaşları ile yine kendi deyimi ile “Kestir, Kemik, ve Çızgı” oyunları oynar çocukluğun tadını çıkarırmış.

Günler böyle gelip geçerken Salim genç bir delikanlı oluvermiş; yakışıklı, zeybek bakışlı kartal çevikliğinde.

Bıyıkları terleyen genç Salim artık evlenme çağındaydı.

Köyün en güzel kızlarından Emine’ye yanmıştı.

İnce bıyıklarını burar, sert mizacı ile çeşmede su dolduran Emine’yi seyrederdi.

Emine ise Salim’in çatık bakışlarına vurulmuştu bile.   

Bacasız aşk ateşi her iki taraf için tütmekte idi.

Bir gün tarlada beraber çalışırlar iken unutmuştular onları seyredenleri.

Muhabbet kuşlarına nazar eder gibi öylesine saf ve temizlerdi.

Hatta o gün tarladaki köylüleri aşklarına gıpta bile ettiler.

Ne büyük aşk …

Gün geçtikçe aşk ile tutuşan çiftler, dünya evine girmek istiyorlar idi.

Salim daha fazla dayanamayarak dünürcü gönderdi anasını-babasını

Emine’nin babası vermek istedi lakin anası yanaşmadı.

Vermedi Salim’e kızını.

Salim, dertlendi – öfkelendi - telaşlandı.

Anasının aklında başka biri vardı.

Emine ise kara sevdalı: “Başkasına varmam anaa ..

Anası kararlıydı vermedi vermeyecekti de.

Kaçmaya karar verdiler.

Bir gece ansızın Salim kaçırdı Emine’yi.

Yaşamışlar köyünde bir yakınları vardı.

Orada misafir oldular bir müddet.

Yaşlı ailenin işlerini yapacak takatları yoktu.

Salim’e kal burada işlerimizi yaparsın dediler.

Pek niyeti yoktu ancak başka çaresi de yoktu.

Derken kızın ailesinden haber geldi; “getirsin kızı güzellikle alsın vereceğiz.

Salim ve Emine yaşlı çiftle helalleşip döndüler köylerine.

Davul-zurna ile çıkardı Salim ana evinden bu sefer sevdiğini.

Ancak anne yine gönülsüzdü.

Ve aralarını bozacak kızı başkasına verecekti.

Anası boş durmadı ayırdı onları en sonunda.

Sadece altı ay evli kalabildiler.

Emine’yi Denizli’ye gönderdiler başkasına verdiler.

Bunu duyan Salim yıkıldı kahroldu perişan bitap ne yaptığını bilmez halde idi.

Günler geçmiyor, dünyası dar geliyor, Aşık Veysel misali türkülerini dağlara haykırıyor idi.

Çaresizdi..

Aşkını bağrına basmaktan başka çaresi de kalmamıştı; öylede yaptı.

Önceden Ulucak köyüne göçen ağabeyinin ardından kız kardeşlerini de uzak köylere gelin gönderdiler.

Salim, yaşlı ana-babasıyla kalakalmıştı.

Salim’in dünyası gittikçe daralıyor ve yalnızlaşıyor idi.

Yaşlı anası bu duruma belli etmese de içerden-içerden kahroluyordu.

Ana yorgundu – evlatları da uzakta idiler.

Birde Salim’e içerlerken kapadı gözlerini bütün sıkıntılarına.

Köylü bu duruma çok üzülmüştü onları bir müddet yalnız bırakmadılar.

Bir gün köyde Salim’in arkadaşlarından birinin düğünü vardı.

Arkadaşı, Salim’e “Seyman alayına bayraktar olur musun dedi.”?

Salim kırmadı dostunu.

Pos bıyıklı-yakışıklı, omzunda ceketi, ağzında cigarası havalı havalı başladı seymen sekmeye.

Toprağa bastıkça mübarek tozu dumana katıyordu.

Ege köylülerine has efe duruşu, ekmeğini tarladan kazananlara özgü sert yürüyüşü var idi.

Dağdemirler köyü onun gibi seymen görmedi daha önce.

Gelini oğlan evine getiren Salim başladı cazgırlığa.

“İnme gelin inme, sözlerinden dönme, gayın babandan buzalı inek almadan inme.”

Düğün alanı Salim’in gür değişlemesi ile inliyor davetliler mest oluyor idi.

Buzalı inek sözü alındıktan sonra; “Ayağında nalın mı var, başında al’ın mı var, inive gelin inive , gayınna-gayınbabanla üleşilmedik malın mı var.” diyerek inledi tekrar düğün evi.

Gelini attan indiren Salim son değişlemesini hayranlıkla bakan gözler arasında tekrar okudu.

“Evin önünde fırın, duman çıkar burum burum, biz gelini getirivedik, ister geçin ister sürün”

Değişlemesini okuduktan sonra tamamladı görevini.

Onun adı artık cazgırdı.

Cazgır Salim.

Bu moral ona iyi gelmişti.

Bu düğünden sonra Dağdemirler ve çevre köylerin vazgeçilmez seymanı oluverdi.

Baba Mehmet ağa Salim’in tekrar evlenmesi yalnızlığın zor olduğu konusunda sürekli telkinlerde bulunarak torun sevmek istiyor idi.

Yaban ellerde ki kızları yılda bir gelir torun severse ancak onunla yetinebiliyor idi.

Lakin, Salim’in morali yerinde olsa da o Emine’den başkasını sevemeyecekti.

Bir umut.

İstemedi kimseleri.

Oysa Salim’le evlenmek isteyen birkaç hanım olmuştu.

Ona gelen nasiplere aldırış etmedi bağrındaki taş daha ağır basıyordu.

Ve yalnızlığı seçti..

Baba ile Salim öylece garip kalakaldılar.

Günler böylece gelip geçerken baba Mehmet ağa da göçtü öbür dünyaya.

Artık tek başınaydı.

Salim hayatın sillesini iyiceden iyiye yiyordu.

Elde avuçtakini satan Salim fukaralaşmaya başladı.

Köylünün bahçe-tarla işlerini yaparak para kazanmaya çalışıyor, onunla yetiniyordu.

Yaşı ilerlemiş saçı başına aklar düşmüştü.

Hayat çok fazla sınava soktu onu

Yorgundu, ağırlaşmıştı.

Bütün sınavlardan hüzünle ayrılıyordu.

Dayanamadı bir yerde.

Ve bu seferki sınavı sağlığıyla oldu.

Omiriliğinde yaşadığı sorun belini bükmüş omuzlarını düşürmüş dizleri de tutmaz olmuştu.

Güvensiz, korumasız, ve ailesiz .

Artık iş göremiyor kendine bile bakamıyordu.

Köylünün yardımları sayesinde ayakta kalabiliyor idi.

Salim’in durumu iyice kötüleşmişti.

Nihayet bu duruma son vermek için köyden birileri vesile olarak onu bakım evine yatırdılar.

Burada günlük bakımları yapılan Salim’in amcanın üç öğünde sıcak yemeği yatağına geliyor.

Artık ömrünün son demlerinde bir nebze olsa da mutluydu.

Puslu gözleri gülüyor amaaa evini ve köyünü çok özlüyor.

Evi de sanki onu bekliyormuş gibi, ceketi duvarda asılı, çizmeleri masasının altında; gariban bir umut işte..

Alp Arslan DUR

Işıl Yılmaz Sümer – Teşekkürler

Not: Yakınlarının isteği üzerine fotoğraf yayınlayamıyoruz.

YORUM EKLE