Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu Yayınıdır.  
ANASAYFA

|

ENGLISH

|

ANASAYFA YAP

|

REKLAM

1 Kasım 2014, Cumartesi

 
  Usak Gündem
  Bölgeler

Ücretsiz Tam Metin Uluslararası Hukuk ve Politika Dergisi

Ücretsiz Tam Metin Orta Asya ve Kafkasya Araştırmaları Dergisi

Haydar Aliyev Döneminde Azerbaycan'ın Küresel Ekonomiye Entegrasyonu
Mehmet Dikkaya

Yorum Yap Yazdır Arkadaşına Gönder

Giriş

 

Azerbaycan’da coşkulu bir hava içerisinde geçen hafta doğumunun 85. yıldönümü kutlanan Haydar Aliyev (1923–2003) Sovyet Sonrası Kafkasya’daki en karizmatik önderlerden birisi olarak tarih sahnesinde yerini almıştır. Çağdaş Azerbaycan’ın en azından 10 yılı (daha sonraki dönem de elbette) Haydar Aliyev ve politikaları ile şekillenmiştir. Bağımsızlığın ilk yıllarında Ermenilerce işgal edilen Karabağ topraklarında yaşanan sorunlar nedeniyle sıkıntılı bir dönem yaşayan Azerbaycan’da siyasal istikrarsızlığın Aliyev’in Cumhurbaşkanı seçilmesi ile önemli ölçüde azaldığı görülmüştür. Bu aynı zamanda ülkenin uluslar arası ekonomik sisteme entegrasyonu açısından oldukça parlak gelişmelerin yaşandığı dönemdir. Karabağ probleminin çözümünde önemli bir mesafe alınamamış olmasına rağmen Aliyev dönemi, dış ekonomik ilişkilerin hızla geliştiği ve Azerbaycan’ın uluslar arası arenada önemli bir aktör haline geldiği dönemdir.

 

 

Azerbaycan’ın Ekonomik ve Politik Performansı: 1991–2003

 

1991–1994 Dönemi

 

Azerbaycan, eski Sovyet cumhuriyetleri arasında kendine özgü potansiyel ve riskler taşıması yönüyle önemli bir prototip görüntü sunmaktadır. 1991’deki bağımsızlığın akabinde ülke, bütün geçiş ekonomilerinde görülen sosyo-ekonomik ve politik problemlerle uğraşmak zorunda kalmıştır. Bağımsızlığın ilk yıllarında %20’lere ulaşan negatif büyüme oranları %1000’lere ulaşan enflasyon oranları ile karamsar bir ekonomik tablo ile karşı karşıya kalan ülkede özel sektör girişimlerinin bütün GSMH içerisindeki payı %20’lere bile ulaşamamıştır. Ülkenin, yeraltı rezerveri zenginliğinden tarım ve turizme uzanan geniş bir yelpazede büyük bir ekonomik kalkınma potansiyeli taşıyan kaynaklarının (Efendiyev, 1999; 176) fiili hale getirilmesi başlangıç koşullarının zorluğu nedeniyle gecikmiştir.

 

Bu dönemde, Sovyet yıllarından kalan bölgesel üretim ağlarının kopması ve yabancı yatırım ortamının gelişememiş olması nedeniyle ekonomik performans oldukça düşük düzeyde seyretmiştir. Üstelik Sovyet Azerbaycan’ı döneminde reformlar açısından parlak bir performans ortaya çıkmamış, merkezi planlamanın yönlendirdiği dev ve verimsiz işletmelerle rehabiliteye muhtaç bir alt yapı miras olarak devralınmıştır (Horton ve Mamedov, 1999; 136). Dönemin sonunda (1994) Yüzyılın Anlaşması olarak tanımlanan petrol anlaşması ile birlikte ülkenin ekonomik bir cazibe merkezi olmaya başladığı görülmüştür. Karabağ sorununun donmaya terk edilmesi ve ekonomik problemlerle mücadelenin ön plana alınmaya başladığı bu dönemde siyasal istikrarın nihayet sağlanmış olması, olumlu bir dönemin başlayacağının ilk işaretini oluşturmuştur. Siyasal istikrar yıllarına girilmesinde Sovyet döneminin deneyimli politikacısı olan Aliyev faktörünün önemi büyüktür.

 

Ermenistan’la ateşkes anlaşmasının imzalandığı 12 Mayıs 1994’e kadar topraklarının %20’sini kaybeden ülke (Aras, 2003–2004; 16) büyük bir iç göçü takiben işsizlik, savaşı finanse etmek için bütçeden ayrılmış milyarlarca dolarlık (yaklaşık 60 milyar dolar) fon kaybına uğramıştır. Oysa bağımsızlığın ilk yıllarında, var olan petrol rezervleri ve kaynakları ile Kafkaslarda yeni bir Kuveyt’in ortaya çıkacağı pek çok araştırmacı tarafından söyleniyordu. Ermenistan’la olan savaşın açık bir şekilde piyasa ekonomisi reformlarını geciktirdiği, yabancı yatırımları caydırdığı ve sosyo-ekonomik yapıyı derinden etkilediği görülmüştür.

 

1995–2003 Dönemi

 

Yüz yılı aşkın bir zamandır petrol gibi uluslar arası pazarlanabilir bir ürünün varlığının bilindiği ve bu alanda Sovyet döneminden kalma bir üretim alt yapısının bulunduğu Azerbaycan’ın ekonomik dönüşümü gerçekleştirebilmek için başvurduğu sektör yine enerji olmuştur. Özellikle Sovyet sonrası dönemde bölgede ortaya çıkan boşluk ABD’li ve Batılı petrol firmalarını ülkeye yöneltmiştir.

 

Savaş sonrası dönemde özellikle enerji sektörüne yoğun bir uluslar arası ilgi ortaya çıkmış, Azerbaycan Devlet Petrol Şirketi (SOCAR) öncülüğünde oluşturulan uluslar arası petrol konsorsiyumları ve üretim paylaşım anlaşmaları ile birlikte petrol üretim ve ihracatı büyük oranda artmıştır. Eylül 1994’te imzalan “Yüzyılın Anlaşması” ile Azerbaycan, 15 farklı ülkeden 33 firma ile 60 milyar dolarlık petrol anlaşması imzalamış, bu dönemde fiili yabancı yatırım miktarı 4 milyar dolara ulaşmıştır (Bayulgen, 2003; 209).  Bu bağlamda, bağımsızlığın ilk yıllarında azalan petrol üretimi hızla yükselmeye başlamış, %10’lar civarında yıllık büyüme oranlarına ulaşılmış, ihracatın dörtte üçünü oluşturan petrol önemli bir dış gelir kalemi haline gelmiş ve petrol kaynaklı gelirlerin devlet bütçesinin yarısını oluşturduğu gözlemlenmiştir.

 

Bu eksende Aliyev faktörünün iç politik istikrarın yanında uluslar arası diplomatik ağların kurulup geliştirilmesi, Batı ve ABD’nin desteği alınarak istikrarlı bir döneme girilmesi bakımından önemi büyüktür. Politbüro’daki tecrübeleri bu kurt politikacının bölgede Rusya’nın ihmal edilmesiyle ülkenin hızlı bir açılım yapamayacağını göstermiştir. Nitekim Rus petrol şirketlerinin petrol anlaşmalarından ve boru hatlarından pay almasıyla birlikte dev uluslar arası projeler hayata geçmeye başlamıştır.

 

Aliyev’in ülke yönetimine damgasını vurduğu bu dönem, Batı ve ABD’nin Orta Doğu petrollerine olan bağımlılıklarını azaltmak istedikleri ve Sovyet sonrası coğrafyada Rusya’nın etkinliğini kırmaya çalıştıkları dönemle eş anlı olarak ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda hem Batı hem ABD, kendi petrol şirketlerini Azerbaycan’da yatırım yapmaya yoğun biçimde teşvik etmişlerdir. ABD ve Batı eksenine Türkiye’nin de dâhil olmasıyla hem Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı faaliyete geçebilmiş, hem de muhtemel doğal gaz boru hatlarının öncülüğünde yeni projeler gündeme gelebilmiştir.

 

Azerbaycan, makro ekonomik veriler açısından dikkate alındığında 1995’ten günümüze değin küçük dalgalanmalar dışında sürekli pozitif üretim artışının gerçekleştiği bir ülke olarak karşımıza çıkmaktadır. Sanayide üretim artışı, tarım sektörüne göre daha hızlı gerçekleşmiş ülkedeki sermaye yatırımları genel trend açısından sürekli genişleme eğilimi göstermiştir. Üretici ve tüketici fiyatları bakımından fiyat istikrarının büyük oranda yakalandığı ülkede özellikle Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) dışı ihracat rakamlarının çok hızlı arttığı gözlemlenmiştir (www.cisstat.com). Özellikle bu dönemde geleneksel ticaret ağlarını oluşturan BDT ülkelerinin öneminin azalmaya başlaması ticaretin ülke kompozisyonunun hızla evrilmeye başladığını göstermektedir.

 

Dönemin başında 3 milyar dolar civarında belirlenen GSYİH’nın 2006’da 20 milyar dolara yaklaşmış olması 12 yıllık periyotta ülkenin üretim değerindeki değişmenin daha iyi anlaşılmasını sağlamaktadır. İhracatın GSYİH’ya oranı bakımından elde edilen sonuçlar oldukça iyimser olup 2006 için %70’e kadar ulaşmıştır. Bunun anlamı GSYİH büyümesinde ihracatın artmasının büyük bir paya sahip olduğudur. Bu dönemde ortalama 8 milyonluk bir nüfusa sahip olan ülkeye yönelik doğrudan yabancı yatırımlar, dünyada kişi başına düşen yabancı yatırımlar açısından ülkeyi ilk sıralara oturtmuştur (The World Bank, 2008).

 

 

Azerbaycan’ın Küresel Ekonomik Sisteme Entegrasyonunda Haydar Aliyev Faktörü

 

Haydar Aliyev, Çağdaş Azerbaycan’ın oluşumunda, kurmak istediği sistem ve sonuçları bakımından önemi asla yadsınamayacak bir figür haline gelmiştir. İç politika açısından ülkede var olan demokrasi eksiği, devletin ekonomik ve sosyal yaşam üzerindeki belirleyici etkisine rağmen küresel kapitalizmin ülkede sorunlarıyla birlikte var olması ancak Aliyev faktörü dikkate alınarak açıklanabilecek olgulardır.

 

Bununla birlikte Kapitalizmin kurumsal arka planının yeterince gelişmemiş olduğu pek çok ülkede olduğu gibi lider ve lider bürokrasisi eksenli bir idari yapılanma Azerbaycan için de geçerlidir. Devlet geleneğinin gelişmemiş olduğu eski Sovyet cumhuriyetlerinde meydana gelen gelişmelere paralel bir politik gelişme çizgisi çağdaş Azerbaycan için de geçerlidir. Türkmenbaşı, Kerimov ve Nazarbayev örnekleri dikkate alındığında tek lider öncülüğünde bir dönüşümün zorunlu olarak tercih edildiği görülür. Buna rağmen Orta Asya’da olduğu gibi göçebelik kültürünün bir şekilde yansımış olduğu bir toplum görüntüsünden uzak olması ülke için önemli bir avantaj oluşturmaktadır.

 

Aliyev faktörünün belirleyici ve hâkim özelliği ile ilgili pek çok eleştirel yazı kaleme alınmış olmasına rağmen (Örneğin; Rasizade, 2002; Valiyev, 2006) Sovyet sonrası cumhuriyetlerdeki bu türden sorunların kökenlerini Sovyet dönemi, Çarlık Rusya’sı ve hanlıklar dönemi mirasında aramak gereklidir. Bu çerçevede demokrasi eksiği, ya da hak ve özgürlüklerin sınırlı bir yaşam alanı bulabilmesi ancak Batı’nın yüzyıllara uzanan tecrübeleri çerçevesinde anlamlı bir yer edinmektedir. Özellikle Sovyet mirası bu tür ülkelerde girişimcilik ruhunun zayıflatılması başta olmak üzere demokratik taleplerin tankla karşılık bulduğu bir psikolojik ortam yaratmıştır.

 

Çağdaş Azerbaycan’ın demokratik bir cumhuriyete dönüşmesinde kat edilmesi gereken uzun bir yolun varlığı yadsınmamasına rağmen, Sovyet dönemi ile karşılaştırıldığında, romantik olmamak kaydıyla her şeyin olumluya doğru giden bir süreçte evrildiğini söylemek mümkündür. Çünkü tek başına bağımsızlık bile “gabakta yahşıydı” romantik yaklaşımının anlamını yitirmesine neden olabilir. Buna ek olarak edebiyatın her alanıyla son derece gelişmiş olduğu bir ülke olan Azerbaycan’da tarihsel bir söz söyleme sanatı neredeyse bütün toplum kesimlerinde her şeye karşı muhalefet geleneğinin oluşmasını sağlamaktadır. Hızlı piyasa reformları nasıl ki pek çok ülkede yanlış özelleştirmelerin kaynağı olmuştur, bütün kurumlarıyla hızla gerçekleştirilecek olan Batı tipi bir demokratik model de ulusal bağımsızlığı ve bütünlüğü tehlikeye atabilir. Bu konuda önemli olan “kendine özgü” şartlar fazla abartılmadan, toplumsal taleplerin makul bir zamanda tatmin edilebilmesi ve refahın bütün toplum kesimlerine yayılmasında gecikmenin ortaya çıkmamasıdır.

 

Nitekim Haydar Aliyev’in cumhurbaşkanlığı ile birlikte ülkede gelişen uluslar arası yatırım ortamı, üretim düzeyi, refah düzeyi Azerbaycan için iyi bir başlangıç sayılabilir. Azerbaycan günümüzde içinde bulunduğu coğrafi alanla ilişkili olarak Ekonomik İşbirliği Örgütü (ECO), Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü (BSEC) ve Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) üyesi olması yönüyle bölgesel ölçekte önemli bir ülke haline gelmiştir. Özellikle ECO’da yaşamsal bir öneme sahip olan ulaşım sektörü açısından, eski ipek yolunun önemli bir uğrak yeri olan ülkenin ulaştırma projelerinin hayata geçmesiyle birlikte yeniden bu tarihi öneme kavuşabileceği söylenebilir. Bu bağlamda BTC ham petrol boru hattının faaliyete geçmesi ve muhtemel Kars-Tiflis-Bakü demiryolu projesi ile Bakü, merkezi bir işleve sahip olacaktır. Yine Aliyev dönemi ile birlikte, önceden ciddi uluslar arası krizlerin yaşandığı Rusya ile gerek BDT ortak zemininde, gerekse ikili ilişkilerin geliştirilmesi noktasında büyük ilerlemeler kat edilmiştir.

 

Batı ve ABD merkezli politikaların Aliyev döneminden sonra Rusya’yı dengeleyici olması yönüne dikkat edilerek izlenmeye çalışılması Azeri uluslar arası diplomasisinin önemli başarılarından birisi olarak kaydedilmelidir. Özellikle Batı ve ABD sermayesinin petrol sektörüne kanalize edilmesi, uluslar arası kamuoyunda yeterli desteğe sahip olan Ermenistan’ın etkinliğinin zayıflatılması açısından anlamlıdır. Son zamanlarda, Karabağ sorununun çözümü için oluşturulmuş olan AGİT bünyesindeki MINSK Grubu üyelerinin, bu sorunun çözümünde her iki tarafın gerekli fedakârlığı yapmaları gerektiğine sıkça vurgu yapmaya başlamaları Ermenistan’ın köşeye sıkışmışlığının uluslar arası diplomasi açısından bir başka ifadesi olarak düşünülebilir.

 

Azerbaycan, ülkenin milli bir sembolü haline gelen Aliyev iktidarı ile birlikte Asya Kalkınma Bankası, Avrupa Kalkınma Bankası, İslam Kalkınma Bankası gibi diğer önemli bölgesel finans kuruluşları ile IMF, Dünya Bankası ve Birleşmiş Milletler ve onun ekonomik kuruluşlarının aktif bir üyesi haline gelmiştir. Bu bağlamda, ekonominin yeniden yapılanması için gerekli uluslar arası fonlara rahatlıkla ulaşabilen ülke, dış ticaret rejiminde yaptığı reformlar paralelinde yüzden fazla ülke ile dış ticaret ağları kurmayı başarabilmiştir (Dikkaya, 2006). Buna rağmen dış ticaret ortaklarının sayısal genişlemesine paralel olarak özellikle ihracatta enerji ağırlıklı bir yapının kurulmuş olması, enerji fiyatlarındaki dalgalanmaya bağlı olarak ülkenin ekonomik büyümesinin yavaşlamasına neden olabilir. Gerçekten Azerbaycan’ın dünyaya yaptığı ihracat özellikle 2000 yılından sonra hızla artmaya başlamış ve 2007’de 6 milyar doları geçmiştir (http://comtrade.un.org). Buna rağmen, 2006 yılında 5,5 milyar dolarlık ihracatın enerji sektöründe gerçekleşmiş olması tek yönlü bir ihracat yapısının kurulmuş olması açısından dikkate değerdir. Uzun vadede böyle bir tek mallı ihracat gelişiminin gelirde istikrarsız bir gelişmeye yol açacağı söylenebilir. Bu bağlamda tarım ve turizm sektöründeki potansiyelin hayata geçirilmesi büyük önem arz etmektedir.

 

Azerbaycan’ın Aliyev iktidarı ile uluslar arası ekonomik sistemle bütünleşmesi açısından Türkiye ile ilişkilerinin özel bir önemi bulunmaktadır. Türkiye, Asya’daki akraba cumhuriyetler içerisinde kendisine en yakın ve en fazla benzerliklere sahip olduğu bu ülkedeki en büyük yabancı yatırımlar içerisinde en büyük paya sahip ülkelerdendir. Türkiye ile ticari bağlar da son dönemde hızla artmaktadır. Bu çerçevede 2007’de Azerbaycan’ın en önemli ihracat ortağı Türkiye olmuş, ithalat açısından ise ikinci sıraya yerleşmiştir (http://comtrade.un.org). Dış ticaretin yöneldiği ülkeler açısından bakıldığında ihracatın daha ziyade başta Türkiye eksenli olmak üzere Batı pazarlarına doğru yöneldiği görülmektedir. İthalatta ise Rusya’nın payı en büyük oranda ortaya çıkmaya devam etmektedir. Doğal gaz ve temel tüketim malları ithalatı başta olmak üzere Rusya ile eskiden var olan ağların devam etmesi Rusya’nın ülke için vazgeçilmez bir ticaret ortağı haline gelmesine neden olmaktadır. Diğer ülkelerden ithalatta da gıda, kimya, makine, dayanıklı tüketim malları gibi geniş bir yelpazede ürün gurubunun varlığı dikkati çekmektedir.

 

Ülkenin petrole bağımlı bir üretim yapısına sahip olduğu ihracatın içeriği dikkate alındığında kolaylıkla gözlemlenebilir. Benzer pek çok ülkede yaşanan tecrübeler, temel tüketim sanayilerinin kurulamamasının, bu süreci izleyen dönemde ülkelerin ciddi darboğazlara düşebileceğini göstermektedir.

 

Yüzlerce girişimcinin onlarca alanda faaliyet gösterdiği ve burada bir İşverenler Konfederasyonu kuracak ölçüde genişlediği Azerbaycan’da Haziran 2006 itibariyle Türk sermayesinin toplam tutarı 4,5 milyar dolara ulaşmıştır. Bu yatırımların 2,2 milyar doları petrol dışı sektörlere yapılmış, 440 milyon doları ticarette yoğunlaşmıştır. Bu bağlamda Azerbaycan, Türkiye'den dünyaya yapılan sermaye ihracında Hollanda’dan sonra Türk sermayesinin en fazla gittiği ülke haline gelmiştir (Ekonomik Forum, 2007; 45). Diğer yandan Azerbaycan’daki Türkiye kaynaklı sermayenin gelişmesine paralel olarak, özellikle petrol güzergâhının BTC’nin faaliyete geçmesinden sonra Türkiye aracılığıyla Batı pazarlarına yönelmesi ile birlikte Azerbaycan’dan Türkiye’ye yönelik sermaye akımlarının başladığına dair işaretler de alınmaya başlamıştır. Azeri yetkililerin Ceyhan’da 10 milyar dolarlık yatırım değerine sahip bir ham petrol rafinerisi kurmak için hazırlık yaptıklarını belirtmesi bu bağlamda önemli bir gelişmedir (Balcı ve Akçoban, 2008).

 

 

Sonuç

 

Aliyev iktidarının, çağdaş Azerbaycan’da siyasî istikrarın sağlanmasına önemli faktörlerden birisi olduğu ve 1995’te Aliyev’in ağırlığını koymasıyla hazırlanan “Azerbaycan Anayasası”nın bu istikrarın kurulmasında büyük bir paya sahip olduğu belirtilmelidir (Gönenç, 1998; 218). Haydar Aliyev, Sovyet sonrası Azerbaycan’da siyasi istikrara paralel olarak ekonomik istikrarın da sağlanmasına, uluslar arası ekonomik sisteme tam entegrasyonun tesis edilmesine aracılık eden en önemli figür olarak algılanabilir.

 

Bir siyasal önder olarak, ülkesinin geleceğini Batı ve Batı tipi demokrasi ve piyasa ekonomisi kurumlarının inşasında gören Aliyev, Rusya’ya bağımlılığı azaltan başta BTC olmak üzere her tür alternatif projeyi hararetle destekleyerek Azerbaycan’ın ekonomik ve politik geleceğinde sağlam bir temel inşa etmiştir. Ülkede demokratik kural ve kurumların özgürce işlemesi konusunda, Sovyet mirasının etkileri çokça hissedilmiş olmasına rağmen, sağlam bir demokrasinin kurulmasından ziyade ülkenin cari ihtiyaçlarının karşılanmasının şimdilik daha acil olduğunu göstermektedir. Ekonomik refahın genişlemesine paralel olarak demokratikleşme sorunları da önemli oranda azalacak, kaynakların dağılımında fırsat eşitliğinin daha çok sağlandığı görülecektir.

 

Aslında Azerbaycan’ın Aliyev öncülüğünde gerçekleştirdiği ekonomik performans, ülkenin altyapı ve imkânları düşünüldüğünde kaçınılmaz olarak ortaya çıkabilecek bir gelişmedir. Aliyev’i bu denklemde önemli hale getiren “karizmatik kişiliği” ve uluslar arası dengeleri okuyabilme yeteneğine sahip olmasıdır. Bu bağlamda ülkenin en önemli uluslar arası sorunu olan Karabağ’ın statüsü de son zamanlarda daha sıkça konuşulur olmuştur. Bu çerçevede Azerbaycan’ın uluslar arası ekonomik ve politik geleceği Azerbaycanlıların dünya kamuoyunu, müttefik ülkelerin güçlerini yanlarına alarak kullanabilmelerine bağlı olarak ortaya çıkacaktır. Sonuç ne olursa olsun, Haydar Aliyev ülkesinin uluslar arası sisteme entegrasyonunda kilit bir simge olarak, vefatından sonra da varlığını sürdürecektir.

 

 

Kaynakça

ARAS, Osman Nuri (2003–2004). “Azerbaycan Ekonomisi ve Dönüşüm Süreci”, Akademik Araştırmalar Dergisi, Sayı: 19 (13–32).

BALCI, Osman & Ali Akçoban (2008). “BTC ile Akdeniz`e İnen Petrolü Haydar Aliyev Tankeri Taşıyacak”, Zaman, 10.01.2008.

BAYULGEN, Oksan (2003). “Facing the Dilemma of Global Capitalism: the Case of Azerbaijan”, Central Asian Survey, June/September, 22(2/3) 209–220.

Commonwealth of Independent States (2008). http://www.cisstat.com/eng/azer.htm (05.05.2008).

DİKKAYA, Mehmet ve Adem Üzümcü (2006). “Changing Foreign Trade Relations and Trade Problems in Azerbaijan”, Atatürk Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt: 20 Sayı: 1 (27–38).

EFENDIEV, Altai (1999). “Azerbaijan: Enormous Potential and Challenging Economic Opportunities”, European Business Journal (176-186).

EKONOMİK FORUM (2007). “Azerbaycan’da Yatırım Avantajı”, Ekonomik Forum, Şubat (42-45).

GÖNENÇ, Levent (1998). “Azerbaycan Anayasası Üzerine NotlarAnkara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 47, Sayı 1–4 (187–220).

HORTON, Scott & Natık Mamedov (1999). “Azerbaijan’s Emerging Natural Resources Law”, Mineral Resources Engineering, Vol. 8, No. 1 (135–143).

RASIZADE, Alec (2002). “Azerbaijan after a Decade of Independence: Less Oil, More Graft and Poverty, Central Asian Survey, Vol. 21, No. 4 (349–370).

State Statistical Committee of the Republic of Azerbaijan, http://www.azstat.org/ (06.05.2008)

The World Bank (2008). http://web.worldbank.org (05.05.2008)

United Nations Commodity Trade Statistics Database, http://comtrade.un.org (06.05.2008)

VALIYEV, Anar M. (2006). “Parliamentary Elections in Azerbaijan: A Failed Revolution” Problems of Post-Communism, Vol. 53, No. 3, May/June (17–35).

 

 

 

E-Posta: mdikkaya@yahoo.com

 

 

Mehmet Dikkaya

 Kullanıcı Yorumları

YORUM YAP

bu yazı için henüz yorum yapılmamış.

yorum yapmak için tıklayın.

 Yorum
Güvenlik Kodu:
Güvenlik Kodu:
Adınız:
Yorumunuz:
 
Haber Kategorileri
Türkiye Amerika Avrupa Orta Doğu Orta Asya Kafkasya Bodrum Holidays Balkanlar Dünya Asya-Pasifik Afrika Ekonomi Bilim Teknoloji

Copyright 2009 Usak Stratejik Gündem
Xbox Live Gratuit Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu

Mebusevleri Mah. Ayten Sok. No:21 Tandoğan/Ankara
Tel: 0 312 212 28 86  Faks: 0 312 212 25 84

Sitemiz
Anadolu Ajansı
Abonesidir