Ünlü siyaset bilimci Juan Linz alanında klasikleşen çalışması “Totalitarian and Authoritarian Regimes”’de, otoriteryen rejimlerle totaliteryen rejimler arasındaki farka dikkat çeker. Linz, iki rejimde de siyasal muhalefetin şiddetle bastırılmasına karşın, otoriteryen rejimlerin, totaliteryen rejimlerden farklı olarak özel alanda kısmi otonomiye imkan tanıdığının altını çizer ve yaşamın tüm alanlarını kapsayan, toplumun tümünü belli idealler çerçevesinde mobilize etmeyi amaçlayan total/bütüncül bir ideoloji gereksinimi hissetmediğini belirtir. Bu bağlamda Franco dönemi İspanya’sındaki rejimi otoriteryen olarak tanımlarken, Sovyetler Birliği’nde Stalin dönemindeki rejimi ise totaliteryen olarak görür. Linz, Stalin’in ölümü sonucu iktidara gelen Kruşçev ile birlikte yeni bir döneme girildiğini ve bu dönemi post-totaliteryen kavramıyla ifade etmenin daha uygun olduğunu öne sürer.
Niyazov sonrası Türkmen siyasal rejimi Juan Linz’in kavramsallaştırması çerçevesinde değerlendirilecek olursa; Gurbanguli Berdimuhammedov ile birlikte Türkmenistan’da post-totaliteryen evreye girildiğine dair yapılacak yorumları güçlendiren gelişmeler yaşanmaktadır. Niyazov sonrasında, Berdimuhammedov siyasi elit arasındaki uzlaşı sonucu iktidara geldiğinde, bu gelişin bir “atama” olarak değerlendirilmesi gerektiği ve perde arkasında Milli Güvenlik Bakanı Geldimurad Aşirmuhammedov ve Cumhurbaşkanlığı Güvenlik Birimi Başkanı Akmurad Recepov’un olduğu, siyasi istikrarın temini ve rejimin devamlılığının sağlanması yönünde saray içi bir uzlaşı sonucu Berdimuhammedov isminde karar kılındığı yorumları yapılmaktaydı. Ancak süreç içinde Berdimuhammedov’un “sanal” bir lider olmadığı, kendine ait sosyal ve politik bir gündeme sahip olduğu, Niyazov’un totalitaryen rejiminde bir değişime gitme yönünde çaba sarfetmesiyle ortaya çıktı.
Berdimuhammedov, öncelikle, Niyazov döneminde yaygın rahatsızlık doğuran sosyal politikaları değiştirme yoluna gitti. Bu çerçevede zorunlu eğitim 9 yıldan tekrar 10 yıla çıkarıldı, okullarda beden eğitimi, yabancı dil ve sanat dersleri yeniden müfredata dahil edildi, Türkmen Bilimler Akademisi yeniden faaliyete geçti, sağlık ve emeklilik sisteminde iyileştirmeye gidildi, sinema ve sirk gibi eğlence merkezlerine ve opera ve bale gibi sanatsal etkinliklere yönelik getirilen yasaklar kaldırıldı. Yurtdışından alınan diplomaların tanınması ve yurtdışına öğrenci gönderilmesi konularındaki olumsuz tutum terkedilerek, bu konuda teşvikçi olundu. İnternet kafelerin açılmasına izin verildi, devlet kuruluşları internete bağlandı, bireylerin şahsi olarak internet aboneliğine imkan tanındı. Kütüphanelerin ve bazı devlet kuruluşlarının yabancı yayınlara abone olması sağlandı. Sonuçta, Türkmenistan Berdimuhammedov dönemi ile birlikte dış dünyaya çok daha açık hale geldi.
Berdimuhammedov’u “iktidarsız” olarak gösteren yorumlar açısından, sosyal alanda yapılan bu tür değişikliklerin Berdimuhammedov’u iktidara getiren güçlerin onayıyla gerçekleştiği, “sanal” liderin politik alanda bir manevra alanı olmadığı düşünülebilirdi. Ancak, Berdimuhammedov’un, Niyazov’un totaliteryen iktidarının devamında kilit figür olan ve Berdimuhammedov’un iktidara getirilmesinde önemli rol oynadığı düşünülen Geldimurad Aşirmuhammedov ve Akmurad Recepov’u görevde usulsüzlük suçlamasıyla hapsetmesi, Tarım Bakanı Paizygeldi Meredov ve bazı üst düzey bürokratları görevden alarak değişik suçlamalarla tutuklatması ve ordunun üst kademelerinde yaptığı değişiklikler, Türkmen liderin ülkede iktidara sahip olduğunun bir göstergesiydi. Üstelik bu tasfiye fırtınasının hemen sonrasında Niyazov döneminde hapse atılan 11 siyasi mahkumun serbest bırakılması - özellikle mahkumlara getirilen suçlamalar düşünüldüğünde - rejimin Niyazov döneminden giderek uzaklaştığı anlamına gelmekteydi. Serbest bırakılan mahkumların çoğu 2002’de Niyazov’a karşı darbe girişiminde bulunmakla suçlanan üst düzey yöneticilerdi.
Linz’in tanımlamasıyla ifade edecek olursak, ülkede post-totaliteryen döneme girildiği görüşünü meşru kılacak diğer bir nokta da, Berdimuhammedov’un tipik bir totaliteryenizm özelliği olan şahıs kültüne karşı olan tavrıdır. Berdimuhammedov’un siyasi af getirdiği mahkumlar arasında Türkmenistan eski müftüsü Nasrullah ibn İbadullah’un da bulunuyor oluşu önemlidir. Eski müftü, Niyazov’un tüm binalara ve meydanlara olduğu gibi, camilere de kendi resimlerinin ve Ruhname’den ifadeler içeren tabloların konulması emrine karşı çıktığı için hapse atılmıştı
Nitekim, Berdimuhammnedov’un Niyazov ve Cumhurbaşkanlığı makamı çevresinde örülen şahıs kültüne olan antipatisi birçok uygulamada açığa çıkmaktadır. Berdimuhammedov döneminde, Cumhurbaşkanının herhangi bir kurum, şehir ya da anıta isim verme yetkisi iptal edildi. Türkmenbaşı’nın kendi adına açtığı Uluslararası Saparmurad Niyazov Fonu kaldırıldı. Berdimuhammedov, Niyazov onuruna verilen müzik ve dans gösterilerini ve cumhurbaşkanının gittiği her yerde yapılan resmi karşılama törenlerini kaldırdı. “Kutsal yemin”’de geçen Türkmenbaşı ifadesini Türkmen lideri olarak değiştirdi ve okullarda, devlete dairelerinde, televizyon programlarının açılış ve kapanışlarında ve her tür resmi toplantıda okunan yeminin yalnızca “özel durumlar”da okunması kararını aldı. Caddeler ve alanlardaki Niyazov portrelerinin ve kamu binalarındaki büstlerinin çoğu kaldırıldı. Son olarak geçtiğimiz günlerde alınan iki karar - Türkmenbaşı’nın ve annesinin adlarını da içeren ay adlarının değiştirilerek eski takvime dönülmesi ve Aşkabat’ın merkezindeki dev Türkmenbaşı heykelinin kentin varoşuna taşınması - Berdimuhammedov’un Niyazov’la temsil edilen şahıs kültüne olan olumsuz tutumunu açık olarak ortaya koymaktadır.
Özel ve kamusal alanda sağlanan – oldukça sınırlı da olsa - kısmi otonomi ve şahıs kültüne olan olumsuz yaklaşım totaliteryen sistemde bir farklılığa işaret etmekle birlikte, bu politik yönelimin ne ölçüde ciddi bir değişim anlamına geldiği ve ne ölçüde post-totaliteryen bir döneme girildiğinin mutlak işareti olarak yorumlanması gerektiği hala tartışmaya açıktır. Berdimuhammedov’un icraatları, Niyazov’un gölgesinde kalmayı reddeden ve Niyazov döneminin sistemik parametrelerini değiştirerek ve arkasındaki güç odaklarını tasfiye ederek kendi iktidarını ilan eden bir liderin uygulamaları olarak da okunabilir. Bu icraatların Türkmenistan’da post-totaliteryen evreye geçiş anlamı taşıdığı iddia edildiği durumda dahi gözden uzak tutulmaması gereken, Linz’ın post-totaliteryen evre ile kasdının totaliterizmden demokrasiye geçiş anlamı taşımadığı, yalnızca “ancien regime” ile kıyaslandığında sınırlı bir otonomi, daha az ideolojik doktrinasyon ve daha az “terör” olduğudur.
E-posta: turgutdem@yahoo.co.uk