Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu Yayınıdır.  
ANASAYFA

|

ENGLISH

|

ANASAYFA YAP

|

REKLAM

1 Kasım 2014, Cumartesi

 
  Usak Gündem
  Bölgeler

Ücretsiz Tam Metin Uluslararası Hukuk ve Politika Dergisi

Ücretsiz Tam Metin Orta Asya ve Kafkasya Araştırmaları Dergisi

“Geçiş Sürecindeki Çin”: Asya Pasifik Bölgesi için Fırsat mı, Engel mi?
  Yorum Yap (0) Yazdır Arkadaşına Gönder
Güner Özkan
21 Aralık 2012, Cuma
gunerozkan@hotmail.com
Çin uzun zamandır uluslararası ekonomik, politik ve askeri alandaki gelişmeler ile diğer birçok konuda dünya çapında düzenlenen sayısız toplantı, forum ve konferansın konusu olmayı sürdürüyor. Çin’in birkaç on yıla yayılmış hızlı seyreden ekonomik büyümesi ve dünya meselelerinde artan politik etkinliği bu durumun nedenlerini açıklıyor. Çin üzerine, bahsedilen bu etkinliklerden bir tanesi 11-12 Aralık 2012 günü Güney Kore’nin başkenti Seul’de 150 civarı Çin üzerine uzman ve akademisyen ile politikacı ve düşünce kuruluşunun katılımıyla, Seul merkezli ASAN Enstitüsü’nün ev sahipliğinde gerçekleşti. “Geçiş Sürecinde Çin” ana başlığı altında Çin ekonomisi, kamuoyu eğilimleri ve siyasi reformları ile beraber Pekin-Washington, Kuzey Kore-Güney Kore, Hindistan, Japonya, Rusya, Orta Asya ve Orta Doğu ve Asya Pasifik bölgesi eksenlerinde güvenlik ve entegrasyon gibi konuları içeren çok sayıda oturum gerçekleşti.

USAK adına Seul’deki Çin Forumu katılımcılarından biri olarak Çin-Orta Asya-Orta Doğu oturumunda görüşlerimi ifade etme fırsatı bulma olanağı yanında, birçok uluslararası ve Çin’i ilgilendiren konular üzerine diğer katılımcılarla görüş alışverişi fırsatı yakaladım. Diğer birçok meselenin yanında Forum’da öne çıkan iki soru oldu. Bunlardan ilki geçen ay iktidara gelen yeni Çin yönetiminin yukarıda bahsedilen ve benzer diğer meselelerle ilgili olarak nasıl bir tutum izleyeceği idi. İkinci soru ise yeni Çin yönetiminin ileriye dönük faaliyetlerinin uluslararası barış ve güvenlik alanında fırsat mı engel mi teşkil edeceği düşüncesiydi. Kuşkusuz bu soruların tek bir cevabı yoktu ve katılımcıların kimlikleri, nereden geldikleri, profesyonel hayatlarında (devlet ya da özel sektör) kimi temsil ettikleri cevapların da niteliğini belirledi.

Çin ve Koreler Sorunu

Forumda başlıca Çin’in iç politika ve ekonomi meselelerine odaklanıldı ve Şi Cinping liderliğindeki yeni Çin yönetiminin Kuzeydoğu Asya’dan Güney Çin Denizi’ne uzanan yakın bölgede açığa çıkan ciddi güvenlik problemleriyle ilgili faaliyetlerinin olası etkilerine geniş yer verildi. Katılımcılar özellikle Kuzey Kore-Güney Kore sorununa dikkat çekerek bunun acil olarak çözülmesi gereken en önemli konulardan biri olduğunu belirttiler.

Örneğin Güney Kore Ekonomi Bakanı Bark Taeho, Seul ve Pekin arasında diplomatik ilişkilerinin 20. yıldönümünü kutladı ve iki taraf arasındaki yoğun ticari ilişkilerin önemine vurgu yaptı. Aslında Taeho bunu yaparken Çin’e Kuzey Kore ile ilgili sorunlarda daha yapıcı davranması mesajını verdi. Gerçekten de Güney Kore-Çin arasındaki ticaret hacminin büyüklüğü dikkate alındığında iki tarafın işbirliği yapmalı dışında pek az seçenekleri kalıyor. Güney Kore ve Çin’in diplomatik ilişki kurdukları 1992 yılında ikili ticaret hacimleri sadece 6 milyar dolar idi. Bu rakam 2011’de 220 milyar doları buldu. Dolayısıyla Güney Kore-Çin ilişkilerinin düşmanlık konumundan yirmi yıl içinde artık çok önemli bir ekonomik ortaklığa dönüştüğü gayet açık. Güney Kore-Çin arasındaki bu yüksek ticaret hacminin seviyesi, Seul’ün güvenlik alanındaki başlıca müttefiki ABD ile 2011’deki 100 miyar dolar ticaret hacmi düşünüldüğünde daha fazla anlam ifade etmektedir.

Güney Kore perspektifinden bakıldığında, Kuzey Kore’deki rejimin en büyük destekçilerinden olan Çin’in, Pyongyang üzerindeki baskısını artırması en büyük beklenti olarak öne çıkıyor. Ancak aralarındaki yüksek ticaret rakamına rağmen Çin tarafı duruma çok farklı bakıyor. Çin Reform Forumu’ndan, emekli General Pan Zhenqiang, Seul ve Pekin arasındaki ticari ilişkilerin önemini kabul etse de, Kuzey Kore’nin nükleer silah ve füze programları ile ilgili sorunlarda ABD’yi suçluyor ve Washington’un bölgede gizli gündemi olduğunu iddia etti. Yine Zhenqiang, Güney Kore’nin güvenlik gereksinimlerinde tamamen ABD’ye dayanması durumu karşısında Seul’ün Pekin’i en büyük ticari ortağı olarak sürdürebilmesinin zor olabileceği mesajını verdi. Çinli General, eğer Seul bölgede kalıcı bir barış ortamı inşa etmekten yanaysa ABD’ye olan stratejik bağımlılığına son vermesi gerektiğini ima ederek, Kuzey Kore-Güney Kore arasındaki sorunun çözümünde harekete geçerek inisiyatif alması gereken tarafın Seul olduğunun altını çizdi. Zhenqiang ayrıca Kore sorununa nihai çözümün Pyongyang’ı dışlamak ya da güç kullanma yöntemleriyle sağlanamayacağını belirtti. Bu nedenle, Çin tarafından bakıldığında, ABD’nin bölgede askeri etkinliği sürdüğü ve arttırdığı müddetçe, Kuzey Kore-Güney Kore sorununun çözümünde kayda değer bir gelişme de zor gözüküyor.

Bölgede Saldırgan Çin

Aslında yeni Çin yönetimi de bölgedeki anlaşmazlıklar konusunda bir önceki yönetimden farklı hareket edecek gibi gözükmüyor. Çünkü her iki yönetimin de en önemli önceliği Çin’in ekonomik büyümesinin sürekli kılınması. Bu düşünceyle Çin’in çok zorunlu olmadıkça sert askeri müdahaleye girmesi pek çok uzmanın katıldığı bir görüş.

Ne var ki Çin, ABD ve bölgesel uzlaşmazlık içerisinde bulunduğu diğer ülkelerle yıkıcı bir ihtilafa düşmekten kaçınsa da, Pyongyang tarafından başarıyla gerçekleştirilen uzun menzilli füze denemesi ve Adası üzerine yaşanan gerilim bölge güvenliğini kısa vadede daha tehlikeli bir noktaya taşıyor. Japonya ve Çin arasında Senkaku/Diaoyu adası ile Pyongyang’ın nükleer silah programı ve füze denemeleri II. Dünya Savaşı sonrası askeri meseleleri ABD’nin kontrolüne bırakmış olan Tokyo’yu ulusal askeri savunma tedbirleri geliştirmeye ciddi biçimde itmiş durumda. ABD ve Avustralya gibi bölgede aynı yaklaşımı benimseyen devletlerle askeri ilişkilerini daha fazla yoğunlaştırması yanında Tokyo, Japon Anayasası’nın 9. Maddesinde yer alan ülkenin savaşa girmesini önlemeyi öngören kendini savunma (Japan self-defence force) gücü kavramını savunma (defence) biçiminde değiştirmeyi tartışmakta. Japonya’nın Anayasa’nın 9. Maddesini Çin’e gözdağı verecek şekilde yorumlaması veya buna uygun değişiklik yapmasını kuşkusuz bölgede Çin ve Kuzey Kore’nin çatışmalı konularda nasıl davranacakları belirleyecek. Japonya’da geçen hafta yapılan parlamento seçimlerini milliyetçi Şinzo Abe liderliğindeki Liberal Demokrasi Partisi’nin kazanması da Japonya’nın Çin eksenli güvenlik sorunlarını daha uzun süre tartışacağı gözüküyor.


ASAN Çin Forumu’nda bazı Çin uzmanları yeni Çin Yönetimi’nin bölgedeki hayati güvenlik çıkarlarını korumak doğrultusunda daha saldırgan hareket edebileceği görüşünde birleştiler. Bölgede Çin ve komşu ülkeler arasındaki anlaşmazlıkların çokluğu göz önüne alındığında geleceğe dönük farklı kriz ortamlarının şekillenmesi riski yüksek görünüyor. Tayvan, Senkaku/Diaoyu Adası ve Filipinler’le Spratly Adaları problemleri hâlihazırda Çin Hükümeti’nin yüzleştiği sorunlar. Doğu ve Güneydoğu Asya sularında adalar sorunu ile ilgili Çin, Japon ve Filipin tarafları şu anda sorunları daha içinden çıkılmaz ve tehlikeli bir noktaya taşımaktan kaçınmış gibi gözükseler de, bu durum hızla büyüyen ve güçlenen bir Çin’in varlığında uzun süre devam ettirilemeyebilir.

Optimist Pencereden…

Çin yükselişi ve önümüzdeki 5 yıllık sürede uluslararası arenadaki muhtemel politik faaliyetleri hakkında görece iyimser görüşler de mevcut.

Gelecek 10 yıl, 1949’dan beri Pekin’de iktidarını elinde bulunduran kadronun 5. kuşağını oluşturacak. Bazı iyimser bakışa sahip uzmanlar belirtilen sürenin ilk yarısının Şi Cinping tarafından iktidarını pekiştirmeye yönelik bir geçiş dönemi olarak kullanacağını düşünüyor. Diğer 5 yıllık sürenin ise Şi Cinping’in uluslararası platformda, Çin meseleleri söz konusu olduğunda önceki hükümetlerden farklı projeksiyonlar çizip çizemeyeceğinin anlaşılacağı gerçek bir test dönemini oluşturması bekleniyor. Böylelikle, çoğunlukla Çinli katılımcılardan oluşan iyimserler yalnızca Asya Pasifik bölgesi değil aynı zamanda Afrika ve Orta Asya’ya dek uzanan alana refah ve istikrar getirmesi itibariyle Çin’in ekonomik yükselişini, en azından şimdilik, bir fırsat olarak değerlendiriyorlar. Aynı zamanda devasa ordusuna rağmen Çin’in, son teknoloji savaş araçlarını henüz üretemiyor olduğundan, süper güçlerle savaşa girme kapasitesinin sınırlı olduğu düşünülüyor. Bu gerçeklikler Şi Cinping yönetimini ABD veya Asya Pasifik bölgesindeki diğer devletlerle çatışma durumuna girmemeye yöneltiyor.

Sonuç olarak bölgede savaş boyutlarında bir çatışmaya tanıklık edeceğimiz olası görünmüyor, zira böyle bir durum halinde tarafların hepsi bundan büyük zarar görecektir. Yine, önümüzdeki 5-10 yıllık süreyi takiben, 2022’de Şi Cinping’in iktidardaki görevinin sona ermesiyle, Çin’in gayri safi yurtiçi hasılada ABD’yi geride bırakması bekleniyor. Çin’in ekonomik büyümesi, bölgesel rakipleriyle olan anlaşmazlıklarında devrim niteliğinde bir ilerleme kaydedilmedikçe, bir tarafta Çin diğer tarafta ABD ve Japonya gibi müttefiklerin yer alacağı çok daha somut bir güçler dengesi tablosu yaratacaktır. Bunun gerçekleşmesi halinde, emekli Çinli General Zhenqiang’ın da ifade ettiği gibi, bugünkü Çin-ABD ilişkilerinin düşmanlık-ortaklık ekseninde tanımlanamayan doğası daha net açıklığa kavuşmuş olacak. Dolayısıyla gelecek 10 yıl içerisinde, Çin’in dünyanın en büyük ekonomisi olduğu bir dönemde, ABD ve Çin’in aralarında, başta Asya-Pasifik bölgesi olmak üzere, uluslararası arenada neyi tolere edebilecekleri ve neyi tolere edemeyecekleri noktasında daha net bir davranış sistemi (code of conduct) belirlemeleri mümkün görünüyor.
21 Aralık 2012, Cuma
 

Yazdır

Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayın

 Kullanıcı Yorumları (0)

YORUM YAP

bu köşe yazısı için henüz yorum yapılmamış.

yorum yapmak için tıklayın.

 Yorum
Güvenlik Kodu:
Güvenlik Kodu:
Adınız:
Yorumunuz:
 
   Yazarın Son 10 Yazısı
Türkiye-Rusya İlişkilerinde Öne Çıkan Pragmatizm
Gürcistan Demokrasisi ve Rusya: Kullanılan Dil Konusu
Rusya’nın İnsan Hakları Sorunu: Kuzey Kafkasya
Vladimir Putin İçin Kolay Seçim Zor İktidar
Azerbaycan-İran İlişkileri: ‘Bir Millet İki Devlet veya ‘Düşman Kardeşler’
Azerbaycan-İran İlişkileri: “Bir Millet İki Devlet” veya “Düşman Kardeşler”
Kazakistan Cumhurbaşkanlığı Seçimleri ve Demokrasi Olasılığı
Bölünen Sudan ve Mısır: Su, Para ve Silah
Sudan’ı Bölecek Referandum Barış Getirecek mi? (2)
Sudan’ı Bölecek Referandum Barış Getirecek mi? (1)
 Tüm liste için lütfen tıklayın
Haber Kategorileri
Türkiye Amerika Avrupa Orta Doğu Orta Asya Kafkasya Bodrum Holidays Balkanlar Dünya Asya-Pasifik Afrika Ekonomi Bilim Teknoloji

Copyright 2009 Usak Stratejik Gündem
Xbox Live Gratuit Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu

Mebusevleri Mah. Ayten Sok. No:21 Tandoğan/Ankara
Tel: 0 312 212 28 86  Faks: 0 312 212 25 84

Sitemiz
Anadolu Ajansı
Abonesidir