|
|
|
|
Terörü Yenerek ve Kürt Sorununu Çözerek Küresel Aktör Olmak |
|
|
|
 |
Tayyar Arı 24 Haziran 2010, Perşembe atayyar@uludag.edu.tr |
|
|
|
|
|
Son yaşadıklarımız bize yeniden bir durum muhasebesi yapmamızı ve yeniden bir yol haritası üzerinde düşünmemizi sağladı. Bazen bir şerden çok hayır doğar. Temenni ederiz bu gelişmeler Türkiye’nin yeniden toparlanıp ikinci gelişme evresine geçmesini sağlayacak doğum sancıları olur. Özellikle Türkiye’nin İran’la yakınlaşması, bu bağlamda nükleer takas anlaşmasıyla ilgili girişimi, Gazze yardım filosuna İsrail tarafından düzenlenen saldırı ve 9 şehit vermemiz, tam bu sırada gelen içerde artan terörist saldırılar, BM oylamasında Türkiye’nin İran’a karşı yaptırım kararına hayır oyu vermesi, arkadan yeniden hız kazanan terör olayları ve verdiğimiz ve vermeye devam ettiğimiz şehitlerimiz. Alt alta koyduğunuzda çok şey söylenebilir. Bu olayların her biri farklı şekillerde yorumlandı. Gazze ve İran meselesinde Türkiye’nin tavrını eksen kayması olarak yorumlayanlar olduğu gibi, bunu tutarlı bir dış politika olarak ifade edenler de oldu. Tıpkı son zamanlarda artan terör olaylarını takip edilen dış politikanın bir sonucu olarak değerlendirenler, açılımın başarısızlığına bağlayanlar, hükümeti düşürme planlarının bir parçası olarak görenler ve açılımı engellemeye çalışanların son çırpınışları olarak değerlendirenler gibi.
Hangimizin haklı olduğu hiç önemli değil. Bu görüşlerin hemen hepsi bence dikkate değer görüşler. Aslında asıl sorun Türkiye’nin bölgesel ve küresel bir aktör olabilme hedefinden ne kadar uzaklaştığıdır. Türkiye’nin izlediği başarılı politikalar, medya ve akademik dünyadan büyük bir çoğunluk tarafından övgüyle söz edilmiş, gerek Orta Doğu’da gerekse Batı toplumunda Türkiye’nin izlediği diplomasi üzerine yazılar yazılmış, konuşmalar yapılmış ve övgüler dizilmiştir. Türkiye’nin proaktif, liberal, bütün ülkelerle ilişki kurmayı amaçlayan, sorun çözücü pozitif bir dil kullanması, bölgesel ve küresel sorunlarda inisiyatif alması, bağımsız politikalar izlemesi ancak bunu kavga etmeden yapması gerçekten takdir toplamıştır. Türkiye, bir taraftan İran’la enerji anlaşması yaparken diğer taraftan ABD ile yakın bir ilişki içinde olmuş, terörle mücadele konusunda işbirliğini sürdürmüştür. Davos’ta yaşananlar bile Türkiye’nin bu imajında olumsuz bir etki yapmamıştır. Zira Obama ilk dış ziyaretini Avrupa’dan sonra 2009 Nisanında Türkiye’ye yapmıştır. 2009 sonuna gelindiğinde, açılım konuşulurken, PKK’nın tasfiyesinin an meselesi olduğu da konuşuluyordu. Bir taraftan Kandil’den gelenler diğer taraftan Avrupa’dan gelmek isteyenler tartışılıyordu. Süreç nerdeyse bütünüyle hükümetin inisiyatifinde görünüyordu.
İçinde bulunduğumuz durum ise bize nerde yanlış yaptık dedirtecek türden. Bir tarafta Köşkte geniş katılımlı güvenlik zirvesi olurken, diğer tarafta, PKK karakol basmaya, şehirde otobüse bombalı saldırıda bulunmaya devam ediyor. Belli ki PKK kendisini çok güçlü hissediyor. Belli ki içerden ve dışarıdan ciddi desteğe sahip. Belli ki hükümetin bu konulardaki kararlılığını test etmeye çalışıyor. O zaman en kısa zamanda bu fotoğrafı değiştirecek adımlara gereksinim var.
Atılacak adımlar ve izlenebilecek stratejiler:
1-Hükümet, tüm bu konularda inisiyatifi elinde bulundurduğu kanısını oluşturmalıdır. Bu hayati öneme sahiptir. Bu çerçevede gerek güvenlik tedbirlerine gerekse demokratik açılımlara eş zamanlı olarak devam edilmelidir.
2-PKK’nın güçlü olmadığı ona gösterilmelidir. Son zamanlarda istihbarat ve güvenlik konusunda yaşanan zafiyetlerin tekrarlanması engellenmelidir. Bu bağlamda profesyonel güvenlik güçlerinden ve özel eğitimli komandolardan yararlanma düşüncesi son derece önemlidir.
3-Bundan sonraki süreçte terörle mücadele konusundaki hataların hesabının sorulacağı bir mekanizma oluşturulmalı ve bu konuda kararlılık gösterilmelidir.
4-Yeni diplomatik girişimlerle yeniden uluslararası toplumun desteği lehimize döndürülmelidir.
5-ABD ve AB nezdindeki girişimler hızlanmalı ve bu konuda karşı tarafın da daha tutarlı adımlar atması sağlanmalıdır.
Unutmayalım, bu sorunları çözmeden Türkiye’nin bölgesel ve küresel aktör olma hedefine ulaşması sadece zor değil imkânsızdır.
Prof. Dr. Tayyar Arı
Uludağ Üniversitesi
İİBF-Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı
|
|
|
|
|
|
24 Haziran 2010, Perşembe |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Orhan Yılmaz
27 Haziran 2010, Pazar 9:47:16 AM
tarihinde yazmış
|
|
|
Hocam ağzınıza sağlık çizdiğiniz yol haritası doğrultusunda ilerlememiz dileğiyle. sağlıcakla kalın |
|
|
|
|
yorum yapmak için
tıklayın. |
|
|
|
|
|
|
|
|