Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu Yayınıdır.  
ANASAYFA

|

ENGLISH

|

ANASAYFA YAP

|

REKLAM

13 Mart 2010, Cumartesi

 
  Usak Gündem
  Bölgeler

Ücretsiz Tam Metin Uluslararası Hukuk ve Politika Dergisi

Ücretsiz Tam Metin Orta Asya ve Kafkasya Araştırmaları Dergisi

Asya’nın Kalbinde Dostluk ve İşbirliği Mümkün mü?
  Yorum Yap (0) Yazdır Arkadaşına Gönder
Selçuk Çolakoğlu
7 Şubat 2010, Pazar
scolakoglu@gmail.com

    

2001’den bu yana uluslararası güvenliği ilgilendiren sorunların başında Afganistan gelmektedir. 11 Eylül terör saldırılarını gerçekleştiren El Kaide örgütüne yardım ve yataklık ettiği gerekçesiyle Taliban rejimine karşı girişilen NATO harekatıyla Kabil’deki Taliban rejiminin yıkılması oldukça kolay olmuştur. Ancak aradan geçen 8 yıla rağmen Taliban’ın güçlü olduğu güney bölgelerinde merkezi hükümetin bir türlü kontrolü sağlayamadığı görülmektedir. Bu başarısızlıkta Afganistan’ın iç dengelerine dikkat edilmemesinin büyük payı bulunmaktadır.

Afganistan’a ilişkin güvenilir veriler bulmak zor olmakla birlikte, yaklaşık 30 milyonluk ülke nüfusunun yüzde 42’sini Peştunlar, yüzde 27’sini Tacikler, yüzde 9’unu Hazaralar, yüzde 9’unu Özbekler, yüzde 4’ünü Aymaklar, yüzde 3’ünü Türkmenler ve yüzde 2’sinin Beluciler oluşturmaktadır. Görüldüğü gibi Afganistan’ın nüfusu son derece karmaşık bir etnik dağılıma sahip olup bu dağılım coğrafi olarak da kendini hissettirmektedir. Afganistan, güneydeki Peştunlar ve Kuzey İttifakı (Tacik-Hazara-Özbek) şeklinde kabaca ikiye bölünmüş durumdadır. Üstelik 1979’daki Sovyet işgalinden beri tüm ülkeyi kapsayan bir merkezi hükümetin olmaması da Afganistan’daki çok parçalı yapıyı kalıcı hale getirmiştir. Bu açıdan Afganistan diye bir ülke olmakla birlikte burada yaşayan “Afgan haklı” veya “Afgan milleti” diye bir topluluk hiç varolmamıştır.

2001’de NATO operasyonları sırasında yapılan temel yanlışlık da bu gerçeği göz ardı etmek olmuştur. Ülkenin en kalabalık grubu olan Peştunlar, kendi meşru temsilcileri olarak gördükleri Taliban’a destek olmaya devam etmişlerdir. NATO müdahalesi sonrası kurulan Afgan devlet kurumları ile orduda kuzeyli gruplardan Tacikler, Hazaralar ve Özbekler daha etkili bir temsile sahip olmuşlardır. Bu da Peştun çoğunluğun Kabil hükümetine karşı daha mesafeli durmasına yol açmıştır.

Türkiye-Afganistan-Pakistan Üçlü Zirveleri

Gerek Afganistan’ın geleceği gerekse Afganistan üzerinden doğan istikrarsızlıktan etkilenen Pakistan’ın sorunlarını çözebilmek için 2007’den beri düzenli aralıklarla Türkiye’nin öncülüğünde üçlü zirveler toplanmaktadır. Bu toplantıların ana gündemlerinden biri Pakistan ve Afganistan’ın resmi düzeyde karşılaştıkları sorunları çözmeye çalışmaktır. Başka bir gündem ise her iki ülkedeki Peştun grupların merkezi hükümetlerle işbirliği yapmasıdır. Son üç yılda Taliban yanlısı grupları her iki ülkede sisteme entegre etme noktasında yeterince başarılı olunamasa da, üçlü zirvelerin Kabil ve İslamabad arasındaki buzların eritilmesinde başarılı olduğu söylenebilir. 25 Ocak 2010’da gerçekleştirilen zirvede de üçlü işbirliğinin daha da geliştirilmesinin gerekliliğine vurgu yapılmıştır.

Bu üçlü zirvelerin en önemli sonucu ise Afganistan’a komşu ülkeler toplantılarının yapılmasının kararlaştırılması olmuştur. 2003’teki Irak işgali öncesinde Ankara’nın başlattığı “Irak’a Komşu Ülkeler Zirveleri”nin bir benzeri sayılabilecek bu zirve, “Asya’nın Kalbinde Dostluk ve İşbirliği” adı altında 26 Ocak 2010 tarihinde İstanbul’da toplanmıştır. İstanbul Zirvesine uluslararası katılım da oldukça yüksek olmuştur. Türkiye, Pakistan ve Afganistan’ın yanısıra İran, Çin, Rusya, İngiltere, ABD, Japonya, Tacikistan, Kırgızistan, Birleşik Arap Emirlikleri ile İslam Konferansı Teşkilatı, BM, NATO ve AB’den üst düzey bir katılım gerçekleşmiştir. Türkiye’nin inisiyatifle gerçekleştirilen İstanbul Zirvesine bu derece yoğun bir uluslararası katılım olması, Ankara’nın son zamanlarda dünya genelinde artan ağırlığının bir yansıması olmuştur. 1990’ların başlarında Arap-İsrail sorunun çözümü için yürütülen Oslo Barış Süreci toplantılarına Türkiye’nin davet edilmediği düşünülürse, şimdi daha uzak bir coğrafyada yer alan Afganistan’da Ankara’nın öncü rol oynamaya başlaması bile önemli bir başarı sayılabilir.

Bununla birlikte aktif bir dış politika izleyen Ankara’nın uluslararası alandaki mayınlı alanlara da dikkat etmesi gerekmektedir. Afganistan için düzenlenen İstanbul Zirvesi, istemeyerek de olsa Türkiye’nin Hindistan ve Pakistan arasındaki çekişmenin de ortasında kalmasına yol açmıştır. Zirve sırasında Hint basınına yansıya iddialara göre, Hindistan İstanbul’a davet edilmediği gerekçesiyle Türkiye’ye nota vererek protesto etmiştir. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Hindistan ziyaretinin iki hafta öncesine denk gelen bu tür haberler Türk kamuoyunda soğuk duş etkisine sebep olmuştur. Türk Dışişleri Bakanlığı nota verildiğine ilişkin haberleri hemen yalanlasa da, Hindistan tarafının Türkiye’nin öncülük ettiği Afganistan girişiminden dışlanmasından rahatsızlık duyduğu açıktı. Yeni Delhi, kendisinin zirveye davet edilmemesinden daha çok İslambad’ı sorumlu tuttuğu için Ankara’ya karşı üst düzey bir tepki göstermemiştir. Yeni Delhi’nin fazla tepki vermemesinde aynı zamanda Cumhurbaşkanı Gül’ün Hindistan ziyareti öncesinde ikili ilişkileri germeme düşüncesinin etkili olduğu anlaşılmaktadır.

Afganistan’ın Geleceği

İstanbul Zirvesi’nin hemen ardından 28 Ocak 2010’da Hindistan dâhil 60 kadar ülkenin temsilcisinin katıldığı Londra Zirvesi toplanmıştır. Bur zirvede de Afganistan’da barış ve istikrarın yeniden tesis edilmesi, ülkenin iskânına destek olunması ve ılımlı Taliban unsurlarının sisteme dâhil edilerek mevcut Kabil hükümetine destek olmasının sağlanması gibi konular ele alınmıştır. Burada en önemli gündem maddesi Taliban’ın teröre bulaşmayan unsurlarının nasıl olup da sisteme dâhil edilebileceği idi. Ancak uluslararası toplantılarda gündeme getirilen Taliban üyelerinin parça parça örgütten kopartılarak merkezi hükümete destek vermesinin sağlanması projesi, Afganistan’ı yakından takip edilen uzmanlar tarafından pek uygulanabilir görülmemektedir. Aksine zaman Karzai Hükümetinin aleyhine ve Taliban’ın lehine işlemektedir. Bu yüzden Afganistan’da nihai çözüme ulaşılması için doğrudan Taliban yönetimiyle müzakere edilmesi ve güç paylaşımına gidilmesi gerekmektedir. Bu noktada Karzai Yönetiminin Kuzey İttifakı ile Taliban arasında nasıl bir denge kuracağı büyük önem taşımaktadır. Kısacası Afganistan’ın geleceği için fazlaca ümitvar olmak zor gözüküyor.

Selçuk Çolakoğlu
scolakoglu@gmail.com  

7 Şubat 2010, Pazar
 

Yazdır

Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayın

 Kullanıcı Yorumları (0)

YORUM YAP

bu köşe yazısı için henüz yorum yapılmamış.

yorum yapmak için tıklayın.

 Yorum
Güvenlik Kodu:
Güvenlik Kodu:
Adınız:
Yorumunuz:
 
   Yazarın Son 10 Yazısı
Obama-Dalay Lama Görüşmesi ve ABD-Çin İlişkilerinde Yükselen Tansiyon
Türkiye’nin Güney Asya Açılımı Çerçevesinde, Cumhurbaşkanı Gül’ün Hindistan ve Bangladeş Ziyaretleri
Pakistan'ın Geleceği
2010 Japonya Yılı ve Türk-Japon İlişkilerini Yeniden Kurgulamak
Türkiye-Çin İlişkilerinde Bundan Sonrası
APEC 2009 Singapur Zirvesi ve Geleceğe Dönük Beklentiler
Kore Siyaset Bilimi Derneği 2009 Konferansı ve Doğu Asya’da Yeni Rol Arayışları
Çin’in Ev Ödevleri
Cumhurbaşkanı Gül'ün Çin Ziyaretinden İzlenimler
Bir Kuzey Kore Klasiği
 Tüm liste için lütfen tıklayın
Haber Kategorileri
Türkiye Amerika Avrupa Orta Doğu Orta Asya Kafkasya Bodrum Holidays Balkanlar Dünya Asya-Pasifik Afrika Ekonomi Bilim Teknoloji

Copyright 2009 Usak Stratejik Gündem
Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu

Mebusevleri Mah. Ayten Sok. No:21 Tandoğan/Ankara
Tel: 0 312 212 28 86  Faks: 0 312 212 25 84

Sitemiz
Anadolu Ajansı
Abonesidir