2003 yılında 1. Ordu Komutanlığı’nda hazırlandığı iddia edilen “Balyoz Harekât Planı”nın gerçek olduğu Genelkurmay Başkanlığı’nın açıklamalarıyla da ortaya çıkmış bulunmaktadır. Ancak, Fikret Bila’nın Milliyet’teki haberine göre askerin bu kez temkinli olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim planda yer aldığı iddia edilen camilerin bombalanması ve kendi uçağımızın düşürülmesi gibi konulara ilişkin “normalde olmaması gerekir, varsa da bu TSK’yı bağlamaz” şeklindeki açıklama, Genelkurmay’ın bu tür senaryoları baştan reddetmeyip gerçek olması ihtimaline karşı bir ön alma çabası olarak değerlendirilebilir. Anlaşılan o ki Genelkurmay “ıslak imza” ve Poyrazköy’deki silahlarla ilgili yaptığı net açıklamalar sonucunda düştüğü zor durumu bu kez tekrarlamak istemiyor.
İşin ilginç tarafı, bu kadar uç bir senaryonun gerçek olma ihtimalini hesaba katan Genelkurmay’dan gelen açıklamada, sadece 1. Ordu’dan dışarı bilgi sızdırılması ile ilgili soruşturma açıldığı söyleniyor. Anlaşılan bu ve benzeri planlarla ilgili yöntem hep aynı: İspatlanana kadar reddetmek ve sadece sızdırdığından şüphelenilenlere karşı soruşturma açmak. Bu noktada basit bir akıl yürütme yapmakta yarar var. Eğer bunlar bir iddia ise, bu iddiaların araştırılması için savcılara dosyaları ulaştıran ve kamuoyu ile paylaşanlar mı yoksa gizleyenler mi suçlu? Bu bilgilerin herkesçe bilinmesi ve hakikatin ortaya çıkması önemli değil mi? Buna yardımcı olanlar mı, yoksa örtbas edenler mi daha günahkâr? Toplumu ayrıştırma senaryolarını tüm detaylarıyla çalışıp hazmedenler mi, yoksa bu senaryoları deşifre edenler mi vatansever? Bu kafa karıştırıcı soruları bilinen bir Türk hikâyesiyle yanıtlamakta yarar var.
Yol arkadaşı olan ayı, kurt, tilki ve koyun ormanda yollarını kaybederler ve bir süre sonra da acıkmaya başlarlar. Tilki çözüm olarak diğerlerinin yaşaması için birinin feda edilmesi gerektiğini söyler ve “içimizden biri yem olmalı ki diğerlerimiz yaşayabilsin” der. En büyük günahı olanın yem olmasını kararlaştırırlar. Buna göre ayı en büyük günahının bir sığır sürüsünden 7-8 tane sığırı parçalamak ve birini de yemek olduğunu söyler. Tilki bunun üzerine hemen ortaya atılıp “ayı kardeş lafı mı olur, bu da ne ki” der. Sıradaki kurt ise koyun sürüsü içinden 10-15 tane koyunu telef ettiğini söyler söylemez tilki yine “bu da bir şey mi kurt kardeş” der. Tilki de bir kümesi talan ettiğini söyledikten sonra kurt ve ayı, tilkinin kendilerine geçtiği kıyağın hatırına “buna da günah mı diyorsun sen” derler. Sonunda sıra koyuna gelir. Koyun bir günahı olup olmadığını uzunca düşündükten sonra bir gün, bir kabak çiçeğini yemesinin günah olabileceğini düşünerek bunu arkadaşlarıyla paylaşır ve kıyamet kopar. Başta tilki olmak üzere ona destek çıkan kurt ve ayı “vay canına demek bir kabak çiçeğini yedin, bu büyük bir katliamdır. O çiçek kabak olacaktı, kabaktan binlerce tohum ve o tohumlardan da yüz binlerce yeni kabak yetişecek ve insanlığın geleceği kurtulacaktı” diyerek koyunu oracıkta parçalarlar.
Yukarıda anlatılan Türkiye’nin hikâyesidir. Planları yapanların, darbecilerin ve onları usanmadan savunanların ne günahı olabilir ki? Ancak bilgiyi sızdıran en büyük günahkâr olarak tespit edilmiştir ki, Genelkurmay “Balyoz Harekâtı Planı” ile ilgili sadece planı sızdıranın peşine düşmüş durumdadır. Tüm günah bu bilgileri yayımlayanlar, ciddiye alıp yorum yapanlar, dava açanlar ve yargılama yapanlardadır. Zira “Plan” kapsamında Genelkurmay sadece bilgiyi sızdıranla ilgili soruşturma açtığını açıklamış; bu planı ciddiye alanları ise suçlama yolunu tercih etmiştir.
Muhtemel ki siz de kendinizi en büyük günahkârlardan biri hissediyorsunuzdur. En mutlu ve gururlu kişiler ise bu tür senaryoları hala bir “harp oyunu” olarak anlatma yeteneğini gösterenler olmalıdır. Öyle ya, bunu başarmak bir mucize olmalı ve mucizeler de sıradan insanlara nasip olmaz.
Prof. Dr. İhsan Bal
USAK Güvenlik Araştırmaları Merkezi Başkanı
*Bu yazı ilk olarak 25 Ocak 2010 tarihli Habertürk gazetesinde yayınlanmıştır.