Mehmet Hasgüler 28 Ocak 2010, Perşembe mehmethasguler@hotmail.com
Sayın Talat bu müzakerelerde meşruiyetini KKTC Cumhurbaşkanlığı’na 5 yıl önce seçilmiş olmasından alıyor. Her ne kadar kendisini bir “toplum lideri” olarak görse de, dünyanın kendisine yakıştırdığı bu sıfatın da meşruiyet temeli aslında demokratik yollarla KKTC Cumhurbaşkanı seçilmiş olmasıdır. Talat seçildiğinden beri neredeyse beş yıl süre geçti. KKTC’de önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin 18 Nisan 2010 tarihinde yapılması Yüksek Seçim Kurulu tarafından karar altına alınmıştır. Öte yandan Kıbrıs müzakerelerine yoğunlaştırılmış bir biçimde devam edilmek üzere karar alındı. Şu günlerde ikinci turu devam etmekte olan bu sürece bir üçüncü tur eklenmesi, hatta bu üçüncü turun BM Genel Sekreteri nezdinde yapılması söz konusu. Görev süresinin son aylarına gelmiş, bütün anketlerde en önemli rakibinin büyük fark ile gerisinde görünen Talat’ın bu müzakerelere devam etmek konusunda ne kadar meşruiyeti bulunmaktadır? Sorun şudur ki, Kıbrıs müzakereleri ile KKTC Cumhurbaşkanlığı seçimleri tehlikeli bir şekilde birbirlerine karışmış durumdadır. Elinde Cumhurbaşkanlığı’na yeniden aday olabilmek için süren müzakerelerden başka hiçbir şey olmayan Sn. Talat ise bu tehlikeli oyunun baş aktörüdür; ama yapılan hataların vebali –Orams davasında olduğu gibi- sadece Sn. Talat tarafından değil, Kıbrıs Türkleri ve hatta Türkiye tarafından ödenecektir. O yüzden müzakerelere devam etmek, Kıbrıs Türklerinin en değerli hazinesi olan demokrasilerinin üzerine gölge düşürmek demektir!
Rum demokrasisi daha mı kıymetli?
Güney Kıbrıs’ta yapılan başkanlık seçimlerinden dolayı müzakerelerin kısa bir süre kesintiye uğradığı vakıadır. Kıbrıs Türklerinin en az Kıbrıs Rumları kadar demokrasi ve siyasi iradesine saygı duyulması gereklidir. Öyle ki BM’nin 24 Nisan 2004 tarihindeki referandumun da aslında Kıbrıs Türklerinin demokratik iradesine verdiği önemi göstermektedir. Bu noktada Talat’ın geriye dönüp baktığında hem kendisini saraya taşıyan hem de Annan Belgesine olumlu onay veren aynı irade değilmiydi? Talat’ın bir an önce seçim çalışmalarını gizli ve yoğunlaştırılmış olarak sürdürmekten vazgeçmesi ve kendisini ortaya çıkarak iradenin hem içte hem de dışta daha fazla erozyona uğratılmasını önlemesi gerekmektedir. Özellikle müzakerelerin doğru ve meşru bir biçimde ilerlemesi açısından da nisan ayındaki seçimlere Hristofyas-Talat görüşmelerinin gölge düşürmemesi önemlidir.
19 Nisan iradesine saygısızlık sınırlar ötesine taşınmamalı…
Hemen akla şöyle bir durum geliyor: Müzakereler hali hazırda yoğunlaştırılmış iken neden kısa süreliğine kesintiye uğrasın? Elbette bu haklı bir soru olabilir. Lakin bu aşamada Kıbrıs Türklerinin 19 Nisan 2009’da yaşadığı seçimlere bakılacak olursa Kuzey’de yeni bir siyasi hava hâsıl olmuştur. Bu siyasi atmosferin Talat’ın seçilmesindeki şartlardan farklı olduğu ortadadır. Sn. Talat son bir yıldır Kıbrıs Türklerinin 19 Nisan’da ortaya koyduğu iradeye ve bu irade ile kurulan UBP hükümetini müzakerelerden dışlayan bir tavır sergilemiştir. Şimdi bu tavır, müzakerelere devam ederek başka, sınırlar ötesi, bir boyut eklemek gayretindedir.
Kıbrıs’ta çözümü iki demokrasi getirecek
Uluslararası toplum Kıbrıs’taki müzakereleri desteklediğini ortaya koyuyor. Çözüm arzusunun öncülüğünü de Türkiye’deki AK Parti hükümeti yapıyor. Lakin burada bilinmesi gereken en önemli nokta Kıbrıs’ta çözümü getirecek olan en önemli ilkenin, iki taraftaki demokrasinin varlığı ve gücü olduğudur. İki toplumun geçmişte çatışmasını, şiddete başvurmasına sebep demokrasinin olmamasıydı. Kıbrıs Türkleri 1976’dan beridir çok partili bir siyasi terbiye ve olgunluğa sahiptir. Demokrasi Kıbrıs Türklerinin siyasi yaşam tarzları haline gelmiştir. Rumlar için de benzer bir demokrasi kültüründen söz etmek mümkündür.
Müzakereler adına demokrasiyi çiğnemeyelim
Dolayısıyla bu noktada Kıbrıs Türklerine bir çözüm önerisi geliştirilmeye çalışılırken demokrasi kurumun üzerinden atlanarak adım atılmaması, Kıbrıs Türk demokrasisinin çiğnenmemesi ve her şeyden önce adanın en büyük kazanımı olan demokratik meşruiyete de uygun davranılması gerekir. Gerek Talat gerekse onun adına konuşanların AB, BM gibi bir takım uluslar arası örgütler ile müzakereleri seçim sürecinde de sürdürmek kararını almışlarsa bu Kıbrıs Türklerinden tepki görür.