Amerikan Başkanı Barack Obama geçtiğimiz hafta bankacılık sisteminin yeni mimarisine ilişkin taslak planını kamuoyu ile paylaştı. Beyaz Saray’dan yapılan açıklamaya göre bundan sonra finansal sistemde aşırı risk birikmesini önlemek için başta bankalar olmak üzere tüm finansal kurumların faaliyet alanları ve büyüklüklerine kısıtlamalar getirilecek.
Taslak plana göre ABD’deki dev yatırım bankaları ile ticari bankalar arasında net ayrım yapılması ve bankaların müşterilerinden topladıkları paralarla kendi adlarına finansal piyasalarda hedge fonlar, girişim fonları gibi araçlara yatırım yapmasına izin verilmemesi öngörülüyor. Bilindiği gibi ticari bankaların yanı sıra, asıl işlevi diğer piyasa aktörlerini ‘finanse’ etmek olan yatırım bankalarının finans piyasalarında denetimi yeterince yapılmayan spekülatif araçlara yatırım yapmaları ve daha çok getiri elde etmek için aşırı risk almaları finansal krizin tetikleyicilerinden olmuştu.
Yeni düzenlemelerle, finansal kurumların aşırı risk almamasının ve sistemin daha az karmaşık hale getirilmesinin hedeflendiği söylenebilir. Zira son krizde bir kez daha görülmüştür ki aynı anda hem geleneksel bankacılık yapan hem de diğer finansal faaliyetleri bünyesine katan ‘finans devleri’, iflas etmeleri durumunda tüm sistemi iflasın eşiğine getirebilmektedir. Kötü yönetim ve aşırı kar hırsı yüzünden batma noktasına gelen dev finansal kuruluşların sistemik riske sebep olmaması için kurtarılması görevi de ister istemez devlete düşmektedir. Yani, ‘batmak için çok büyük’ (too big to fail) olan bu finans kurumlarındaki yönetici hatalarının bedeli bir şekilde vergi mükelleflerine ödetilmektedir. Oysa işler yolunda giderken büyük kazançlar (primler) elde eden bankacıların gelirlerini halkla paylaşması gibi bir durum söz konusu değildir.
“Tiksindirici Karlar” Devri Sona mı Eriyor?
Vergi mükelleflerinin kötü yönetilen şirketleri kurtarmak zorunda olmadığına inanan Obama, bir manada finans kuruluşlarının en fazla ‘battığında sistemi sarsmayacak kadar büyük’ hale getirilmesi konusunda ekonomi kurmayları ile birlikte düğmeye basmıştır. Üst düzey finansal yöneticilerin “tiksindirici karlar” peşinde koştukları için halkın tasarruflarını riske attıklarını iddia eden Başkan Obama, 21 Ocak’ta şunları dile getirmiştir;
“Her ne kadar finansal sistemin bugünkü durumu bir yıl öncesine nazaran daha güçlü bir görünüm arz etse de, sistem kendisini çöküşün eşiğine getiren o günkü kuralların tıpatıp aynıları ile çalışmaktadır. Sistemin reforma tabi tutulması yönündeki düşüncem, reforma karşı çıkan kuruluşların eski uygulamalara geri döndüklerini; küçük işletmelere kredi veremeyeceklerini, kredi kartı faizlerini düşüremeyeceklerini ve vergi mükelleflerinden aldıkları yardımları geri ödeyemeyeceklerini iddia eden yine aynı kurumların rekor karlar yazdıklarını görmemle birlikte daha da kuvvetlenmiştir. [Finansal] reformu tam da bu tarz bir sorumsuzluk gerekli kılmaktadır.”
Yukarıdaki açıklamada reforma karşı çıkan finans kuruluşlarının “sorumsuz davranışlarını” tasvip etmediğini, tam tersine dolaylı yoldan bu kurumlarla “savaşmaya hazır” olduğunu ima eden Obama’nın reform planının detayları henüz kamuoyu ile paylaşılmış değil. Dolayısıyla, sistem içindeki finansal kurumların büyüklüklerine ilişkin yeni kısıtlamalar getirileceğini ve sistemin hesapsız risk almayı teşvik eden opak yapısının daha basit ve denetlenebilir kılınmaya çalışılacağını bilmekle birlikte, reformların ne kadar derine gideceği konusunda soru işaretleri bulunmaktadır.
Ancak sembolik açıdan önemli bir eşiğin aşıldığını söylemek mümkündür. Zira Obama, yukarıdaki açıklamaları ile serbest piyasanın erdemine inanan ve piyasaların devlet denetimine tabi tutulmasına şiddetle karşı çıkan Wall Street lobisine meydan okumuştur. Peki, bu ‘meydan okuma’ bundan sonrası için ne anlama gelmektedir?
Lobi Savaşlarında Yeni Perde
Bundan sonraki süreçte meşhur ‘lobi savaşlarının’ bir diğerinin yaşanacağını tahmin etmek zor değil. Her kapsamlı reformda olduğu gibi birileri kaybederken diğerleri kazanacaktır. Açıktır ki mevcut düzende kazananlar sistemin değişmesine karşı direnecekler. Uzunca bir süreden beri sistemin içine ‘yerleşik olan’ ve Wall Street lobisi olarak adlandırılabilecek serbest piyasacı ve düzenleme karşıtı kesimin mevcut sistemin mümkün olduğu kadar az değişikliğe uğratılması konusunda çaba sarf edeceklerini beklemek yerinde olacaktır. Ancak bu kesim karşısında, büyük kayıplara uğrayan, mevcut sistemde ‘kimin ne kazandığını’ sorgulayan, daha şeffaf ve denetime açık bir sisteme geçilmesini isteyen karşı bir güç odağının da ortaya çıkmaya başladığı görülmektedir. Önümüzdeki günlerde hangi kesimin ekonomi politikalarını daha fazla etkileyeceği, Obama “savaşmaya hazırım” demiş olsa bile, halen daha muğlâklığını korumaktadır. Ancak finansal krizin ortaya çıkardığı konjonktürel yapı ve serbest piyasa felsefesinin uğradığı entelektüel çöküntü Wall Street lobisinin işinin bu kez oldukça zor olduğunu düşündürmektedir.
Mustafa Kutlay
25 Ocak 2010