|
|
|
|
Balyoz |
|
|
|
 |
Sedat Laçiner 24 Ocak 2010, Pazar slaciner@gmail.com |
|
|
|
|
|
Kaç gündür Taraf gazetesince sayfalar dolusu dehşet planları yayınlanıyor.
Balyoz’dan önceleri de vardı. Hatta Islak İmza Krizi’nde Başbakan Erdoğan “Temennim odur ki belge doğru çıkmasın. Böyle bir bedeli Türkiye Cumhuriyeti Devleti kaldıramaz” demişti.
Fakat gördük ki Türkiye neleri kaldırıyor, neleri.
Bu ülke kendi başbakanını darağacında asanları bile kaldırdı, bunları mı kaldıramayacak.
Herneyse, biz gelelim Balyoz’a… Acaba iddialar doğru mu? Makul bir ülkede bu tarz gelişmeler olmaz olmasına ama hani olursa gözler önce başbakanı arar, başkasını değil. Başbakan her türlü iç ve dış güvenliğin bir numaralı sorumlusudur, izleyicisi değil. Nitekim ben de belgeler ortaya çıkınca en çok başbakan’ın tepkisini merak ettim. Başbakan meseleye fazla değinmedi, kısa geçiştirdi. Fakat kısa konuşmasında dahi çok hayati bir noktanın altını çizdi, “biliyordum” dedi. Böyle denilince “biliyordunuz da ne yaptınız” diye sorulabilir. Eminim bu soru da önümüzdeki günlerde güçlü bir şekilde sorulacaktır. Fakat bu yanıttan ilk öğrendiğimiz Balyoz planlarının gerçek olduğu, en azından bunun Başbakan Erdoğan'ın ağzından teyit edildiğidir. Balyoz’un gerçekliğini test etmede ikinci adresimiz Genelkurmay Başkanlığı. Resmi açıklamalarını anlamamız biraz zaman alıyor, ama olsun. Biz yine de şu kısa ve şifreli açıklamalara bir göz atalım. İlk olarak 21 Ocak 2010 tarihli BN-09/10 nolu açıklamada 5-7 Mart tarihleri arasında 1. Ordu Komutablığı’nca icra edilen Plan Semineri diye bir faaliyetin varolduğu kabul ediliyor. 2. maddede bu Plan Seminer’in Genelkurmay’ın 2003-2006 Tatbikatlar Programı’nda bulunduğu da belirtiliyor. Açıklamanın 3. maddesinde “Plan Seminerinin gayesi, dış tehdide ilişkin olarak hazırlanan Harekat Planlarını geliştirmek ve ilgili personelin eğitimlerini sağlamaktır” deniyor. Başka bir deyişle söz konusu seminerin gayesi hiçbir şekilde iç tehditle mücadele değil. Dolayısıyla elimizdeki belgeler bu seminerin belgeleriyse tüm stratejinin dış tehdide (herhalde Yunanistan, Rusya veya Bulgaristan) karşı olması gerekiyor.
Genelkurmay ayrıca “1’inci Ordu Komutanlığı sorumluluk bölgesinde icra edilen bu Plan Seminerinde, Ordu Geri Bölge Emniyeti ve savaş hali, savaşı gerektirecek bir durumun baş göstermesi halinde de uygulanan sıkıyönetim konuları üzerinde de durulmuştur” diyor. Genelkurmay’ın ilgili açıklaması oldukça kısa, toplam 5 maddeden oluşuyor ve 1 sayfa bile denemez. Balyoz iddialarının detaylarına değinilmiyor. Ne camii bombalaması iddialarına değiniliyor, ne de kendi uçağımızı düşürme iddiasına. Bunun yerine 4. maddede “bu Plan Seminerine ilişkin olarak ortaya atılan iddiaları, aklı ve vicdanı olan hiçbir kimsenin kabul etmesi mümkün değildir” deniyor. Hangi iddiaları kabul etmemiz akla ve vicdana sığmaz. Ortada öylesine geçiştirilecek, “bunlar deli saçması boşverin” denecek kadar anlamsız iddialar mı var? Örneğin bu açıklamada tek tek iddialar hatırlatılarak bu iddiaların asılsız olduğu ispatlanamaz mıydı? Açıklamanın 5. maddesi ise tehdit gibi algılanmaya çok müsait:
“Söz konusu iddiaları ciddiye alarak üzerinde yorumlar yapılmasının ve bilgi kirliliği yaratılmasının; özellikle toplumumuzda tedirginlik yaratmak isteyenlerin amacına hizmet edeceği değerlendirilmektedir”.
Ben ve pek çok insan bu açıklamadan sadece şunu anladı:
Bu işler ciddi işler, sizlerin boyunu aşar, siz işinize bakın, bu tür iddiaları konuşmayın dahi…
Genelkurmay’da bu açıklamaları kim yazıyor, bilemiyorum. Fakat söz konusu açıklama iddialara yanıt vermediği gibi, bir yönüyle iddiaları doğrular mahiyette. Açıklama tıpkı eski açıklamalar gibi olanı biteni açıklamıyor ve tıpkı taraf gazetesi gibi olayın gizemini daha da arttırıyor, kamuoyunda meselenin daha çok konuşulmasına hizmet ediyor. Genelkurmay’dan bir başka açıklama da Cuma günü basın toplantısında geldi. Buradan anlaşılan o ki genelkurmay’ın elinde seminer ile ilgili orijinal belge yok. 4 yıl geçti diye hepsini imha etmişler. Genelkurmay’da Sonuç Raporu’nu bile yok. Başka bir deyişle Genelkurmay Başkanı “son 10 yılda yaptığımız seminerlerin sonuçlarına bir bakalım, bugün için dersler çıkaralım arkadaşlar” dese, ortada rapor falan yok (!).
Doğrusu 1.000 yıllık devlet geleneği olan bir ülkede 4 yılda böylesine mühim belgeleri yakmak, yok etmek nasıl oluyor, onu da anlayabilmiş değilim. Ne işse 200 yüzyıl önceki bir savaşta askerlerin donuna kadar kayıt tutup, bunu tozlu arşivlerde yüzlerce yıl saklayan şanlı devletimiz son dönemde belge yok etmeye ziyadesiyle meraklı oluverdi. Geçenlerde de kozmik odada belge yakmanın rutin bir iş olduğu söylenmemiş miydi?
Yoksa biz mi yanlış anlıyoruz, bu devlet sadece çizme, don, kep vs. kayıtlarını tutar, önemli bilgileri düzenli olarak yakar mı? Farkındayım, uzatıyorum. Balyoz iddiaları doğru mu derken belge yakmaya girdim. Fakat meselede ne kadar yol alsanız o kadar ağlanacak vaziyet ortaya çıkıyor. Malum deveye sormuşlar, boynun neden eğri diye. O da demiş ki “nerem doğru”. Bizim devlette de bir konuyu takip etmeye gelmiyor, yol aldığınız her safhada onlarca eğrilik görüyorsunuz, konu uzadıkça uzuyor.
Neyse, biz dönelim yine Genelkurmay’ın basın açıklamasına:
Genelkurmay bizde belge yok diyor, “fakat Taraf’ın belgeleri de yanlış” demeyi ihmal etmiyorlar. Doğrusu elde belge yokken başkasının elindeki binlerce sayfaya yanlış diyebilmek kolay değil. “Bizde böyle bir doküman yok, ‘bende var diyen varsa bize de göndersin” cümlesi de basın toplantısının en çarpıcı cümlelerindendi. Bir yandan belgeleri kim sızdırdı diye soruşturma başlatan Genelkurmay, diğer taraftan “bizde belge yok” diyor. Bu durumda olmayan belge nasıl sızdırılıyor. Eğer bu belgeler olmayan şeylerse sızdırılmaları da mümkün değildir o zaman. Dahası sızdıran hakkında soruşturma açan bir kurum “bende var diyen varsa bize de göndersin” der mi?
Genelkurmay ‘Balyoz’ ismine de karşı çıkıyor, “Orduların savaş planlarına tarihi kişilerin isimleri ve bölgeye göre isimler verilir” deniyor. Yani Taraf gazetesi planları “Kenan Evren Planı” veya “cemal Gürses Planı” gibi tarihsel isimler ile yayınlasaydı olacak mıydı, doğrusu bilemiyorum. Milliyet’ten Fikret Bila planın adının Meriç olabileceğini söylüyor, çünkü 1. Ordu, Meriç’e yakınmış!...
Basın toplantısında bilgi veren general, “seminer sonuç raporunda sadece savaş planını değiştirmeye gerek olmadığı ve varsa değiştirilmesi gereken yönleri veya yeni askeri malzeme ihtiyacı belirtiliyor” diyor. Başka bir deyişle bu seminerde iç tehdit, hükümet eleştirisi, suikast konuşmaları vs. olmaması gerekiyor. Bunun yerine sadece teknik askeri bilgilerin, örneğin bize kaç uçağın, kaç topun lazım olduğunun yazılması gerekiyor.
Basın toplantısında “böyle bir planı görevi dışına çıkarak bir veya daha fazla subay yazmış olabilir mi?” sorusu da soruldu. Alınan yanıt, “Öyle bir durum tespit edilse Genelkurmay Başkanı o subayın ilişiğini anında keser”. Bu kadarcık mı? Adam çıkıp camileri bombalayacak, jetleri düşürecek ve karşılığında sadece ilişiği mi kesilecek? TSK “bizi bağlamaz, kişisel sorumluluk” diyor. Oysa toplantıya 129 general ve subay katılmış. Bir meselenin kurumsal hal alması için kaç kişilik bir toplantı olması gerekir. Anlaşılan o ki Genelkurmay’ın elinde iddiaları doğrulayacak veya yalanlayacak belge yok. Genelkurmay sadece genel ilkelerden hareketle “TSK’da böyle şey olmaz” diyor. Yani kendi kendisine otosansür uyguluyor, kendisine yakıştıramadığı iddiaları konuşmak bir yana düşünmek dahi istemiyor. Nitekim “sizde belge yoksa toplantıya katılanlara sordunuz mu?” diye sorulduğunda alınan yanıt bu düşünceyi yansıtıyor: “Hayır” deniyor “Çünkü bu vahim iddiaların sorulması bile sanki öyle şeyler olabilirmiş izlenimini doğurur ki o da yanlıştır. TSK bünyesinde bu tür vahim iddiaların konuşulmak bir yana düşünülmesi bile sözkonusu olamaz.” Doğrusunu isterseniz böyle bir bakış açısı güvenlik konularında kabul edilemez. Güvenlik en ufak bir şüpheyi bile kaldırmaz. Balyoz gibi iddialar orada dururken “iddiaların konuşulmak bir yana düşünülmesi bile sözkonusu olamaz” diyen bir kurumun böylesi süreçlerde kendisini anlatabilmesi ve toplumda güven oluşturabilmesi kolay değildir. Bu tür olaylarda kurumlardan beklenen iddialar sanki doğruymuş gibi soruşturmaktır. Bu iddiaların üstüne gitti diye hiç kimse iddiaları baştan doğru kabul etmezdi. Ancak Genelkurmay elinde bir tek sayfa bile belge olmadan “5.000 sayfanın hepsi de yalandır, çünkü bizim personelimiz böyle şeyler yapmaz” deyip bir de bu konuda konuşanları tehdit edercesine uyarınca işin rengi değişiyor. Kısacası Başbakan’ın doğruladığı Balyoz iddialarını Genelkurmay da doğrusu ya yalanlamakta güçlük çekiyor. Yalanlamalar temenninin ötesine geçemiyor.
***
Peki suç atfedilenler ne diyor?
Örneğin Çetin Doğan Paşa? İşte iddiaları test etmede 3. referans noktamız da Doğan Paşa olacak.
Kendisi iddialar ortaya çıktığı ilk gün yanıt vermeye başladı. Semineri doğruladı, hatta konuşulanlarında da önemli bir kısmını teyit etti, iç tehdidi önlemenin ordunun görevi olduğunu söyledi. Bu noktada Genelkurmay ile Doğan Paşa arasında bir çelişki olduğunu da kabul etmek gerekir. Genelkurmay semineri sadece dış tehdite dönük sayarken Çetin Doğan’ın açıklamalarından seminer sanki daha çok iç tehdide dönükmüş gibi algılanıyor. Habertürk’e konuşan emekli paşa Çetin Doğan "Çıksınlar eteklerinde ne varsa döksünler. O CD'lerde benim konuşmalarım ele geçirilmiş olabilir. Çünkü açıktır. CD'leri yukarı veriyoruz. Bu sözler içerisinde benim 'şurayı bombalayacağız şunu yapacağız', yahut başka bir general arkadaşımın sözünü bulurlarsa ben alınlarımı karışlarım" dedi.
Bu sözleriyle Doğan konuşma kayıtlarının bulunduğunu da teyit etmiş oldu. Nitekim takip eden günlerde Doğan’ın ses kayıtları da medyaya düştü. İlginç olan Doğan’ın AK Parti ile ilgili rahatsızlıklarını Askeri Şura'da da dile getirdiğini söylemesi oldu. Doğan “askeri Şura toplantısında kendisine söyledim. Tabanını merkez sağa çekin. Dini öne çıkarmayın. Bu önerimiz doğrultusunda adım atılsaydı. Anayasa Mahkemesi'nin böyle bir kararı olmazdı” demiş. Peki, Başbakan buna ne yanıt vermiş, orası meçhul. Belki Başbakan da çıkar verdiği yanıtı açıklar da bir paşanın uyarına bir başbakan ne yanıt verirmiş biz de öğrenmiş oluruz. Doğan “iç tehdide karşı koruma görevi kapsamında TSK’nın her kademesinde elbette planları vardır” diyor. Demek ki başka planlar da var. Desenize Taraf Gazetesi’ne aboneliği sürdürmeye devam… Doğan “darbeye karşıyım” da diyor. Fakat anladığımız kadarıyla iç tehdit varsa ordu müdahale eder ve bunun adı da ona göre darbe olmaz, “Cumhuriyet’i korumak” olur.
***
Doğrusu Balyoz’u ciddiye almamak mümkün değil.
İkinci olarak ortada birbiri ile hiçbir bağı olmayan iki mentalite olduğu da anlaşılıyor.
Ordu, sivillerin suç saydığı pek çok eylemi suç saymıyor, aksine görevi sayıyor. Dahası buna dayanak olarak Anayasa’yı, yasayı, yönetmelik ve protokolü gösteriyor.
Bu durumda ben yine yüzümü “biz o zaman biliyorduk” diyen Hükümet’e dönmek istiyorum “eğer biliyor idiyseniz, geçen 7 yıl içinde bu anlayışı değiştirmek için ne yaptınız?”
|
|
|
Sedat Laçiner |
|
|
24 Ocak 2010, Pazar |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
emrah
24 Ocak 2010, Pazar 11:24:31 PM
tarihinde yazmış
|
|
|
bu taraf denen ve kimin tarafı olduğu belli olmayan milletin yönünü sürekli tayin eden gazeteye biran evvel ordu ve hükümet cevap vermeli.. |
|
|
|
kerem
24 Ocak 2010, Pazar 6:53:59 PM
tarihinde yazmış
|
|
|
Sayın okurumuz yapılan yorumunuz kriterlerimize uymadığından yayınlanmamaktadĭr... |
|
|
|
kerem
24 Ocak 2010, Pazar 6:52:46 PM
tarihinde yazmış
|
|
|
sedat bey dediklerinizde mantıklı ama bayoz planında desteklenecek gazeteciler arasında olan iclal aydınında ismi geçiyor.ancak kendisi o dönem gazetyesindeki köşesinde siyasi konulara deginmiyordu ayrıca bu planın bazı yerlerinde bilgi yanlılıkları var.yazınızda bunlarada deginseudiniz daha objektif olurdunuz.saygılarımla |
|
|
|
kerem
24 Ocak 2010, Pazar 6:52:30 PM
tarihinde yazmış
|
|
|
sedat bey dediklerinizde mantıklı ama bayoz planında desteklenecek gazeteciler arasında olan iclal aydınında ismi geçiyor.ancak kendisi o dönem gazetyesindeki köşesinde siyasi konulara deginmiyordu ayrıca bu planın bazı yerlerinde bilgi yanlılıkları var.yazınızda bunlarada deginseudiniz daha objektif olurdunuz.saygılarımla |
|
|
|
hilmi eşrefoglu
24 Ocak 2010, Pazar 2:30:24 PM
tarihinde yazmış
|
|
|
evet bu iddalar 7 sonra değil 2 yıl sonra cıksaydı hükümetin bi planı var derdim ama 7 yıl sonra cıkıyor ve hükümetten ses cıkmıyorsa pısmış bi hükmedemeyen bi hükümet var derim...artık bi sultan mahmut lazım bu orduya hala yeniçeri zihniyetinden kurtulamayan istemedikleri kişiler iktidar oldugu zaman kelle isteriz diye seminer düzenleyen kazan kaldırmayı cami bombalayıp plan hazırlamaya dönüştüren 21. yüzyıllın devşirmelerine bi sultan mahmut gerekıyor ...bu subaylar milletin subayı değil artık... |
|
|
|
|
yorum yapmak için
tıklayın. |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|