Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu Yayınıdır.  
ANASAYFA

|

ENGLISH

|

ANASAYFA YAP

|

REKLAM

13 Mart 2010, Cumartesi

 
  Usak Gündem
  Bölgeler

Ücretsiz Tam Metin Uluslararası Hukuk ve Politika Dergisi

Ücretsiz Tam Metin Orta Asya ve Kafkasya Araştırmaları Dergisi

Obama’nın Bir Yılı: Kime Göre, Ne Kadar Başarılı?
  Yorum Yap (0) Yazdır Arkadaşına Gönder
Mehmet Yegin
19 Ocak 2010, Salı
mehmetyegin.usak@gmail.com
 Amerika Birleşik Devletleri Başkanı’nın başarısının değerlendirilmesi konusunda Amerikan halkının kriterleri ile dünya kamuoyunun kriterleri farklıdır. Bir ülke özelinde değerlendirme yapmak içinse, o ülkeyle olan ilişki parametrelerinin dikkate alınması gerekmektedir. Dolayısıyla Barack Obama değerlendirmesi yapılırken ABD içerisinde, dünya kamuoyuna göre ve Türkiye özelinde ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir. Obama değerlendirmelerinde yapılan en büyük hata, toptancı bir anlayış ile başarı/başarısızlıkların çoğu zaman iç ve dış politika konularından bir seçki olarak bir arada verilmesidir. Bu ayrıma göre değerlenmeleri üç ayrı başlık altında değerlendirebiliriz.

AMERİKAN KAMUOYUNA GÖRE OBAMA’NIN BİR YILI

ABD’de Obama değerlendirilirken daha çok iç politika dinamikleri göz önünde tutulurken değer yargıları Amerika’ya hastır. Burada başkanın dünyada tek taraflı politikalar izlememesinden çok, Washington’da partizanca hareket etmemesi ön plana çıkmaktadır. Başkanın imajını ise, Washington’da birleştirici olup olmadığı,yani statükoyu devam ettirmesi veya partiler üstü bir konumda onları bir araya getirebilmesi etkiler. Başkan değerlendirilirken ön plana çıkan tartışmalar ise ekonomi, sağlık reformu ve çevre konuları gibi daha çok  iç gündemi meşgul eden konulardadır.

Bu konuların en önde geleni ise hiç kuşkusuz ekonomidir. Ekonomi, Obama’nın başkanlık koltuğuna oturmasında rol oynadığı kadar popülaritesinin düşmesi veya artması konusunda da belirleyicidir. ABD halkının en önemli değerlendirme konusu kendi cebine giren para iken, başkanın popülaritesini sarsan en önemli etmen halkın işini kaybetme korkusudur. Obama ilk bir yılında, kötüye giden ekonominin bu kötü gidişini durdurmuş ve düzelmesi konusunda umut ışıkları belirmiştir. Ancak ekonomideki düzelme hala beklenen seviyede değildir ve devlet bütçesinden çıkan paraların geri dönüşünün olmayacağı endişesi mevcuttur. Bu da Obama’nın halk desteğininin % 50’nin altına düşmesinde önemli bir rol oynamıştır. 

Dünya’nın ilgisini çekmese de sağlık reformu konusu da performans değerlendirmelerinde ön plana çıkmaktadır. Obama sağlık reformu konusunda ne İsa’ya ne de Musa’ya yaranabilmiştir. Bütün halkı kapsayan ve sigorta sisteminin tek elden yönetildiği bir sistemi önerememesi koyu liberalleri küstürmüştür. Ancak reformun devlet müdahaleciliğini hatırlatması bile cumhuriyetçilerin Obama’yı sosyalist olarak suçlamasına ve hatta –farklı bir kulvarda kötü olarak tanımlanabilecek- Hitler’e benzetmesine yetmiştir.[i] Devletin büyümesi ve ekonomiye ek yük getirmesi nedeni ile bağımsızların çoğunluğu da reforma sıcak bakmamaktadır. Dolayısıyla sağlık reformu konusunda da Obama başarılı bir karneye sahip değildir. Ancak halkın çoğunluğunun olumsuz yaklaşımına rağmen bu reformun tıkanan ABD sağlık sistemini düzenleyeceği ve sağlık güvencesi olmayan birçok insanı sağlık sigortasına kavuşturacağı gerçeği gözden kaçırılmamalıdır. 

Yukarıda belirtilen iki konu kadar etkilemese de Obama’nın uluslararası konumu da yapılan değerlendirmelerin önde gelen bir maddesidir. Obama’nın, ABD’nin dünyadaki imajını düzeltmesi ve Irak’ta geri çekilme sinyalleri vermesi halkın Obama ile ilgili olumlu yaklaşımlar geliştirmesinde etkili olurken, Afganistan konusu bu duruma ket vurmuştur. Ancak Afganistan’a asker gönderme konusunda zor bir karar verdiğini belirtmesi, generallerin destekleyici raporları ve özellikle de çekilme tarihi vermesi halkı az da olsa ikna etmişe benziyor. 

DÜNYA KAMUOYUNA GÖRE OBAMA’NIN BİR YILI

Obama’nın dünya kamuoyu nezdinde bir yılı değerlendirildiğinde artılarının eksilerinden fazla olduğu görülecektir. Dünya kamuoyu George W. Bush’dan sonra başa gelen ortalama bir insanı bile fazlasıyla kabul edip, desteklemeye hazırdı. Obama’nın siyahî bir başkan olarak, hem de “değişim” sloganı ile çıkış yapması dünya kamuoyunda büyük bir destek ve aynı zamanda beklenti oluşturmuştur. Dünya kamuoyu ABD’nin politikalarının değişeceğine inanmış ve/ya inanmak istemiştir.

Bu noktada Obama’nın, diğer birçok ABD başkanı gibi koltuğa oturduktan birkaç ay sonra dışarıya yönelme eğilimine karşın henüz seçim kampanyası esnasında dış gezi düzenlemesi ve dünya kamuoyunun desteğini almaya çalışması dikkate değerdir. Obama’nın tek taraflılığı bırakıp işbirliğine vurgu yapması, işkenceye karşı durması ve Müslümanlara yönelik daha yakın ve dikkatli davranması hiç kuşkusuz retorik seviyesinde bile önemlidir.  Obama uluslararası platformda az eyleme karşın yapıcı bir söylem ile büyük bir getiri sağlamıştır. Hatta denilebilir ki Obama yeni bir ABD başkanı olarak vaat ettiği “umut”un karşılığını peşin olarak, fazlasıyla[ii] almıştır.

Obama’nın “umut” söylemi henüz birçok politikayı hayata geçirmeden ve söylemin içeriği eylemle doldurulmadan, kendisine kredi sağlarken ABD’nin imajında da büyük bir düzelmeyi beraberinde getirmiştir. Burada henüz bir yıl gibi kısa bir dönemin değerlendirme konusu olması da etkilidir. Dünya kamuoyu hala Obama’nın yaptıklarından çok yapacaklarını göz önünde bulundurmaktadır. Dolayısıyla Irak, Afganistan ve Guantanamo konuları bu çerçevede incelenmelidir. Bu konulardaki gelişmeler hala “umut” merceğinden geçerek değerlendirilmektedir. Gün geçtikçe yapılanların ön plana çıkacağı düşünülürse bu kredinin zamanla tükenebileceği söylenebilir.

Öte yandan George W. Bush’a duyulan kişisel antipati politika ve uygulamaların da sadece Bush’a bağlanması hatasını beraberinde getirmiştir. Böyle bir yaklaşım ise bütün problemlerin nedeni olarak görülen eski başkanın koltuğunu bırakması ile bütün engellerin ortadan kalktığı ve yeni başkanın yapılması gereken her şeyi yapabileceği zannını beraberinde getirmiştir. Ancak ABD başkanının da yapabilecekleri konusunda sistemin ve bunalımda olan ekonominin getirdiği sınırlamalar vardır. Amerikan halkı gibi hızlı tüketen bir toplumun reaksiyonları da hızlı olmuş ve Bush’dan sonra bir Hollywood yıldızı popülerliği ile karşılanan Obama’nın halk desteği kısa sürede büyük ölçüde erimiştir. Bush’dan sonra dünyada büyük bir coşku ve ilgi ile karşılaşmasına rağmen Obama’nın ABD’de neden olduğu hayal kırıklığı, uzun vadede dünyada da görülebilir.

TÜRK KAMUOYUNA GÖRE OBAMA’NIN BİR YILI

Obama kişisel olarak Türk halkının sempatisini kazanmayı başarmıştır. Türk halkı, -ABD’de açıkça olmasa da devam eden- ayrımcılığa maruz kaldığını düşündüğü Obama’ya olumlu yaklaşmıştır. Dolayısıyla tüm dünyanın siyahî bir Amerikan başkanına gösterdiği heyecanı Türkler de paylaşmıştır.

Ayrıca, Türkiye’de fazlasıyla vurgulanan “Hüseyin” isminin de Obama’nın Müslümanlarla ilişkisi olduğunu hatırlatması ve hatta bir komplo teorisi olarak gizli Müslüman olduğu izlenimi vermesinin de etkisi olmuştur. Dahası Obama’nın Türkiye’ye ziyaretinde ortaya koyduğu, üzerinde iyi çalışılmış jestler ve davranışlar da Obama’nın imajını parlatmıştır. Önce rakibi iken daha sonra kabinesine aldığı Hillary Clinton’ın Türkiye ziyareti de Obama yönetimi hakkında olumlu bir izlenim oluşturmuştur. 1999 Depremi sonrasında oluşan Clinton popülaritesinden Obama da yararlanmıştır.

Ancak Obama, her ne kadar kişisel olarak Türk halkının sempatisini toplamayı başarabilmişse de bu, başında bulunduğu devletin imajına pek yansımamıştır. Obama’ya yönelik yüksek beklentiler somut karşılığını bulamamış ve bu durum Türkiye’de yapılan anketlere de yansımıştır. Bush yönetiminin yol açtığı hasar somut adımlar atılmadan, kısa dönemde düzelecek gibi görünmemektedir. Pew Araştırma Merkezi anketine göre, Türkiye’de ABD’ye olan kamuoyu desteği 1999-2000 yıllarında  % 52 iken, 2007’de Bush yönetimi esnasında % 9’a kadar düşştür. Bu rakam, 2008 yılında % 12’ye yükselirken, Obama’nın başkanlık koltuğuna oturması da ancak 2 puan artışa neden olmuş ve 2009 yılı anket sonucunda kamuoyu desteği sadece % 14’e çıkabilmiştir. Dolayısıyla Obama’nın başkanlığının Türkiye’deki algılamaları büyük bir ölçüde değiştirdiği söylenemez. Obama yönetimi ile birlikte ABD’ye bakış açısı en az değişen ülkelerden biri Türkiye’dir. Türkiye’deki ABD imajı 25 ülke arasında en düşük seviyede seyretmektedir. Amerikan karşıtlığının merkezlerinden biri olarak görülen Fransa’da bile bu rakamın % 42’den % 75’e fırladığı düşünülürse, Türkiye’deki yaklaşım daha net bir şekilde görülecektir.

Burada Obama’nın ABD’ye olan güvensizliği yatıştıracak ve belki de ortadan kaldıracak adımlar at(a)mamasının etkisi büyüktür. Özellikle PKK konusu son dönemde Türk-Amerikan ilişkilerinin en önemli parametresi olarak karşımıza çıkmaktadır. Süleymaniye’de Türk askerlerinin başına çuval geçirilmesi şoku hala hafızalardaki yerini korurken, PKK’nın elinde Amerikan yapımı silahların çıkması ABD’ye olan güveni sarsmış ve Amerika’dan tehdit algılanmasına neden olmuştur. 5 Kasım 2007 sonrası işbirliği ve istihbarat konusundaki paylaşımlar ABD’nin saldırgan imajını değiştirmişse de Obama’nın, Bush yönetiminin kaydettiği aşamanın çok da ötesine geçemediği görülmektedir. Obama yönetiminin “üçlü mekanizma” çerçevesinde yaptıkları beklentileri karşılamamış ve yönetim değişikliğini hissettirmemiştir.  

Ayrıca, Türkiye Kıbrıs ve Ermeni konularında da beklediği desteği görememiştir. Kıbrıs konusunda önemli bir gelişme kaydedilememiş ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne yönelik izolasyon devam etmiştir. Diğer bir taraftan Ermeni lobisinin baskılarına rağmen Obama, korkulduğu gibi 24 Nisan’da “soykırım” dememiş, fakat yerine Ermenice benzer bir kelime kullanmıştır. Türkiye ile Ermenistan arasında imzalanan antlaşma önemli bir adımdır. Fakat Türk halkının bu olayı bir başarı olarak algılaması ve bunun için Amerika’ya kredi vermesini beklemek ise zorlama olacaktır.   

SONUÇ

Obama farklı seviyelerde farklı konularla değerlendirilebilir. Bu değerlendirmelerin en kritik yanlarından biri ise bir yılın sağlıklı değerlendirme yapabilmek için çok kısa bir süre olmasıdır. Bir başarı veya başarısızlıktan bahsetmek için henüz çok erkendir. Bununla birlikte, Obama’nın Süleyman Demirel’in “500 gün”ü gibi kendisine koyduğu bir süre limiti de söz konusu değildir.

Bir diğer konu ise bu süre içerisinde birçok konu henüz uygulama aşamasında olduğu için, gidişatı olumlu veya olumsuz olarak değerlendirmek de, bu yaklaşımları destekleyecek kanıt bulmak da oldukça kolaydır. Hemen her konu bakış açısına göre olumlu veya olumsuz değerlendirme potansiyeline sahiptir. Dolayısıyla değerlendirmeler incelenirken bu potansiyeli göz önünde bulundurmakta yarar var.

Mehmet Yegin: USAK Transatlantik Araştırmaları Merkezi 



[i] Ayrıntılı bilgi için bkz. Mehmet Yegin, “Obama Ne Kadar “Sosyalist”: ABD’de Sağlık Reformu Tartışmaları”, USAK Gündem, 23 Eylül 2009

[ii] Nobel Barış Ödülü de bu çerçevede değerlendirilebilir.

19 Ocak 2010, Salı
 

Yazdır

Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayın

 Kullanıcı Yorumları (0)

YORUM YAP

bu köşe yazısı için henüz yorum yapılmamış.

yorum yapmak için tıklayın.

 Yorum
Güvenlik Kodu:
Güvenlik Kodu:
Adınız:
Yorumunuz:
 
   Yazarın Son 10 Yazısı
Obama Dengesi(!): Tasarı Komite’den Geçti, Ancak Rafa Kaldırılacak
ABD'nin İran’ a Karşı Yaptırım Atağı
Obama’nın Afganistan Stratejisi ve Türkiye
Obama Ne Kadar “Sosyalist”: ABD’de Sağlık Reformu Tartışmaları
Bir Yanlışlar Yumağı Kurbanı: Afganistan
Afganistan Başkanlık Seçimleri ve Vardak Vilayeti Gözlemleri
Kürt Sorununun Çözümünde Aktör Önerileri
Anksiyete ve Psikolojik Terör
 Tüm liste için lütfen tıklayın
Haber Kategorileri
Türkiye Amerika Avrupa Orta Doğu Orta Asya Kafkasya Bodrum Holidays Balkanlar Dünya Asya-Pasifik Afrika Ekonomi Bilim Teknoloji

Copyright 2009 Usak Stratejik Gündem
Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu

Mebusevleri Mah. Ayten Sok. No:21 Tandoğan/Ankara
Tel: 0 312 212 28 86  Faks: 0 312 212 25 84

Sitemiz
Anadolu Ajansı
Abonesidir