Mehmet Hasgüler 14 Ocak 2010, Perşembe mehmethasguler@hotmail.com
Galiba Cumhurbaşkanı Talat Başbakan Eroğlu’nu govluyor. Şikayet ediyor yani kendisini. Brüksel’de, Ankara’da… Bulabildiği her yerde, her fırsatta. Ama 19 Nisan seçimlerine göre Eroğlu demek, Kıbrıslı Türklerin %44’ü demek. Son anket sonuçlarına göre bu rakam şimdiden %50’yi aşmış durumda. O zaman Talat Kıbrıs Türklerini (en azından yarısını) govlamış mı oluyor?
İçerde Destek Yok, Pekiyi Dışarıda?
Talat içeride kaybettiği meşruiyeti dışarıda bulma arayışına girmiş durumda. Kamuoyu araştırmaları Talat’ın (aday olduğu takdirde) oyunu %25-30 arasında gösteriyor. Rakibi Eroğlu’nun 20 puan gerisinde yani! Üstelik, Eroğlu şimdiden %50’nin üstüne çıkmış durumda. En babayiğit propagandanın % 5 hükmü olduğunu ve şu an anketlerde ortaya çıkan tablodan aşağı yukarı ancak böylesi bir oranda bir oynama beklenileceğini hesaba katarsanız durum berraklaşır: Talat’a içeride destek yok! Kıbrıslı Türkler Talat’ın arkasında değil artık… İşte bu yüzden Talat, gözünü dışarıya çevirdi. Brüksel’den destek alsın, Ankara’dan destek alsın. Olur mu? Brüksel’dekiler de zaten Kıbrıs Türk halk iradesini eğer kendi istedikleri aday kazanmazsa meşru saymayacaklarını daha önceki seçimlerde ilan etmemişler miydi? Çıkarmamış mıydı Mr. Verhaugan ağzından baklayı? Sanki de Dingonun ahırındaydılar!
Ankara’nın Duruşu Talat’ı Yakar!
Ankara ise Kıbrıs’taki seçimler konusunda ihtiyatlı bir duruş sergiliyor. Taraf olmayacağını ortaya koyuyor. Ne Eroğlu’nu işaret ediyor, ne de Talat’ı. İkisine de eşit mesafede durmaya gayret gösteriyor. Tabi bu duruş Talat’ın hiç mi hiç işine gelmiyor. Çünkü Talat, Eroğlu’nun %20 gerisinde. İş böyle giderse Eroğlu daha ilk turdan ipi göğüsleyecek. Cumhurbaşkanı seçilecek. İşte bu yüzden Talat açık destek istiyor Ankara’dan. “Eşit durma” diyor, “benden yana tavır koy!” Mümkünse müdahale et! Ankara ise dikkatli, temkinli. Ankara tarafından 2002 Kasım’ından beri nakış gibi işlenen bir Kıbrıs politikası var. Şimdi durduk yerde Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinin stratejik derinlik konseptine dayalı bu yeni Kıbrıs politikalarına zarar vermesini istemiyor Ankara. KKTC demokrasisine müdahale etmiyor bu yüzden. Burada Ankara’nın gailesi Kıbrıslı Türklerin demokrasi kültürü ve demokratik teamülleri… Çünkü KKTC demokrasisi, müzakerelerde Türk tarafının elindeki en büyük koz. Buna ek olarak olası bir “B planı”nın da temel parametresi.
Diplomatik Nezaket
Başbakan Erdoğan Talat ve Eroğlu’nu birlikte Ankara’ya çağırdığında Talat gitmemeyi tercih etmişti. Geçtiğimiz günlerde kendi gitti Ankara’ya. Talat’ın Ankara’ya yakın zamanda yapmış olduğu bütün ziyaretler birer krize dönüştü aslında. Talat, müzakere heyetine hükümetten birini almadığı gibi, dışişleri bakanı Özgürgün’ün Ankara ziyaretlerinde kendisine refakat etmesine de şiddetle karşı çıkıyor. Hatta bundan bir süre önce Talat’a yakın kaynaklar, Özgürgün’ün Talat’a refaket etmesini “diplomatik nezaketsizlik” olarak lanse etmeye çalışmışlardı. Sonuçta Ankara son noktayı koymak istedi ve Talat ile Eroğlu, yani Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasında ayrım yapmak istemediğini açıkça ortaya koydu. Her ikisini de birarada çağırdı Ankara’ya.
Talat Sürprizleri
Aslında bütün bunların sebebi gayet basit. Talat, Ankara’ya her gittiğinde çantasından bir takım paketler çıkarıyor. Ancak, Özgürgün yanında olduğunda bu paketlerin içeriklerinin hükümet ile istişare edilmediği ortaya çıkıyor. Bakan Özgürgün ve temsil ettiği hükümet o an, orada görüyor bu belgeleri. Bu durumdan Türkiye’nin hoşlanması beklenemez. Türkiye uyum istiyor, Eroğlu buna yatkın gözüküyor, Talat ise hükümetin müzakerelere şartlı müdahil olmasına istiyor. O zaman da kafalarda ister istemez “acaba Talat’ın gizlediği bir başka amacı mı var?” soruları beliriyor.
Ankara Krizi’nin Perde Arkası
Talat’ın son Ankara ziyaretinde de benzer bir kriz yaşandı. Dikkatli gözlerden kaçmayan bir ayrıntı, Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun Talat için vereceği yemeğe Özgürgün’ü de davet etmesi oldu. Bunun üzerine Özgürgün bulunduğu İzmir’den Ankara’ya geçti. Öyle görünüyor ki bu durum Talat’ı hiç mi hiç memnun etmedi. Yapılacağı açıklanan basın açıklaması iptal edildi ve Talat ve ekibi apar topar KKTC’ye döndü. Bir kriz yaşandı yani. Belki de Talat Ankara’dan istediği desteği alamayacağını anlayınca böyle bir çıkış yolunu tercih etti. Acaba Talat basın toplantısında Erdoğan’dan kendisine seçimlerde kullanabileceği direkt bir destek mi bekliyordu? Öyleyse bu olmadı, olamazdı zaten! Çünkü Eroğlu görüşmesinden sonra “bunun “KKTC cumhurbaşkanlığı seçimine yönelik Eroğluna destek mesajı” gibi kullanılmaması Ankara için önem taşıyordu. Burada Ankara’nın amacı liderlere cumhurbaşkanlığı seçimlerinin Ankara Talat ile Eroğlu arasındaki eşit mesafeli duruşunu korudu. Hem de bu duruşun 20 puan önde, artık %50’yi de geçmiş ama henüz adaylığını ilan etmemiş Eroğlu’nun Cumhurbaşkanlığı yolunu açtığını bile bile...
Not: Emekli büyükelçilerden Yalım Eralp, 11 Ocak 2010 tarihinde diyor ki: “Kıbrıs'ta müzakereler hızlandırılacak. Nedeni ise basit. Derviş Eroğlu önümüzdeki seçimi kazanırsa çözüm daha da zorlaşacak ve de Türkiye-AB müzakereleri 2010 yılında adeta duracak.” Değerli Büyükelçi; eğer koşullar Eroğlu’nu kazandıracak kadar ileri gitmişse, Kıbrıslı Türkler Talat’ın yapacağı antlaşmayı da onaylamazlar! Sahi, Türkiye’nin çözüm iradesini kaybetmediği bir süreçte Kıbrıslı Türklerin liderliğinin ona ayak uydurmaması mümkün mü? Eralp’in unuttuğu bir nokta ise çözüm eğer gerçekten gelecekse o belgeyi Eroğlu imzaladığında mı yaşama şansı yüksek olur yoksa Talat mı? Cumhurbaşkanı Talat’ın demokratik meşruiyet açısından seçimlerle iç içe bu görüşmelere devam etmesi ne kadar uygundur? (Buna bir de Türkiye’nin siyasal yapısıyla ve muhalefetiyle birlikte yanıt verelim!) Uzaktan İstanbul’dan Sayın Eralp’in bunu anlaması zor olmasa gerek…