Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu Yayınıdır.  
ANASAYFA

|

ENGLISH

|

ANASAYFA YAP

|

REKLAM

3 Eylül 2010, Cuma

 
  Usak Gündem
  Bölgeler

Ücretsiz Tam Metin Uluslararası Hukuk ve Politika Dergisi

Ücretsiz Tam Metin Orta Asya ve Kafkasya Araştırmaları Dergisi

2010 Japonya Yılı ve Türk-Japon İlişkilerini Yeniden Kurgulamak
  Yorum Yap (0) Yazdır Arkadaşına Gönder
Selçuk Çolakoğlu
11 Ocak 2010, Pazartesi
scolakoglu@gmail.com

2010 yılı Türkiye’de “Japonya Yılı” olarak kutlanacak. Japonya da 2003’ü “Türkiye Yılı” olarak kutlamıştı. Japon Dışişleri Bakanı Katsuya Okada “Japonya Yılı”nın açılış törenlerine katılmak üzere Ocak ayının ilk günlerinde Türkiye’ye geldi. Bu vesileyle de Türk medyasında Japonya ve Türk-Japon ilişkileri konusunda çeşitli haberler çıkmaya başladı. Yıl boyunca da düzenlenecek çeşitli kültürel faaliyetlerle de Türk kamuoyundaki Japonya algısı artırılıp Türk insanının Japon kültürünü daha yakından tanınması sağlanmaya çalışılacak. Ankara’daki Japonya Büyükelçisi Nabuoki Tanaka, Aralık 2009’da Türk basınına verdiği bir demeçte “bilgi altyapısına dayanmayan sempatinin bir sorun olduğunu” belirtmiştir. Gerçekten Türk kamuoyunda Batı dışı dünyayla ilgili ciddi bir “aydınlanmaya” ihtiyaç duyulmaktadır. Sadece sade vatandaşlarda değil, bürokrasideki üst düzey karar vericilerde bile Japonya ile ilgili yanlış, yetersiz ve basmakalıp bakış açıları mevcuttur. Bu da Japonya’ya ilişkin sağlıklı değerlendirme yapmayı ve daha sonrasında bir politika geliştirmeyi engellemektedir. Bu açıdan Türkiye’de 2010’nun Japonya yılı ilan edilmesi bir fırsata dönüştürülebilir.

Yoğun Ekonomik İlişkiler

İki ülke arasında yoğun bir ekonomik ilişki bulunmaktadır. Ancak bu noktada Türkiye’nin dünyanın 2. büyük ekonomisi olan Japonya’nın bir pazarı olduğu görülmektedir. 2008 yılı rakamlarına göre Türkiye, Japonya’dan yaklaşık 4 milyar dolar ithalat yaparken, sadece 330 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirebilmiştir. Japon Dış Ticaret Örgütü (JETRO), Japonya ile ticarette sürekli ve dengesiz açık veren Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin Japonya’ya ihracatını teşvik amacıyla çeşitli faaliyetler düzenlemektedir. Tokyo ayrıca bu ikili ticarette Ankara aleyhine olan açığın, Türkiye’de Japon sermayesiyle yapılan yatırımlarla kurulan işletmelerden üçüncü ülkelere ihracat yapılması yoluyla dengelendiğini düşünmektedir. Ancak Türkiye’nin Japon sermayesini ülkeye çekme konusunda yeterince başarılı olduğunu söylemek mümkün değildir. Türkiye’ye gelen Japon sermayesi otomotiv sektörü ile ticaret ve sigortacılık alanında yoğunlaşmaktadır. Türkiye’nin 1980-2003 yılları arasında Japonya’dan çektiği toplam sermaye miktarı 1,8 milyar dolar civarındadır.

Mevcut durumda Türkiye, bir taraftan yetersiz olan Japonya ile ticaretini ihracat lehine geliştirirken, diğer taraftan daha fazla Japon sermayesi çekmeye çalışmaktadır. Ayrıca Türkiye, dünyanın en çok turist gönderen ülkelerinden biri olan Japonya’dan yeteri kadar ziyaretçi çekememektedir. Bugüne kadar Türkiye’yi ziyaret eden Japon turist sayısı hiçbir zaman yıllık 100 bin rakamını aşamamıştır.

İyi Ama Düşük Yoğunluklu Siyasi İlişkiler

Türkiye-Japonya ilişkilerine genel olarak bakıldığında iki ülke arasında tarihten gelen dostluğa rağmen, çeşitli sebepler dolayısıyla yeterince yoğun siyasi ilişkiler kurulamadığı görülmektedir. İkili siyasi işbirliğinin yeterince gelişememesi, ticaretin artmasına ve özellikle de Türkiye’deki Japon yatırımlarının yaygınlaşmasına engel olmaktadır. İki ülke ilişkilerine her zaman hatırlanan üç duygusal olay (1891’de Ertuğrul Firkateyni’nin Japonya’da batışı sonrasında yaşanan dayanışma, 1985’te İran-Irak Savaşı sırasında Türkiye’nin Tahran’daki Japon vatandaşlarını tahliyesi ve 1999 Marmara depremi sonrasında Japonya’nın en çok yardım gönderen devletler arasında olması) damgasını vurduğu için, her iki ülke halkının ve yönetiminin birbirlerine karşı yaklaşımının oldukça olumlu olduğu söylenebilir. Ancak Japonya’nın kendisiyle sorunları bulunan Rusya, Çin ve Güney Kore gibi devletlerle daha yoğun ilişkiler geliştirdiği düşünülürse, Ankara’nın Tokyo ile niçin daha nitelikli bir ilişki geliştiremediği üzerinde önemle durulması gerekmektedir.

Bu noktada ikili siyasi ilişkilerde en çok hissedilen eksiklik, stratejik bir yol haritasının olmamasıdır. Her iki ülkenin liderleri bir araya geldiklerinde artık klişeleşmiş güzel sözler söylemekte ama bunun ötesinde stratejik bir gündem ortaya koyamamaktadırlar. İki ülke arasında karşılıklı sempatiden öte hiçbir ciddi sorunun olmaması elbette güzel bir durum olmakla birlikte, bir sonuç doğurmadığı müddetçe uluslararası ilişkiler boyutuyla pek bir anlam ifade etmemektedir. Bu noktada her iki taraf da kendi bölgelerinden başlamak üzere siyasi alanda ne tür işbirliklerine girebilecekleri noktasında tespitlerde bulunmalıdır. Belirlenen işbirliği konularının da her birinin tek tek ele alınarak kısa, orta ve uzun vadede ne tür adımlar atılacağı iyi analiz edilmelidir. Öncelikle Japonya, Karadeniz-Doğu Akdeniz havzasında ekonomik ve siyasi açıdan daha etkili olabilmek için Türkiye’den stratejik bir ortak olarak yararlanabilir. Türkiye’de çok zayıf bir profile sahip olduğu Asya-Pasifik havzasında Japonya’nın yardımıyla daha görünür bir hâl alabilir. Türkiye ve Japonya’nın birbirlerini tamamlar nitelikte iki ekonomi olması, bu tür işbirliklerini hızlandıran bir etken olacaktır. Bu anlamada üçüncü ülkelerde yapılacak büyük çaplı yatırımlar Türk-Japon stratejik ortaklığını güçlendirici bir rol oynayacaktır. Üstelik Ağustos 2009’da 50 yıllık Liberal Demokrat Parti iktidarını devirerek yönetimi devralan Japon Demokrat Partisi’nin, siyaseten pasif geleneksel Japon dış politikasını terk ederek uluslararası alanda daha aktif bir politika benimsemesi beklenmektedir. Japon Dışişleri Bakanı Okada’nın Ankara ziyareti sırasında iki ülkenin Afganistan’ın güvenlik ve istikrarı için ortak hareket etme kararı alınması bu noktada iyi bir başlangıç olabilir.

2010 yılı boyunca Japonya, “uzaktaki yakın ülke” sloganıyla Türk kamuoyuna tanıtılacak. Aslında Japonya’nın doğru tanıtımı için öncelikle “uzak” terimini terk etmek gerekiyor. Türkiye’ye aynı uzaklıkta olan ABD için “Uzak Batı” yakıştırmasını yapmazken, niçin Japonya için hâlâ “Uzak Doğu” kavramı kullanıyoruz? Bunun yerine “Doğu Komşumuz Japonya” sloganı belki daha çığır açıcı bir tanımlama olabilirdi. Galiba yakınlaşmaya önce zihinlerden başlamak gerekiyor.


Selçuk Çolakoğlu
scolakoglu@usak.org.tr

Doç. Dr. Selçuk Çolakoğlu
11 Ocak 2010, Pazartesi
 

Yazdır

Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayın

 Kullanıcı Yorumları (0)

YORUM YAP

bu köşe yazısı için henüz yorum yapılmamış.

yorum yapmak için tıklayın.

 Yorum
Güvenlik Kodu:
Güvenlik Kodu:
Adınız:
Yorumunuz:
 
   Yazarın Son 10 Yazısı
Jimmy Carter'ın Kuzey Kore Ziyaretinin Anlamı
Sri Lanka’nın Demokrasiyle İmtihanı
Pakistan’ın Sind Eyaletindeki Etnik Çatışmalar
Türkiye’nin ASEAN Açılımı
Polonya Cumhurbaşkanlığı Seçimlerinin Ardından
Endonezya Cumhurbaşkanı Yudhoyono’nun Türkiye Ziyareti
Cumhurbaşkanı Gül’ün Güney Kore Gezisinden İzlenimler
Türkiye’nin CICA Dönem Başkanlığında Öncelikleri Neler Olmalıdır?
Koreler Yeniden Savaşabilir mi?
Tayland’da Merkez-Çevre Çatışması
 Tüm liste için lütfen tıklayın
Haber Kategorileri
Türkiye Amerika Avrupa Orta Doğu Orta Asya Kafkasya Bodrum Holidays Balkanlar Dünya Asya-Pasifik Afrika Ekonomi Bilim Teknoloji

Copyright 2009 Usak Stratejik Gündem
Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu

Mebusevleri Mah. Ayten Sok. No:21 Tandoğan/Ankara
Tel: 0 312 212 28 86  Faks: 0 312 212 25 84

Sitemiz
Anadolu Ajansı
Abonesidir