Türkiye-Bulgaristan ilişkilerinin gerginliklerle gündeme geldiği bir dönemden geçmekteyiz. Aralık 2009’da, Bulgaristan Ulusal Televizyonu’nda Türkçe yayının kaldırılmasına yönelik referanduma gidilmesi talebi ile ortaya çıkan gerginlik, 2010 yılının ilk günlerinde, bu kez farklı bir şekilde karşımıza çıktı. Yurt dışındaki Bulgarlardan sorumlu Devlet Bakanı Bojidar Dimitrov, Bulgar basınına yaptığı bir açıklamada söz konusu tazminatın ödenmemesi durumunda, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğinin Bulgaristan tarafından engellenebileceğini açıkladı. Dimitrov bugün hata yaptığını söyleyerek geri adım attıysa da söz konusu gerilim gündemin üst sıralarında yer buldu. Son bir ayda yaşanan olayları ve nedenlerini daha iyi anlayabilmek için belki biraz daha geriye gitmek faydalı olacaktır.
Temmuz 2009’da gerçekleşen Parlamento seçimleri sonucunda, (fahri) başkanlığını Boyko Borisov’un yürüttüğü Bulgaristan’ın Avrupai Kalkınması için Yurttaşlar Partisi (GERB), oyların % 30,71’ini alarak 240 sandalyeli mecliste 116 milletvekili ile temsil edilmeye başladı. GERB dışında Bulgaristan siyasetinde % 4’lük seçim barajını aşarak meclise giren diğer partiler arasında, üyelerinin çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu Hak ve Özgürlükler Hareketi ile ırkçı ve aşırı milliyetçi söylemleriyle dikkat çeken ATAKA Partisi öne çıkmaktadır. Daha seçim sürecinde, Türk kökenli Bulgaristan vatandaşlarının oy kullanmak için Bulgaristan’a gitmeleri, ATAKA Partisi tarafından protesto edilmiş, ırkçı söylemler yoluyla toplumda bir ayrışma yaratılmaya çalışılmıştı. Bu bağlamda seçim barajını aşarak meclise girmeye hak kazanan 6 partiden dördünün sağ çizgide yer alması, önümüzdeki sürecin sancılı olabileceği endişelerini ortaya çıkarmıştı.
Aralık 2009’da ATAKA Partisi Başkanı Volen Siderov, 2000 yılından bu yana Bulgaristan Ulusal Televizyonu’nda hafta içi her akşam 10 dakika süreyle ve Türkçe olarak yapılan yayının durdurulmasına ilişkin olarak, konunun referandum yoluyla çözülmesi amacıyla meclise sunmak üzere bir önerge hazırladı. Mecliste 21 sandalye ile temsil edilen ATAKA Partisi’nin, önergenin kabulü için 48 imzaya ulaşması gerekmektedir. Başbakan Borisov’un, referandumun yapılması konusunda ATAKA’ya destek vereceğini açıklaması ile durumun vahameti artmıştı. Bununla birlikte Borisov kısa bir süre sonra referandum konusunda kandırıldığını ifade ederek, desteğini geri çektiyse de, mesele önemini yitirmiş değildir. Zira bu olay göstermiştir ki AB üyesi Bulgaristan’da mevcut siyasi anlayış, zaman zaman Avrupalı değerlerden sapmaktadır. Türkçe yayın yapılması, temel haklardan olduğu için, konu referanduma götürülemez. Ancak söz konusu gerilim, Bulgaristan siyasetindeki temel aktörlerin toplumsal düzeni, kısa vadeli çıkarları uğruna heba edebildiklerini göstermesi açısından önemlidir.
Bulgaristan’ın Tazminat Talebi ve 1925 Ankara Andlaşması
Türkçe yayının kaldırılması konusunda bu gelişmeler yaşanırken, 2010’un ilk günlerinde Bulgaristan, bu kez Türkiye’den tazminat talebi ile gündeme geldi. Konu, yurtdışındaki Bulgarlardan sorumlu Devlet Bakanı Bojidar Dimitrov'un basına yaptığı bir açıklama ile dünya kamuoyuna duyuruldu. Açıklamaya göre Bulgaristan 1912 yılından sonra Türkiye’den göç eden Bulgarların Türkiye’de bırakmak zorunda kaldıkları mal ve mülkleri için 10 milyar dolar tazminat ödemesi için resmi başvuruda bulunacaktı. Dimitrov ayrıca, söz konusu tazminatın ödenmemesi durumunda Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğinin, Bulgaristan tarafından engellenebileceğine işaret ederek, tazminatın ödenmesini, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği için bir ön koşul olarak sunmuştu. Tartışmaların sürdüğü sırada 7 Ocak’ta önce Başbakan Borisov, Türkiye’den böyle bir taleplerinin olmadığını belirtti, sonrasında ise Dimitrov, uzman olmadığı bir alanda konuştuğu için özür dileyerek, daha önceki beyanatlarını ‘gaf’ olarak değerlendirdi. ‘Zararın neresinden dönülse kardır’ diyebileceğimiz bu durum, Başbakanlık’tan yapılan düzeltme ile telafi edilmeye çalışılıyor.
Tazminat konusunda sıkça atıfta bulunulan Ankara Andlaşması da ayrıca önemlidir. 18 Ekim 1925’te Türkiye Cumhuriyeti ile Bulgaristan Krallığı arasında imzalanan Anlaşma, Anlaşma metni, Oturma Sözleşmesi ve Ek Protokol’den oluşmaktadır. Anlaşma’nın dikkat çeken özelliği, yapılan düzenlemelerin her iki devlete de görev ve sorumluluk yüklemesidir. Kaldı ki, 1912-1925 yıları arasında gerçekleşen göç tek taraflı olmamıştır. Bu dönemde Türkiye’den Bulgaristan’a göç eden Bulgarların sayısı 250.000, Bulgaristan’dan Türkiye’ye göç eden Türklerin sayısı ise 2 milyon civarındadır.
Sonuç olarak, Bulgaristan’da yaşayan Türk azınlık, Türkiye-Bulgaristan ilişkilerinde yapıcı ve etkin bir unsur olabileceği gibi, kısa vadeli çıkarlar düşünülerek üretilen popülist siyasetler sonucunda zaman zaman siyaset aracı olarak da kullanılabilmektedir. Diğer taraftan tarihsel olaylar, tam da tazminat meselesinde görüldüğü gibi, siyasileştirilebilmektedir. Ancak söz konusu politika tercihleri, sağlıklı dış politika uygulamaları olarak değerlendirilmekten uzaktır. Zaman zaman krizlerle gündeme gelse de Türkiye-Bulgaristan ilişkileri 1980’lerde yaşanan acılardan sonra, Balkanlar’da örnek gösterilebilecek bir düzeye getirilmiştir. Şüphesiz bu durum, uzun vadeli düşünülerek tasarlanan ve uygulanan sağduyulu politikaların sonucudur. Geçmişte yaşanan olaylardan sonra, iki ülke ilişkilerinde kazanılan ivmenin, radikal söylemlerle kesilmemesi her iki ülkenin de çıkarıdır. Zira ırkçı ve radikal söylemlerin, günümüz uluslararası sisteminde uzun vadede hiçbir ülkeye fayda sağlamayacağını söylemek yanıltıcı olmayacaktır.