Mehmet Hasgüler 7 Ocak 2010, Perşembe mehmethasguler@hotmail.com
Kıbrıs’ın siyasi yaşamında 2000-2009 dönemindeki değişimi analiz etmek gelecekteki eğilimi belirlemek için önemlidir. Statüko sarkacının bir o yana, bir bu yana döndüğü bu on yıllık fasıl, 1974 sonrasının en önemli gelişmesi olmuştur.
Statükonun İflası ile AB ve Çözüm Hedefi
Bir kere 2000 yılında önce bankalarda başlayan, sonra ekonomik hayatı sarmalayan ve siyasal yaşama sirayet ederek statükonun çözülmesi sürecine dönüşen bir dönemle karşılaşmıştık. Bu dönemin ilk emarelerinden birisi batan bankaların toplumsal bir isyana dönüşmesidir. Meclis işgali ile işler ayyuka çıkmıştı. Bu dönemin siyasal hayata ilişkin yansıması CTP ve BDH gibi partilerin tercih edilmesine dönük bir tutumu yaratmıştı. O dönemde AB gibi bir üst hedefle halk uyandırılmış, hatta bu ilginin çok yükselmesi, işadamlarının öncülüğüne “AB ve Çözüm Partisi” adıyla bir oluşuma hayat verebilmişti.
Ankanın Yükselişi
Döneme damgasını vuran önemli değişim bileşenlerine bakıldığında; Türkiye’de 2002 Kasım’ında iktidara gelen AK Parti’nin AB konusundaki iştahlı yaklaşımı ve Kıbrıs konusundaki açılımı, Rumların “Kıbrıs Cumhuriyeti” adı altında AB üyeliğini kısa bir süre sonra realize edecek olmaları, KKTC içindeki ekonomik-siyasi sorunların ağırlaşması gibi olgular sokaktaki Kıbrıslı Türkü farklı bir atmosefere yöneltmişti. Bunun karşılığında halk sokakta kendilerine bunları en örgütlü ve güçlü biçimde dile getirenlere hızla yaklaşmaya ve kulak vermeye başlamıştı. Bunun sonucunda CTP’nin önce 2003 sonra 2005 ve en sonunda 2006 seçimlerinde başarılı sonuçlar almasına neden olmuştu. 2000’lerin birinci yarısında statükoya karşı başlatılan isyan, AB ile mutlak kurtuluş amacına yönlendirilen Kıbrıs Türk toplumunun CTP’yi iktidara getirmesine yol açmıştı.
Ankanın Düşüşü
Buna karşılık 24 Nisan 2004’de Annan Belgesi’nin Rumlar tarafından reddedilmesi, 23 Nisan 2003’de kapıların açılmasıyla başlayan diyalog sürecinde Kıbrıslı Türklerin 30 yılık ayrılıktan sonra aktif temasa geçtikleri Rumlarla yaşadıkları bireysel negatif tecrübeler, AB’nin Kıbrıs Türklerine verdiği sözleri tutmaması gerçeği ile birleşince belli bir negatif atmosfer ortaya çıkmaya başlamıştır. Bütün bunlara CTP’nin 2003-2009 hükümet dönemindeki performansı eklendiğinde ortam bu sefer statüko karşıtlarına verilen desteğin zayıflatmasını tetiklemiştir.
Çözümsüzlük Rumların Tekelinde
Bunların üstüne işbaşına gelmesi çözüm için büyük bir umut olarak lanse edilen Hristofyas’ın tutumlarının da aslında Papadopulos’tan çok da farklı olmayışını görmeye başlayan geniş kitleler, Kıbrıs sorunun çözümlenemeyeceğine olan inançlarını pekiştirmişlerdir. Öyle ki; 2000’lerin başında Kıbrıslı Türkler arasında çözümün önündeki tek engelin Ankara olduğuna dair etkin bir hava yaratılmıştı. Ancak, Ankara’nın çözüm lehine değişen yeni politikasına karşın Rumların çözümsüzlük konusunda takındıkları tutum tam bir soğuk duş etkisi yaratmıştır.Dolayısıyla 2000’lerin ikinci yarısında Kıbrıslı Türkler aslında çözümün önündeki gerçek engelin Rum idaresi olduğu gibi bir gerçekle karşı karşıya kalmışlardır.
Asla Rücu ve Yeni Durum
Nisan 2009’daki seçim sonuçları aslında ilk baştaki tablonun artık terse döndüğünü bariz bir biçimde ortaya çıkarmaktadır. Bu noktadan bakıldığında KKTC’de bundan sonraki seçimler belki de yukarıdaki etkenlerin devamı niteliğinde olacaktır. Bu yıl iki seçim var. İlki Nisan ayındaki cumhurbaşkanlığı seçimleridir. Kıbrıslı Türklerin Nisan 2009’daki seçim iradesi ile ortaya koydukları yeni durum algılamasının kendini burada da göstermesi beklenebilir. CTP hükümetiyle iç politikada baş gösteren ekonomik nitelikli sorunların çözümünde başarı gösterdiği takdirde UBP’nin güçlü konumu onları muhtemelen gelecek seçimlerde de favori yapacaktır. Ortalama Kıbrıslı Türkün artık hayatında AB konusu cebindeki pasaportun ona sağladığı imkanları reel bir biçimde kullanmaktan başka bir anlamı kalmıyor. Bunu gençlerin AB ülkelerinde nitelikli yüksek öğrenim yapma ve kendini yetiştirmesine katkı yapması oldukça önemlidir. Muhtemelen, Kıbrıs’ta ortaya çıkan yeni ve çözüme dönük umutsuz beklentinin çözüm söylemiyle yola çıkanların önlerindeki en büyük psikolojik bariyerdir.
Boşa Çıkan Umutlar ve KKTC’nin Normalleşmesi
Umutların boşa çıkmasının ardından doğan umutsuzluğun Kıbrıslı Türkleri ne şekilde etkilediğini görmek için kahin olmaya gerek yoktur. KKTC’de artık vatandaş gündelik sorunlarını iş, aş, sağlık, eğitim gibi somut konulara yöneltmiştir. Büyük beklentilere burun kıvırmaya başlanmıştır. Dahası halkın, barış konusunda hem AB’ye hem de AB’yi savunanlara dönük ciddi tepkisi vardır. Bunu özellikle Annan planından önce söylenenlerle sonradan yapılanların yarattığı güvensizlik duygusuyla açıklamak mümkündür. KKTC’de 9 yıllık olağanüstü koşullar artık normalleşmeye başlamıştır. Bu normalleşme sürecinin Nisan’daki seçimlerle pekiştirilmesi mümkündür. Kıbrıslı Türkler artık bütün parametrelerin Kıbrıs sorununun çözümüne endekslendiği politik yapının yerini daha çok gündelik sorunların çözülmesinin talep edildiği bir politik yapı ön plana çıkmaktadır. Kıbrıs sorunu çözmek iddiası yerine trafik, alt yapı, sağlık, eğitim, sosyal sigortalar, işsizlik gibi temel sorunlara eğilen politik oluşumların destek bulduğu artık bir vakadır. KKTC normalleşmektedir. KKTC, bu noktadan itibaren zihinlerde bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır.