Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu Yayınıdır.  
ANASAYFA

|

ENGLISH

|

ANASAYFA YAP

|

REKLAM

14 Mart 2010, Pazar

 
  Usak Gündem
  Bölgeler

Ücretsiz Tam Metin Uluslararası Hukuk ve Politika Dergisi

Ücretsiz Tam Metin Orta Asya ve Kafkasya Araştırmaları Dergisi

Teröristle Mücadele, Zorunlu Askerlik ve Uzmanlaşma
  Yorum Yap (6) Yazdır Arkadaşına Gönder
Sedat Laçiner
5 Ocak 2010, Salı
slaciner@gmail.com
Teröristle mücadele stratejisindeki en önemli zayıf halkalardan birini mücadelede yoğun bir şekilde zorunlu askerliğini yapan kişilerin kullanılması oluşturmaktadır. Zorunlu askerliğini yapan kişiler ile teröristle mücadele etmek maliyeti yüksek, etkisi ise oldukça sınırlı bir yöntemdir. Kısa bir eğitim süresi ile hiç kimse iyi bir asker olamayacağı gibi bu kişilerden iyi bir teröristle mücadele timi oluşturulması ise oldukça zordur. Birkaç aylık eğitim sonunda dünyanın en tehlikeli karakollarına gönderilen bu kişiler teröristler karşısında çok yetersiz kalmaktadır. Çoğu durumda bu askerler kendi hayatlarını ve arkadaşlarının hayatlarını tehlikeye atmaktadır.
 
Askerliklerinin sonunda iyi birer savaşçı haline gelebilen ve bölgeyi çok iyi tanıyan az sayıda istisnai yetenek ise terhisleriyle birlikte sivil hayata geri dönmekte, orduya hizmetlerini sürdürememektedirler. Böylece büyük bir emek, zaman ve kaynak harcanarak yetişmiş kişilerin sivil hayata dönüşü ülke, birey ve ordu açısından ciddi bir israfa da yol açmaktadır.
 
Nispeten konuyu öğrenmiş ve askeri disipline yatkın hale gelmiş askerlerin terhisi ile birlikte on binlerce acemi asker yeniden aynı süreçlerden geçmekte, böylece ordu subayları sil baştan büyük bir görevle karşı karşıya kalmaktadır. Yeni gelenlerin eğitimi ve bölgeye intibakı profesyonel askerler için de emek, zaman ve enerji kaybına yol açmaktadır. Birikim oluşamamakta, eğitmen subaylar emeklerinin karşılığını alamadıklarını düşünmektedirler. Bu durum profesyonel askerlerde de bir tür yılgınlığa sebep olabilmektedir.
 
Terör mağduru bölgelerde de hassas noktalarda görev alan zorunlu askerliğini yapan kişiler hayati istihbarat zaaflarına da yol açmaktadır. Binlerce kişi yeterli kontroller sağlanamadan hassas bölgelerde görev alabilmektedir. Dağlıca Baskını'nda terör örgütünün içeriden bilgi aldığı şüpheleri bunu doğrulamaktadır. Bugün ordunun tüm kademelerinde nereden geldiği tam tespit edilemeyecek binlerce kişi bulunmaktadır. Bu durumdan ordu da rahatsızdır. Özellikle son yıllarda dışarıya sızan bilgiler nedeniyle hassas belgeleri dışarı aktarabilecek noktalara zorunlu askerliğini yapanları yerleştirmeme politikası geliştirilmektedir. Ancak ordunun neredeyse tüm noktaları hassastır. Yeri gelir en basit bir depo dahi hassas nokta haline dönüşebilir. Dahası Genelkurmay veya kuvvet komutanlıklarının belli katlarında görevlendirilmeyen bu kişiler terörün en yoğun olduğu bölgelerde rahatlıkla görevlendirilebilmektedirler. Bazı durumlarda iletişimi sağlayan telsizin başında duran, şifreleri öğrenebilen, operasyon planlarına hâkim olabilen, saldırı anında diğerlerini koruması gereken, askerlerin yemeklerini hazırlayan bu kişilerin terörist veya terör örgütü sempatizanı olma olasılığı her zaman vardır. Bu kadar büyük bir kitleyi hakkıyla kontrol edebilmek güçtür. Bunun için Türk istihbarat birimlerinin kaynakları, teçhizatı ve yeterli organizasyon kabiliyeti bulunmamaktadır. Kaldı ki bu yetenekler geliştirilse dahi zorunlu askerlikte sayı öylesine büyüktür ki yine de sızmalar mutlaka olacaktır.
 
En hassas yerlerde görev alan zorunlu askerliğini yapan bu kişiler terhislerinden sonra sahip oldukları önemli bilgileri dışarı da taşımaktadırlar. Bu durum hem askeri sırlar, hem de güvenlik açısından büyük zaaflara yol açmaktadır. Kurumlar sistemlerini sık sık değiştiremezler. Böyle olunca o kurumda görev yapan terör örgütü sempatizanları tüm sistemi örgüte aktarabilmektedir. Sadece terhis olanların anılarından yararlanması durumunda dahi terör örgütleri veya diğer düşman yapılanmalar güvenlik güçlerinin iç çalışma düzenini ve dışarıya karşı operasyon mantığını çözebilirler.
 
Terhis olanların anılarından çıkan bir diğer olumsuz etki de ordu aleyhine dedikodu ve efsaneleştirmelerdir. Güzel anılar kolay unutulurken kötü anılar daha kolay yayılmaktadır. Hemen her askerin, komutanından yediği dayağı veya kötü muameleyi bazen de abartarak anlatması bu duruma iyi bir örnektir. Halk arasında “askerde ve okulda dayak yemedim diyen yalan söyler” sözünün yaygın olması bu duruma işaret etmektedir.
 
Zorunlu askerleri terör bölgelerinde görevlendirmenin belki de en yıkıcı etkisi dehşet ve gerilimin diğer bölgelere de yayılmasında ortaya çıkmaktadır. Böylece kontrolü olanaksız bir gerilim, tam da terör örgütünün istediği bir şekilde ülkenin tamamını etkisi altına almaktadır. Oysaki terörle mücadelenin en önemli esası devletin gerilimi kontrol edebilmesi, teröristlerin ürettiği korkuyu azaltabilmesidir. Terör bölgelerinden terhis olan askerler ise çoğu kez yaşadıklarını abartılı bir şekilde hayatlarının geri kalanında anlatmakta, bazı durumlarda yaşadıkları istisnaları genelleştirmekte ve bilmeden toplumsal kutuplaşmaya ve hatta terör örgütünün olduğundan büyük görülmesine yol açmaktadırlar.
 
Tüm hayatı dağlarda terör eylemleri yapmakla geçen teröristlerin karşısına birkaç aylık eğitimle bölgeye gelmiş ve geri kalan günlerini sayarak geçiren, nöbette, çatışmada ailesini, işini, eşini, yavuklusunu vs. düşünen askerler ile yola çıkmak çok da akılcı değildir. Zorunlu askerliğini yapan kişiler ile terörle mücadele etmenin en sorunlu kısımlarından biri de psikolojik hazırlık safhasıdır. Ülkesini ne kadar severse sevsin, görevin önemini ne kadar anlar ise anlasın geçicilik hissi içindeki bir Mehmehçik’ten bir profesyonelin uzmanlığını beklemek mümkün değildir. En hassas bölgelerde en tehlikeli ortamlarda görev alacak kişilerin zihni aile özlemiyle yanıp tutuşan ve gün sayan Mehmetçiğinki kadar karışık olmamalıdır.
 
Zorunlu askerliğini yapan kişiler sivil hayattan gelmiştir ve belli bir süre sonra sivil hayata döneceğinin farkındadır. Bu şartlar altında ruh hali de kendisine verilmek istenen eğitimi almaya ve uygulamaya yeterli olmayabilir. İletişim hataları ve yanlış anlamaları tetikleyen bu ruh hali ölümcül sonuçlar doğurabilir.
 
Zorunlu askerliğini yapanlarda sıkça gözlenen bir eksiklik de olgunlaşma ile ilgilidir. Çoğu ana kuzusu bu kişiler karanlık bir ortamda veya taciz ateşi altında beklenmedik refleksler gösterebilmektedir. Örneğin bir kedi veya köpek sesine ateş eden asker sayısı hiç de az değildir. Taciz ateşi başlayınca rastgele ateş açan ve arkadaşlarının hayatını tehlikeye sokan askerler de vardır. Örnekleri çoğaltabiliriz.
 
Zorunlu askerliği zorlaştıran bir diğer unsur da bu kişilerin hayatlarının askerlik yoluyla büyük darbeler almasıdır. Hayatlarının en verimli döneminde, iş ve aile kurma çağlarında askere alınan ve en tehlikeli görevlere verilen bu kişilere ne yazık ki gerekli maddi ve psikolojik destek de verilememektedir. Pek çok kişi askerden psikolojisi bozulmuş bir şekilde dönmekte, bazı durumlarda evin tek geçim kaynağı olan delikanlılar ana baba, eş ve çocuklarından ayrı kalmak zorunda kalmaktadırlar. Almanya gibi gelişmiş ülkelerde askerlik hizmeti beklenen kişinin maddi kayıpları telafi edilirken bizde askerlik tek taraflı bir fedakârlık olarak görülmektedir. Hayatını tehlikeye attığımız gençlerden hayatlarına ek olarak gelecek hayatlarını, düzenlerini ve en sevdiklerinin hayatlarını da riske atmalarını beklemekteyiz. Bu da terörle mücadelede insan gücünü zaafa uğratmaktadır. Pek çok şehit ailesinin maddi açıdan ne kadar yetersiz olduğu, askerlik boyunca verilen son derece düşük ücretlerin dahi ailelere gönderildiği düşünülecek olur ise durumun vahameti kendiliğinden anlaşılacaktır.
 
Kısacası yukarıda sayılan olumsuz etkilerini daha da arttırabileceğimiz zorunlu askerlik terörle mücadelede hemen hemen her açıdan maliyeti en yüksek seçenektir. Bu seçeneği savunan bazı kişiler zorunlu askerlik sayesinde halkın terörle mücadeleye tam desteğini sağlamanın daha kolay olduğunu iddia etmişlerdir. Oysaki Türk halkının terörle mücadeleye desteğinde bir eksilme olmamıştır. Halk terörle mücadeleye çocukları asker olduğu için destek veriyor değildir. Kaldı ki zorunlu askerliğin olmadığı ABD ve İngiltere gibi pek çok ülkede terörle mücadeleye verilen destek Türkiye’nin hiç de gerisinde değildir. Bu hususta öne sürülen bir diğer sav da profesyonel askerlerin zorunlu askerler kadar fedakâr olmayacakları yönündedir. Aslında kendi içinde Türk insanına büyük bir hakareti de barındıran bu yaklaşım aynı zamanda mevcut subaylarımıza da imalı hakaretler içermektedir. Bir Türk’ün para alınca fedakârlık yapmayacağını, görevini yerine getiremeyeceğini söylemek doğru değildir. Unutmamak gerekir ki tüm astsubaylarımız, subaylarımız ve generallerimiz de profesyonel askerdir. Başka bir deyişle onlar da hizmetlerinin karşılığını para olarak almaktadırlar. Fakat bu durum onların vatan sevgisini veya görev bilincini azaltıyor değildir. Bu arada zorunlu askerliğini yapan kişilerin çok fedakâr oldukları iddiası da tartışmalıdır. Çok sayıda kişi askerliğini erteletmek, hatta askerlikten kaçabilmek için türlü yollara başvurmaktadır.
 
Sözün özü, bu dengesizliğin mutlaka aşılması ve profesyonelleşmeye geçilmesi gerekmektedir. Mümkün olan en kısa zamanda terör bölgesindeki tüm zorunlu askerliğini yapan kişilerin bölge dışına çıkarılması gerekir. Terör bölgesindeki 'acemiler' teröristle mücadeleyi yavaşlatmakta, kayıpları arttırmakta, teröristlerin propaganda güçlerini de arttırmaktadırlar. Terörle mücadelede asıl işi profesyonellerin yaptığı, er ve eratın sadece takviye olarak görev aldıklarını söylemek ise mümkün değildir. Bunun doğru olmadığını anlamak için bugüne kadar çatışmalarda şehit olanların rütbelerine bakmak dahi yeterlidir. Türkiye ne yazık ki hala terörle mücadelede yoğun bir şekilde zorunlu askerliğini yapan kişilerden faydalanmaktadır. 
 
Profesyonelleşme ve Uzmanlaşma İhtiyacı
 
Terörle mücadelede profesyonelleşmenin ne kadar büyük bir ihtiyaç olduğu ortada. Ancak profesyonelleşme de tek başına yeterli değildir. İyi bir yüzbaşı veya iyi bir teğmen teröristle mücadelede en iyi savaşçı anlamına gelmez. TSK'daki atama-tayin düzeni ve ordunun terörle mücadelede nispeten hantal kalan yapısı insan gücünün optimum kullanımına en azından terörle mücadelede engel olmaktadır.
 
Batı bölgelerinde görevli profesyonel askerlerin terör bölgelerine intibakları ciddi bir zaman almaktadır. Bu sürenin kısaltılması için tayin öncesinde terör ve teröristle mücadele konusunda kuramsal ve operasyonel hizmet içi eğitimin arttırılması, en az bir aylık hazırlık sürelerinin konulması yararlı olabilir. Ayrıca psikolojik desteğin de hem personele, hem de ailelerine dönük olarak arttırılması gerekmektedir.
 
Bölgeye alışan ve bölgeyi çok iyi tanıyan profesyonel askerler ise en verimli olacakları zamanda Ankara, İzmir gibi terör dışı bölgelere tayin edilmekte, hatta daha önceki görevleri ile hiçbir ilgisi olmayan, bazen masa başı işlere verilebilmektedir. Örneğin bölgede operasyonlara aktif olarak katılırken, hatta tim komutanlığı yaparken Ankara’da bir fotokopi makinesi başına tayini çıkan kişiler dahi vardır.
 
Tüm bunlara ek olarak insan gücü işletiminde de ciddi sorunlar olduğu anlaşılmaktadır.
 
Türk ordusunun genel sorunu terörle mücadelede daha can yakıcı bir hal almaktadır. Orduda inisiyatif kullanımı ne yazık ki benzeri ordulara göre daha azdır. Disiplin adına hemen her kademe benzeri bir sertlik göze çarpmakta, bu da profesyonelliği bir yönüyle engellemektedir. İşler uzmanlık düzeyine veya sahaya yakınlığa göre değil, üstlerin tek yönlü emirlerine göre şekillenmektedir. Görüntüde alttan üste bilgi akışı vardır, ancak fiiliyatta altın üste hoşlanmayacağı düşünülen bilgi ve görüşleri aktarması kolay görünmemektedir. Böyle olunca üstte altın görüşlerine açık komutanlar olsa dahi otokontrol mekanizması sahadan komuta masasına akışı kendiliğinde engellemektedir.
 
Ne yazık ki Türk ordusu terörle mücadelede başarıyı değerlendirirken doğru kriterleri henüz geliştirebilmiş de değildir. Başarıdan çok başarısızlık ölçülmektedir, bu da çoğu zaman yüzeysel kalmaktadır. Terfi dönemleri yaklaşırken yaşanan telaş, verilen şehitlere dayalı bir cezalandırma veya yakalanan patlayıcı veya terörist sayısına odaklı bir başarılı bulma yaklaşımı modern terörün mantığı ile uyumlu değildir. Uygulamadaki ciddi yanlışlar pek çok TSK personelini teröristle gerçek mücadeleden istem dışı olarak uzak tutabilmektedir. Sicilini korumak için mevcut duruma istediği ölçüde müdahale edemeyen, risk almak istemeyen pek çok personel bulunmaktadır. Böylece sürece profesyonellik ve uzmanlık değil endişeler ve korkular hakim olmaktadır.
 
Nispeten ‘Hantal’ Bir Yapı
 
Düzenli ordular ile teröristle mücadelenin en önemli handikabı teröristler karşısında nispeten hantal kalmalarıdır. Merkezi emir-komuta sistemi bölgedeki değişimlere yeterince uyum sağlayamamaktadır. Ordularda alt birimler emir gelmeden harekete geçememektedir. Oysa çoğu durumda emir beklemek için böyle bir süre yoktur. Teröristlerin sahip olduğu geniş emirsiz hareket sahası askerlerde yoktur. Böyle bir şeyin olabilmesi için görev tanımlarının geniş yapılması, görevlilerin yeterince uzman olması ve kurumsal yapılanmanın inisiyatif almaya uygun olması gerekmektedir.
 
Şurası bir gerçektir ki ordular teröristler karşısında inisiyatif almakta zorlanmaktadırlar. Çoğu kez saldırıyı bekler poziyonda konuşlanmaktadırlar, saldırının yerine, zamanına ve büyüklüğüne genelde teröristler karar verebilmektedir. Bu da olası bir çatışmanın ilk kısmında ordunun dezavantajlı olması anlamına gelmektedir. Dikkat edilirse Türk ordusu da çoğu kez kayıplarını ilk saldırı anında vermektedir.
 
Karakol ve mobil timler örneğinde olduğu gibi ordular çoğu kez açık hedef oluşturmakta, yapılanmaları gereği teröristlerin işini bu anlamda kolaylaştırabilmektedirler.
 
Klasik düzenli ordu mücadelesinde hava kuvvetleri, kara kuvvetleri, jandarma gibi on binlerce, hatta KKK'nda olduğu gibi yüz binlerce askerden oluşan devasa yapıların uyumu gerekmekte, bu uyum ise her zaman sağlanamamaktadır. Tek bir birim içinde emir-komuta zincirinde mesajların hareketi zaman alırken, diğer kuvvetlerin devreye girişinde zaman kaybı daha da artmaktadır. Hava gücünün birkaç dakikalık mesafeye 5 saatte, bazen çok daha uzun bir zamanda vardığına dair örneklerin sayısı çok fazladır. Bu sorunları giderebilmek için tatbikatların birden fazla kuvvet arasında yapılması, iletişim sistemlerinin uyumlu hale getirilmesi, kırmızı alarm benzeri en üst iletişim gerektiren anlarda daha hızlı ve farklı bir iletişim hattının kurulması gerektiği rahatlıkla söylenebilir.
 
İstihbarat akışında ciddi sorunlar olduğu anlaşılmaktadır. İstihbarat elde edilmesine karşın gereğinin yapılmasında da iletişim sorunları olduğu görülmektedir. Güvenlik birimleri arasındaki iletişim, algı ve güven sorunlarına da bir an önce eğilmek gerekmektedir.
 
Teröristle mücadelede mevcut yapı yeterince esnek ve hızlı değildir. Terörist saldırıların doğasına uygun, onunla mücadele edebilecek bir yapıya sahip olduğumuzu söyleyebilmek zordur. Bu yapıda ciddi revizyona gidilmesi şarttır.
Sedat Laçiner
5 Ocak 2010, Salı
 

Yazdır

Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayın

 Kullanıcı Yorumları (6)

YORUM YAP

 volkan demir   25 Ocak 2010, Pazartesi 1:54:10 PM  tarihinde yazmış
çin bile asker sayısını önemli ölçüde azaltı önemli olan teknolojiye yatırımdır. artık süngü tekniğiyle savaşı kazanamazsınız. iranın savunma sanayisi gibi bizimde savunma sanayimiz her şeyimizi üretmeli savaş araç ve gereçlerinde dışa bağımlı olmamamız gerekir.
 Yasin Büyük   18 Ocak 2010, Pazartesi 12:56:34 AM  tarihinde yazmış
Her şehidin ardından Vatan Sağolsun demekle orduyu kurtarmış veya ayakta tutmuş olmuyoruz. Elbette vatan sağolsun diyeceğiz ama, bu sözü neden sürekli söylemek zorunda kalıyoruz? Söylemiyelim artık! Bunun için ne yapmak gerek? Orduda ciddi sorunlar var diyince çeşitli yaftalar yiyebiliyoruz bugün. Ama gerçeğin bu olduğunu nedense görmesi gerekenler görmüyor ya da görüp de hareket etmiyorlar bir türlü. Orduyu yönetenler asıl işlerini yapmaktansa sanki ayrı bir siyasi güçmüş gibi ülke yönetimine karışmaya çalışıyorlar, veya başka meselelerle o kadar ilgileniyorlar ki asıl işlerini yapmaya vakitleri kalmyor. Onlardan hiç birşey değil, sadece işlerini yapmalarını, ordudaki sorunlara eğilip bunlara çözümler getirmelerini istiyoruz. Burada Sedat Bey'in yapmış olduğu tespitler ilk değil malesef, uzun zamandır çokları tarafından dile getiriliyor. Ama bu sorunları çözmekte yetkili (ve zorunlu) olanların malesef böyle bir niyeti olmadıkça, biz daha çok Vatan Sağolsun! deriz.
 Zeki Arslan   10 Ocak 2010, Pazar 7:26:05 PM  tarihinde yazmış
Çağdaş askeri yaklaşımın temeli,'gönüllü askerlik,profesyonel ordu' ilkesidir.Türk ordusunu yönetenler,artık bu gerçeği görmelidir.
 yunusuzan   10 Ocak 2010, Pazar 1:42:13 PM  tarihinde yazmış
sayın hocam ordu millet kavramı benliğinin ta derinliklerine işlemiş bir milletiz. ülkemizin jeopolitik ve jeostratejik konumu gereği önümüzde ki yıllarda savaş görme ihtimali oldukça yüksektir. bu savaşta cephe savaşı şeklinde değil gerilla tekniğiyle olacaktır büyük ihtimalle. milletin her ferdi savaş taktik ve tekniklerini öğrenmek zorundadır. terörle mücadele bize bunu gerçek ve uygulamalı eğitim olmuştur. profesyonelleşmek elbette şarttır. terörle mücadele sadece silahlı kuvevvetlerin değil tüm milletin sorumluluğudur. millet evlatları mücadeleyi görmez ve yaşamazsa bu konuya ilgisiz kalacaktır ki bunun örneğini zaten yaşıyoruz. aileler için oğlu askere gidince terör başlıyor ve oğullar askerden gelince bitiyor. bu mücadeleyi herkes canı gönülden gerçekleştirmeli ve savaşmak sanatını öğrenmelidir. bütün mücadelelerde kan ve gözyaşı vardır, olacaktır da... yunusuzan@hotmail.com
 ali kara   10 Ocak 2010, Pazar 10:37:35 AM  tarihinde yazmış
aslında sedat bey açılım gibi şeylerden ümidini kestiği için yeniden savaş konseptini danlandırmak için askere taktikler vermeye başlamış. Doğrudur düzenli orduların bu tarz gruplara karşı mücadelede zaafları vardır. fakat unutmayınki o hevesle anlattığınız profesyonel askerlerin bölgede yaptıkları katliamlar ortadadır. Gerek özel tim olsun gerek jitem olsun katlettikleri insanların kemikleri hala bulunamadı. Peki bu sorununun bu aşamaya gelmesinde o profesyonel askerlerin katkısı yokmudur? Aslında olaya silah boyutuyla bakan akadaemisyenlerin oldum olalı bu sorunun çözümünü istemediğini düşünürüm çünkü sen askeri önlemleri ve askeri mücadeleyi önceliğin olarak gösterirsen zaten bütün kapıları kapatmışsındır. Bana kalırsa Güney Afrika'nın çözüm tarzı türkiye için uygulanabilir bir model olarak karşımızda duruyor. Bu yüzleşmeyi yapabilirsek sorun yok. Bu arada yorum yazacak arkadaşlara İsviçre modelini incelemeyi öneriyorum. Artık bu tarz modellerden korkmanını anlamı yok
 Emre   5 Ocak 2010, Salı 11:50:48 PM  tarihinde yazmış
Vicdan-ı redçilik,parazit vatandaşlık vs. çerçeve dışında kalmış.Başka bir yazınızda değinmeniz temennisiyle kaleminize kuvvet...

yorum yapmak için tıklayın.

 Yorum
Güvenlik Kodu:
Güvenlik Kodu:
Adınız:
Yorumunuz:
 
   Yazarın Son 10 Yazısı
Sağır Duymaz, Uydurur
Sorumsuz ve Maliyeti Yüksek Olabilecek Bir Karar
Islak İmza, Acı Gerçekler
Amerika Kafkasya’da Rasyonel Davranmıyor
Genelkurmay Başkanı Başbuğ İle Empati Kurmak
Yargı, Siyaset, Adalet
Yargı, Siyaset, Adalet
Ermeni Şantajı
İsviçre ve Ermeni Sorunu: Tuhaf Bir Arabulucu
Yargıya da Hukuk Gerek
 Tüm liste için lütfen tıklayın
Haber Kategorileri
Türkiye Amerika Avrupa Orta Doğu Orta Asya Kafkasya Bodrum Holidays Balkanlar Dünya Asya-Pasifik Afrika Ekonomi Bilim Teknoloji

Copyright 2009 Usak Stratejik Gündem
Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu

Mebusevleri Mah. Ayten Sok. No:21 Tandoğan/Ankara
Tel: 0 312 212 28 86  Faks: 0 312 212 25 84

Sitemiz
Anadolu Ajansı
Abonesidir