Polisler, savcılar, hâkim kozmik odada. Medya da kozmiğin etrafında konuşlanmış vaziyette. Yüzbaşı kepini burnunun üstüne indirmiş ki yüzü belli olmasın.
Heryerde gizem var, belli ki içerisi bir hayli önemli.
Kimi zafer çığlıkları atıyor, “nihayet geçmişimizi öğrenebileceğiz” diyor. Kimininse omuzları düşmüş, “asker pes etti” diyor.
Kimilerine göre kapılar açılacak ve tüm sırlar dışarı saçılacak. Örneğin 6-7 Eylül olaylarını kimlerin düzenlediğini öğreneceğimizi düşünenler var. Hatta Ecevit’e kim suikast düzenlemiş onu bile bilecekmişiz. Daha neler neler…
Kozmik oda değil, süper bilgisayar sanki…
***
Peki devletlerin kozmik odası olur mu?
Tüm sırları saklanan bir oda örneğin ABD’de var mıdır? Eğer varsa orayı da savcılar bassa ve mesela şu Kennedy’yi gerçekte kim öldürmüş bir ortaya çıkarsa olmaz mı?
Acaba Almanya’nın kozmik odası nerededir, ya da Fransa’nın.
Yoksa Türkiye bu konuda tek mi?
***
Elbette tüm ciddi devletlerin sırlarını muhafaza ettiği yerler var. Burada o ülkelerin sırları, ayıpları ve günah galerileri de bulunabilir.
Buradan hareketle “demek ki kozmik, mozmik bir odanın olması gerekiyormuş, sırsız devlet olmuyormuş, bak Batılılarda da bunlardan varmış” diyebilirsiniz. Fakat bu tespitinizle Türkiye’yi aklayamazsınız, çünkü Türkiye’de devletin değil bazı kurumların kozmik odaları vardır ve bu odalar diğer devletlerden korunmak için değil, bizzat kendi hükümetine ve toplumuna karşı oluşturulmuştur. Yani bizde devletin kozmik odası falan yoktur, kendisini devlet sananların sır odaları vardır.
***
Bizim memurumuz devletini ve ülkesini o kadar çok sever ki sırlarını Meclis’i ile dahi paylaşmaz. Neme lazım, TBMM hain dolu. Kazara bir Kurtuluş Savaşı gerçekleştirmiş ama, şimdiki Meclis ülkeyi satacaklarla, böleceklerle parsellenmiş (!)...
Sadece Meclis’le paylaşmasa iyi, kapılar Başbakan’a da açılmaz. Hatta bizim ‘gariban’ başbakanlar kendilerini hükmeden (hükümet) sanır da bu odaların yerini ruhu bile duymaz. Başbakan deyince sadece Erdoğan’ı kastettiğimiz sanılmasın… İster Erdoğan, ister Ecevit, ister Özal, isterse İnönü olsun, başbakanlar hadlerini bilmelidirler. Onlar sadece seçilmiş baş nazırlardır, onlar sadece baraj, duble yol, su ve diğer ‘ayak işlerine’ bakabilirler, ellerinin hamuruyla stratejik alanlara dalmaları ulus, devlet ve diğer tüm yüce değerler için tehlikeli olabilir…
Savunma Bakanı mı dediniz, onlar kabinemizin gülüdür, süsüdür, göz bebeğimizdir. Bu yüzden onları yormaya, akıllarını gereksiz işlerle karıştırmaya gerek yoktur. Narin bedenleri ve narin beyinleri bakan oldukları sürece herhangi bir iş yapmamak üzere belli bir yerlerde muhafaza edilmelidir…
Cumhurbaşkanı mı dediniz? 1960’dan bu yana milli irade ile gelmiş elimizde sadece birkaç cumhurbaşkanı var. Bunlardan bazıları ise zaten devletin sırlarına vakıf olmamayı en büyük milliyetçilik sayıyordu. Kozmik odanın adını anmayı dahi en büyük günah olarak gördüler.... Dolayısıyla cumhurumuzun başları da bu kozmik odaların kapılarından içeri gir(e)memişlerdir, girmeye teşebbüs dahi etmemişlerdir.
Yakın zamana kadar savcıların ve hâkimlerin buraları akıl ettikleri dahi görülmüş iş değildir.
Kısacası memlekette kapıları sıkı sıkıya kapalı bazı gizemli yerler hep olmuştur, lakin oralara girmek ne mümkün. O yerler milletimizin bekası için milletimizden uzak tutulmalıdır. Oralara belki CIA veya MI5 bir yolunu bulup girmiş olabilir, fakat siyasiler, hakimler ve savcılar aman ha girmemelidir.
***
Evet, ABD’de de, İngiltere’de, Fransa’da da kozmik odalar vardır. Dahası bu ülkelerde de gizli devlet vardır. Fakat bu ülkelerde gizli devlet yasal devletin emri altındadır, yani onların gizli devleti derin (ya da çukur) devlet değildir. Devletin sırları ülkeyi yönetenlerce bilinmekle kalmaz, aynı zamanla yönetilir de. Hükümetin gözetim, denetim ve sevk yetkilerine ilaveten ülkenin Meclisi’nin de düzenli gözetim ve denetim olanakları mevcuttur. Başka bir deyişle elin hükümeti ve meclisi bizimki gibi hain değildir. O ülkelerde memleketini sevmek tekeli sadece dar bir gruba ait de değildir.
Bu noktada hep aklıma gelmiştir, “neden bu içerideki hainler hep bizde” diye. Örneğin neden Fransa’da nüfusun dörtte üçü hain değildir de, Türkiye’de bu böyledir?
Neden Fransızlar dinci, bölücü, liboş ve satılmış değilken bizim memleketimizin siyasetçisi, simitçisi, köylüsü ve çiftçisi satılmıştır?
Mademki biz çok büyük bir milletiz, devletimiz de maşallah 1.000 yıllık, bu durumda neden Fransa sürekli bölünme tehlikesi yaşamaz da biz yaşarız?… Mesela ‘Fransız derin devleti’ halkına heran ülkeyi bölebilecek saflar, gafiller veya hainler olarak bakar mı? Yoksa satılmışlık, bölücülük ve vatan hainliği bize mi özgüdür?
Bu işte bir terslik yok mu?
Vatanı vatandaştan korumakta bir tuhaflık sezmiyor munuz?
KOZMİK ODA GERÇEKTEN KOZMİK Mİ?
Bu arada bir soru daha, kuzum bu kozmik oda gerçekten kozmik mi?
Hâkimlerin geleceği duyulunca içerideki bilgilerin yakıldığı veya bilgisayarlardan silindiği söylendi. Buna benzer iddialar Ankara’da sıkça duyulur. Örneğin MGK sivilleştikçe bu kurumdaki pek çok bilginin de buharlaştığı Ankara’da yaygın bir dedikodudur. Dahası kozmik bilgilerin mahkeme salonlarında uçuştuğunu, en olmadık sırların gazete sayfalarında dolaştığını da görüyoruz. Başka bir deyişle kozmik odalarımızın bir yerlerinde delikler olmalı. Kapının altı mı desek, pencerelerin bağlantı yerleri mi? Birileri elini kolunu sallayarak girip çıkıyor sanki bu odalara?
***
Anlıyoruz ki bu odalar sadece Hükümet’e, Meclis’e ve Cumhurbaşkanı’na kozmik. Anlıyoruz ki bu odalar sadece ülke insanına kozmik.
İşte Batı ile Doğu arasındaki fark bu. Batı’da devletlerin sırları vardır ve bu sırlar yasal kurumlar ve kurallar ile denetlenir. Oysa Doğu’da kişilerin ve grupların sırları vardır. Bunlara hukuk veya millet değil, kendisini devlet ve hukuk sanan ulaşabilir.
Ne dersiniz, vakti gelmedi mi?
Şu demokrasi denen şeyden biraz da biz tatsak, ülke gerçekten bölünür mü?