Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu Yayınıdır.  
ANASAYFA

|

ENGLISH

|

ANASAYFA YAP

|

REKLAM

13 Mart 2010, Cumartesi

 
  Usak Gündem
  Bölgeler

Ücretsiz Tam Metin Uluslararası Hukuk ve Politika Dergisi

Ücretsiz Tam Metin Orta Asya ve Kafkasya Araştırmaları Dergisi

Türkiye'nin AB Süreci: Çevre Faslının Açılması Üzerine
  Yorum Yap (0) Yazdır Arkadaşına Gönder
Mehmet Özcan
28 Aralık 2009, Pazartesi
mozcan@usak.org.tr
Çevre faslı ile ilgili Hükümetlerarası Konferans, Türkiye’nin AB sürecine verdiği önemi gösteriyor. Ancak sürecin daha ileriye gidebilmesi ve Türkiye’nin dönüşümüne imkân vermesi için mutlaka iç politik reformlarla desteklenebilmesi gerek.

Brüksel’de yapılan Hükümetlerarası Konferans ile Türkiye-AB ilişkilerinde bir adım daha atıldı. Mali yükü çok fazla olmasına rağmen Çevre faslı açıldı. Dışişleri Bakanı’nın açıklamasına göre bu faslın Türkiye’ye maliyeti 58 milyar Euro civarında olacak. Bu rakam tabii ki bir süreç içinde Türkiye’nin çevreye daha duyarlı bir yapı kazanmasını ve insanların daha sağlıklı bir ortamda yaşamasını sağlayacaktır. Ancak rakamın büyüklüğü dikkatlerden kaçmamalıdır. Türkiye’nin bu kadar büyük bir yükün altına girmesi ekonomi politik açıdan AB sürecindeki kararlılığının bir göstergesi olarak değerlendirilebilir. Aynı şekilde Brüksel’de yapılan toplantıya 3 bakan ve kalabalık bir bürokrat grubu ile katılım da bu siyasi kararlılığın diğer bir yansımasıdır. Yani, mesaj açık ve nettir: Türkiye, AB sürecinin maliyetine katlanmaktan çekinmemekte ve sürecin devamını ısrarlı bir şekilde talep etmektedir.

Hükümet kararlı ama...

Hükümetin bu açık mesajına rağmen Türkiye’nin iç politikasında ‘kafaları karıştıran’ pek çok gelişme yaşanıyor: Geçen hafta Anayasa Mahkemesi tarafından DPT’nin kapatılması, yargıda devam etmekte olan “derin” davalar, ardı ardına intihar eden subaylar, ordu içindeki demokrasi dışı yapılanma iddiaları, Ergenekon sanıklarının en önemlilerinden birinin bulunduğu hastanenin içine kadar girebilen tetikçi vs...

Sadece dış politika gelişmeleri değil, aynı zamanda yukarıdaki noktalar da dikkate alındığında insanın aklına bir dizi soru geliyor. Türkiye Cumhuriyeti AB’ye açık bir mesaj verebiliyor mu? Sayın Davutoğlu ve diğer iki bakanımız (özellikle Sayın Bağış) kararlılığını ısrarla belirtiyor.

Ancak yukarıda kısaca saydığımız olaylar Türkiye’nin bir söylem-eylem tutarsızlığı içinde olduğuna işaret etmiyor mu? Yoksa Hükümet AB sürecinde “-mış” gibi mi yapıyor? Söylem-eylem tutarsızlığında sorumlu sadece Hükümet mi yoksa değişik kurum ve kuruluşlarıyla tüm Türkiye mi? Örneğin, Anayasanın halen daha değiştirilememiş olmasından kim sorumlu? PKK’nın şehirdeki alt yapısını örgütleyen KCK’nın tüm uyarılara rağmen bitirilmeden dağdan inen teröristlerin kahraman edasıyla karşılanmasına kim hangi gerekçe ile izin vermiş olabilir? KCK operasyonlarını yürüten Diyarbakır savcısının görevden alınması niçin bu kadar önemli hale geldi ve sonunda HSYK bu savcıyı operasyondan el çektirdi? Dağdan getirilen teröristlerin hukuken tutuklanmaması nasıl sağlandı?

Çevre faslı maliyetli

Çevre faslında üzerine düşeni yüklü maliyetine rağmen yerine getirmeye çalışan bir Türkiye, yargı faslında acaba ne kadar kararlı? Bu açıdan bakıldığında acaba Hükümet kararlı da Türkiye mi kararsız? Eğer öyle ise durum daha da vahim hale geliyor. Çünkü bu varsayımın doğru kabul edilmesini takiben akıllara “Türkiye’yi kimler yönetiyor?” sorusu geliyor.

İçeride dönüşüm şart

Ekonomik gücü dikkate alındığında ciddi büyüklükte bir rakam olan 58 milyar Euro’yu göze alabilen bir Türkiye, mali külfeti çok daha az olan siyasal kriterler ve yargı reformu konusunda görünen o ki oldukça zorlanıyor. Çünkü konu demokratikleşme, hukukun üstünlüğü, hesap verebilme,  ordunun ve yargının siyasetten uzaklaştırılması, siyasi partiler kanunu gibi hassas dengeler olunca reformları sadece para ile hayata geçirebilmek mümkün olmuyor. Türkiye’nin topyekûn bir dönüşüm gerçekleştirmesi gerekiyor. Zira AB sürecinin gerçekten rayına oturtulabilmesi ve müzakere sürecinde ülkenin daha müreffeh, demokratik ve güçlü hale gelebilmesi yalnız ve ancak dış politika hamlelerinin iç politikada akis bulması ve iç dönüşüm ile desteklenmesiyle mümkündür. Bu kapsamda yapılması gereken belki de ilk iş gelenekselci reflekslerden kurtulmak ve meseleyi bütün halinde değerlendirmeyi öğrenebilmektir. Örneğin eğitilmiş insanların yaşamlarını yitirmelerine sebep olan olaylar daha fazla “kol kırılır, yen içinde kalır” kabilinden gelenekselci tepkiler ile geçiştirilememelidir; aksine yaşananların makul bir izahı yapılana kadar süreç takip edilmelidir. 

Reformlara hız verilmeli

Son olarak Türkiye, meseleleri bütüncül değerlendirebilme yeteneğini artık geliştirebilmek durumundadır. Son çevre faslı ile ilgili Hükümetlerarası Konferans, Türkiye’nin AB sürecine verdiği önemi göstermesi bakımından önemlidir. Ancak sürecin daha ileriye gidebilmesi ve Türkiye’nin dönüşümüne imkân tanıyabilmesi için mutlaka iç politik reformlarla desteklenebilmesi gerekmektedir.

Son tahlilde vurgulanması gereken nokta Türkiye’nin iç tartışmalarında takındığı tutumun AB süreci ile yakın alakasını görmeden, her iki alanda da ilerlemenin mümkün olmadığıdır.

Bir an için Türkiye’de anaların ağlatılmadığı-ağlamadığını düşünün. Terörün bittiğini, Kürt-Türk çatışmasının yerine kardeşliğin, Alevi-Sünni gerilimi yerine karşılıklı saygı ve sevginin aldığını düşünün. Ordunun çetelerden ve cuntacılardan arındırıldığını, yargının bağımsızlık ve tarafsızlığının üzerinde hiçbir gölge kalmadığını, politikacıların her gün televizyon ekranlarından kavga etmediğini ve siyasi-ekonomik rant kavgası yapmadıklarını düşünün. Herkesin enerjisini ülkenin kalkınması ve gelişmesi için harcadığını düşünün.

Böyle bir Türkiye’nin AB müzakere sürecinin nasıl ilerleyeceğini tahmin etmek hiç de zor olmayacaktır. Bu durumun tersi de doğrudur: Eğer bu hayalleri gerçekleştiremezsek Türkiye’nin AB hayalini gerçekleştirmesi de mümkün olmayacaktır. 

Bu yazı ilk olarak 27.12.2009 tarihinde, Star gazetesinin Açık Görüş ekinde yayınlanmıştır.

msozcan@hotmail.com

 

Doç. Dr. Mehmet Özcan
28 Aralık 2009, Pazartesi
 

Yazdır

Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayın

 Kullanıcı Yorumları (0)

YORUM YAP

bu köşe yazısı için henüz yorum yapılmamış.

yorum yapmak için tıklayın.

 Yorum
Güvenlik Kodu:
Güvenlik Kodu:
Adınız:
Yorumunuz:
 
   Yazarın Son 10 Yazısı
Belçika’da PKK Operasyonu
Fitnenin Başı Nerede Sayın Başbuğ?
Nasıl Bir HSYK?
Türkiye’nin Acil İhtiyacı: Bağımsız, Tarafsız ve Demokratik bir HSYK
‘İnsan Merkezli’ Dış Politikaya Doğru: Başbakan’ın USAK Konuşması
Fransa’da Maksadını Aşan ‘Ulusal Kimlik’ Tartışmaları
Vizesiz Avrupa ve Geri Kabul Tuzağı
Türkiye-AB İlişkileri Çıkmaza Mı Giriyor? Son Zirve Işığında Değerlendirmeler
Minarenin Gölgesinde İsviçre’nin Ahengi?
Yeni AB Konseyi Başkanı Türkiye-AB İlişkileri Açısından Ne İfade Ediyor?
 Tüm liste için lütfen tıklayın
Haber Kategorileri
Türkiye Amerika Avrupa Orta Doğu Orta Asya Kafkasya Bodrum Holidays Balkanlar Dünya Asya-Pasifik Afrika Ekonomi Bilim Teknoloji

Copyright 2009 Usak Stratejik Gündem
Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu

Mebusevleri Mah. Ayten Sok. No:21 Tandoğan/Ankara
Tel: 0 312 212 28 86  Faks: 0 312 212 25 84

Sitemiz
Anadolu Ajansı
Abonesidir