Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu Yayınıdır.  
ANASAYFA

|

ENGLISH

|

ANASAYFA YAP

|

REKLAM

12 Mart 2010, Cuma

 
  Usak Gündem
  Bölgeler

Ücretsiz Tam Metin Uluslararası Hukuk ve Politika Dergisi

Ücretsiz Tam Metin Orta Asya ve Kafkasya Araştırmaları Dergisi

Vizesiz Avrupa ve Geri Kabul Tuzağı
  Yorum Yap (0) Yazdır Arkadaşına Gönder
Mehmet Özcan
23 Aralık 2009, Çarşamba
mozcan@usak.org.tr

Avrupa Birliği, 19 Aralık 2009 tarihinden itibaren Sırbıstan, Karadağ ve Makedonya olmak üzere üç Batı Balkan ülkesi vatandaşlarının Schengen bölgesine girişlerinde vize şartını kaldırdı. Bu ülke vatandaşları artık Schengen bölgesine vizesiz giriş yapabilecekler. 2010 yılı yaz aylarında bu uygulamanın Arnavutluk ve Bosna-Hersek’i de kapsayacak şekilde genişletilmesi beklenmektedir.

AB tarafından Batı Balkan ülkelerine yönelik olarak uygulanan bu politika, söz konusu ülke vatandaşlarının AB ülkelerine vize almadan girmesini sağlayacaktır. Ancak vizesiz giriş, bu ülke vatandaşlarının AB ülkelerinde iş arama ve yerleşme özgürlüğü anlamına gelmemektedir. Bu nedenle uygulamanın kapsamının sadece vize muafiyeti yani Schengen bölgesine vize almadan giren ülke vatandaşlarına, üç Balkan ülkesi vatandaşlarının da eklenmesi anlamına gelmektedir.

Peki AB’nin Bu Uygulamadan Beklentisi Nedir?

AB Batı Balkanların istikrarını hem iç güvenlik hem de dış güvenlik tehdidi kapsamında sorunlu bölgeler olarak nitelemektedir. Bu bölge çok değil daha 15-16 yıl önce, hafızalarımızda hala tazeliğini koruyan korkunç olaylara sahne olmuştur. Balkanlar her zaman için bir tehdit kaynağı olma potansiyeline sahip bir bölgedir. Burada meydana gelen istikrarsızlıklar doğrudan ya da dolaylı olarak AB ülkelerini etkilemektedir.  AB’nin Batı Balkanlara yönelik istikrar arayışının temelinde, bölge ülkelerini orta vadede AB üyesi yapma fikri yatmaktadır. Üyelik süreci henüz başlamamış olsa bile uzatılacak “havuçlar” sayesinde bu ülkelerin AB eksenine girmesi ve kapsamlı reformlara başlaması beklenmektedir. Hırvatistan da alınan hızlı mesafe sonucunda diğer bölge ülkelerine yönelik olarak da bir vizyon verilmeye çalışılmaktadır.

Yukarıdaki genel amacın dışında vize uygulamasının özel nedenleri de vardır. Bunların başında pasaport güvenliğinin sağlanmasına yönelik olarak biyometrik pasaport uygulamasına geçiş, sınır kontrollerinin AB ile uyumu, örgütlü suçlar ve yolsuzluk ile mücadele ve AB’nin çok önem verdiği geri kabul antlaşmaları gelmektedir. 

AB’nin, yasadışı göç hareketlerini kontrol etmeye ve mümkün olduğu kadar kendi sınırlarından uzak tutmaya çalıştığı bilinen bir gerçektir. AB üç önemli tehdit olarak sıraladığı terörizm, örgütlü suçlar ve yasadışı göç unsurlarından sonuncusu ile mücadeleyi şekillendirirken temel çıkış noktası insan hak ve özgürlükleri değil, sorunu fiziki anlamda kendi sınırlarına en uzak noktada tutma çabasıdır.  AB’nin bu çerçevede şekillenen yasadışı göçle mücadele politikası, gerçek anlamda sığınma ve iltica ihtiyacı içinde olan sayısız insanın mağdur olmasına neden olmaktadır.

Geri Kabul Anlaşmaları

AB kendi sınırları içine gelen yasadışı göçmenler ile mücadelesini şekillendirirken bu kişilerin geldiği ülkelere geri gönderilmesini, AB sınırlarından uzaklaştırılmasını istemektedir. Bunu yaparken kendi coğrafyasındaki ülkeler ve mülteci ve sığınmacı bakımından kaynak teşkil eden ülkeler ile geri kabul anlaşmaları imzalamaktadır. Bu sayede, AB sınırları içinde yakalanan bir yasadışı göçmen geldiği ülkeye geri gönderilmektedir. Batı Balkan ülkeleri bu kapsamda ciddi bir sorunla karşılaşmamaktadır. Zira bu ülkelerin gerisinde halihazırda üye olan AB ülkeleri yer almasına bağlı olarak, AB ülkelerinden kendilerine geri gönderilecek kişileri kendi ülkelerinde tutmalarına gerek kalmayacaktır. Çünkü yasadışı göç rotasına baktığımızda, bu ülkelerin gerisindeki AB ülkelerinden giriş yapan bir rotanın mevcudiyeti söz konusudur. Örneğin; Macaristan’dan Sırbistan’a gönderilen bir yasadışı göçmen, Sırbistan tarafından, gerisinde bulunan Bulgaristan’a deporte edilebilir. Görünen o ki Sırbistan, Karadağ ya da Makedonya bu anlamda ciddi bir sorun yaşamayacaktır. Biyometrik pasaport konusunda sorun zaten teknik boyutlu olduğundan, bu sorunun çözümü de zor bir konu değildir. Söz konusu üç ülke de vatandaşlarının Schengen bölgesine vizesiz girişlerini sağlayabilmek adına bu gereklilikleri yerine getirebilir.

Ancak AB’nin Batı Balkan ülkelerine yönelik söz konusu politikası bu ülkeler ile sınırlı değildir. Yukarıda belirtildiği üzere, Arnavutluk ve Bosna-Hersek vatandaşları da büyük ihtimalle 2010 yılı sonuna doğru bu ayrıcalıktan yararlanabilecekler. 10-12 Aralık tarihlerinde Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül’ün heyeti ile birlikte yaptığımız Arnavutluk ve Karadağ ziyaretimizde, bu konuda Arnavutluk yetkililerindeki kararlılığı yerinde görme şansı yakalamış olduk. Arnavutlar olası bir vizesiz Avrupa’nın kendileri için ciddi bir kazanç olduğunu ve bunun için gerekli koşulları yerine getirmek için çaba sarf ettiklerini ifade etmektedir.

Türkiye’ye Haksızlık Yapılıyor mu?

Bu üç ülkeye vizesiz Avrupa yolunun açılması, Türkiye’de ciddi bir hayal kırıklığı yarattı. Dışişleri Bakanı Sayın Ahmet Davutoğlu, çevre faslının açılması için gittiği Brüksel’de bu konuda ciddi eleştirilerde bulundu ve Türkiye’nin de kısa sürede üzerine düşeni yapıp sonucunda AB’nin tavrını bekleyeceğini ifade etti. Sayın Davutoğlu, bu hakkın Türk vatandaşlarına aynı koşullarda tanınmaması halinde, AB’nin çifte standart uyguladığı anlamına geleceğini de net olarak belirtti.

Sayın Davutoğlu bu konuda sonuna kadar haklı. Gerçekten Türkiye’ye karşı haksız bir uygulama, birçok alanda olduğu gibi, bu konuda da sürdürülmektedir.  AB’nin 10 yıllık adaylık süreci de dahil 50 yıldır ilişki içinde olduğu ve 4 yıldır üyelik müzakeresi yürüttüğü Türkiye yerine, henüz adaylık müracaatı bile yapmayan bu ülkelere gösterdiği kolaylık kabul edilemez.

Ancak şunu unutmamak gerekir. Bu ülkelere sunulan sadece vizesiz dolaşımdır. Yapılan anlaşmalar, yerleşme ve iş arama özgürlüğünün ötesinde bir alanı kapsamamaktadır. Oysa Türkiye-AB ilişkilerinin en temel hukuki metni olan Ankara Antlaşmasına göre, Türk vatandaşlarının sadece vizesiz giriş değil, bunun ötesinde hakları bulunmaktadır. Ayrıca bu hakların bir kısmı ATAD tarafından verilen kararlarda da tescil edilmiş durumdadır. Türkiye sadece vizesiz bir Avrupa ile yetinemez. Hukuki kazanımlarımız bunun çok daha ötesinde olmalıdır.

O halde sadece vizesiz bir Avrupa için geri kabul anlaşmaları imzalanmalı mı?

Geri Kabul Anlaşmaları bir Tuzak mı?

Geri kabulün maliyetinin tam olarak analizi yapılmadan bu konuda net bir fikir söylemek mümkün değil.  Ancak AB uygulamaları kapsamında şu ana kadar elde ettiğimiz tecrübeler ışığında, Türkiye’nin geri kabul anlaşmaları ile yükleneceği ekonomik, siyasal ve sosyal maliyet, AB üyeliğine giden yol açık olmadığı sürece katlanılması gereken bir maliyet kesinlikle değildir. Hem maliyetin inanılmaz büyüklüğü hem de karşılığında elde edilecek olan çıkarın küçüklüğü mukayese edildiğinde, stratejik olarak bugünün koşulları altında bu tür anlaşmaları imzalamak, AB üyelik süreci içinde elimizdeki en önemli kozlardan birini heba etmek olacaktır. Satrançtaki benzetme ile bir piyon için iki kale feda etmek gibi bir şey olacaktır.

Türkiye geri kabul anlaşmalarını yasadışı göç konusunda kaynak ülkeler ve bizden önceki halkadaki transit ülkeler ile geri kabul antlaşması imzalamadan kabul etmesi, sonda atılacak adımın ilk aşamada atılması anlamına gelir. Ayrıca AB’nin geri kabul anlaşması imzaladığı ülkeleri, Türkiye ile paralel anlaşma imzalaması için bile teşvik etmediği, zorlamadığı bir ortamda böyle bir adımın atılmasını anlamak mümkün değildir.

AB’nin Batı Balkan ülkeleri ile imzaladığı anlaşmalar karşılığında sunduğu vizesiz Avrupa, Türkiye’yi çevreleme politikasına da hizmet etmektedir. AB bir taş ile iki kuş vurmaktadır. Bir yandan Batı Balkan ülkelerinden kaynaklanan istikrarsızlıkları ortadan kaldırmakta, diğer taraftan ise AB’nin yasadışı göç yükünü mümkün olduğu kadar sınır ülkelerine ve dış sınırlarındaki ülkelere kaydırmaktadır. Türkiye’yi Batı Balkanlar üzerinden baskı altında tutmaya, bu ülkelere tanınan imtiyazlar ile Türkiye’yi bu konuda zorlamaya çalışmaktadır.

Türkiye geri kabul anlaşmaları konusunda aceleci davranmamalıdır. Geri kabul sadece AB’nin yükünü almak ve onun en büyük sorunu kapsamında çözüme büyük ortak olmaktır. Ama neyin karşılığında? Temel mesele budur. Neyin karşılığında Türkiye geri kabul anlaşmalarını imzalamalıdır?

Bu hususta ciddi bir araştırma yapılmalı ve ona göre neyin ne zaman yapılacağına karar verilmelidir. Acele alınan kararlar ile geri dönülmez noktalara gelme riski mevcuttur.

Mültecilere yönelik coğrafi çekincenin kaldırılması, uluslararası insancıl hukuk açısından düşünülmesi gereken bir husustur. Ama geri kabul anlaşmaları, temel hak ve özgürlüklerin korunması ve insancıl hukuk adına katlanılması gereken bir husus değildir. Sadece AB’nin yükünü hafifletmek için ve karşılığında, en iyimser tahminle, vizesiz bir Avrupa için bu yükün altına girmek, AB sürecinde stratejik bir adım olmayacaktır. Umarım Türkiye bu konuda aceleci davranmaz.


23 Aralık 2009

 

Doç. Dr. Mehmet Özcan

USAK AB Araştırmaları Merkezi Başkanı

   

23 Aralık 2009, Çarşamba
 

Yazdır

Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayın

 Kullanıcı Yorumları (0)

YORUM YAP

bu köşe yazısı için henüz yorum yapılmamış.

yorum yapmak için tıklayın.

 Yorum
Güvenlik Kodu:
Güvenlik Kodu:
Adınız:
Yorumunuz:
 
   Yazarın Son 10 Yazısı
Belçika’da PKK Operasyonu
Fitnenin Başı Nerede Sayın Başbuğ?
Nasıl Bir HSYK?
Türkiye’nin Acil İhtiyacı: Bağımsız, Tarafsız ve Demokratik bir HSYK
‘İnsan Merkezli’ Dış Politikaya Doğru: Başbakan’ın USAK Konuşması
Fransa’da Maksadını Aşan ‘Ulusal Kimlik’ Tartışmaları
Türkiye'nin AB Süreci: Çevre Faslının Açılması Üzerine
Türkiye-AB İlişkileri Çıkmaza Mı Giriyor? Son Zirve Işığında Değerlendirmeler
Minarenin Gölgesinde İsviçre’nin Ahengi?
Yeni AB Konseyi Başkanı Türkiye-AB İlişkileri Açısından Ne İfade Ediyor?
 Tüm liste için lütfen tıklayın
Haber Kategorileri
Türkiye Amerika Avrupa Orta Doğu Orta Asya Kafkasya Bodrum Holidays Balkanlar Dünya Asya-Pasifik Afrika Ekonomi Bilim Teknoloji

Copyright 2009 Usak Stratejik Gündem
Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu

Mebusevleri Mah. Ayten Sok. No:21 Tandoğan/Ankara
Tel: 0 312 212 28 86  Faks: 0 312 212 25 84

Sitemiz
Anadolu Ajansı
Abonesidir