Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu Yayınıdır.  
ANASAYFA

|

ENGLISH

|

ANASAYFA YAP

|

REKLAM

3 Eylül 2010, Cuma

 
  Usak Gündem
  Bölgeler

Ücretsiz Tam Metin Uluslararası Hukuk ve Politika Dergisi

Ücretsiz Tam Metin Orta Asya ve Kafkasya Araştırmaları Dergisi

Türkiye-Çin İlişkilerinde Bundan Sonrası
  Yorum Yap (0) Yazdır Arkadaşına Gönder
Selçuk Çolakoğlu
19 Aralık 2009, Cumartesi
scolakoglu@gmail.com

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün 23–29 Haziran 2009 tarihleri arasında gerçekleştirdiği Çin ziyareti, pek çok noktada önemli konuların ele alındığı ve ikili ilişkilere bir ivme kazandırabilecek bir nitelik taşımaktaydı. Ancak bu ziyaretten tam bir hafta sonra 5 Temmuz 2009’da Urumçi olaylarının patlak vermesi, ikili ilişkilerde hiç beklenmedik bir sarsıntı yaratmıştır. Son altı aydır da hem Pekin hem de Ankara önce ikili ilişkilerde hasar tespiti yapmaya çalışmış ve sonra mevcut krizi derinleştirmeden aşmanın yollarını araştırmaya başlamıştır. Bu arada da Türkiye ve Çin arasında ikili temaslar aksatılmadan devam ettirilmiştir. Bu süreçte karşılıklı heyetler gelip gitmektedir. En son 14–15 Aralık 2009 tarihleri arasında Çin Uluslararası Araştırmalar Enstitüsü’nden Büyükelçi Ma Zhengang başkanlığındaki bir heyet Türkiye’de temaslarda bulunmuş ve bu çerçevede USAK’ı da ziyaret etmiştir. Çin, Türkiye’nin hem mevcut politikalarını anlama hem de yapılabilecek işbirliği alanlarını tespit etme açısından titiz bir çalışma içinde olduğu görülmektedir. Bu noktada ikili ilişkilerin son yirmi yılda geldiği noktayı dikkatlice tahlil etmek ve buradan hareketle Türkiye için bir Çin stratejisi oluşturmak yerinde olacaktır.

Türkiye-Çin ilişkilerinin 1990’ların ortalarından itibaren giderek geliştiği ve derinlik kazandığı görülmektedir. Ankara’nın özellikle 1997’den itibaren Pekin’le ilişkileri geliştirme stratejisi benimsemesiyle birlikte siyasi, ekonomik ve askeri ilişkilerde bir sıçrama yaşanmıştır. 1997–2009 arası dönem genel olarak değerlendirildiğinde her iki tarafın da ikili ilişkilerin geliştirilmesi hususunda oldukça istekli olduğu anlaşılmaktadır. Ancak Türkiye ve Çin arasındaki ilişkilerin daha da derinleşmesi noktasında biri ekonomik diğeri de siyasi olmak üzere iki büyük sorun göze çarpmaktadır.

Ekonomik açıdan en büyük sorun, Türkiye’nin Çin’le yaptığı ticaretten büyük açık vermesidir. 2008 yılı itibariyle Çin’le yaptığı ticaretten Türkiye yaklaşık 15 milyar dolarlık açık vermiştir. Çin’in 2001’de Dünya Ticaret Örgütü’ne girmesiyle birlikte ikili ticaretten Türkiye aleyhine oluşan dengesizlik yıllar geçtikçe katlanarak büyümüştür. 1997’de Ankara’nın Pekin’le ilişkilerini düzeltmek istemesinin en önemli sebeplerinden biri hızla büyüyen Çin pazarından pay almaktı. Türkiye, Çin’den istediği payı alamadığı gibi ticaret kotalarının kaldırılmasıyla birlikte bazı sektörlerde ciddi sıkıntılar yaşamış ve bu süreçte çok büyük maddi kayıplara uğramıştır. Bu açıdan ikili ekonomik ilişkilerin bir dengeye oturtulması hayati bir önem kazanmıştır. Cumhurbaşkanı Gül’ün Haziran 2009’da gerçekleştirdiği Çin ziyaretinin en önemli gündem maddesi bu ekonomik dengesizlik olmuştur. Ankara bu noktada Çinli şirketlerin Türkiye’de doğrudan yatırımlar yapmasını, ticaret fazlası sermayenin Türk finans sektöründe değerlendirilmesini ve Çinli turistlerin Türkiye’ye yönlendirilmesini beklemektedir. Pekin de bu doğrultuda Ankara’ya güvenceler vermekle birlikte henüz somut adımlar atmamıştır. Bu telafi edici politikaların uygulamaya geçmesi ikili ilişkilerin geleceği açısından büyük önem taşımaktadır.

İkili ilişkilerdeki en önemli siyasi sorun ise Doğu Türkistan’dır. Ankara’nın 1997’de benimsediği Doğu Türkistan politikası, 5 Temmuz 2009 Urumçi olaylarıyla tam anlamıyla iflas etmiştir. Ankara, Pekin’in Uygur Türklerine yeterli siyasi, ekonomik ve kültürel haklar vermesini temenni ederek bir Çin politikası oluşturmaktaydı. Ancak geçen zaman gösterdi ki, Çin’in Doğu Türkistan’da uyguladığı azınlık politikası uluslararası insan hakları standartlarının çok altında kalmaktadır. Ayrıca Çin, Türkiye’nin veya herhangi bir uluslararası oluşumun bu tür azınlık bölgelerinde gözlemci statüsünde faaliyette bulunmasına dahi izin vermemektedir. Bu noktada Ankara’nın Pekin’i ikna edebilme araçları da son derece zayıf kalmaktadır.

Son olarak, Türkiye ve Çin arasında varolan ekonomik dengesizliğin zaman içerisinde telafi edilmesi ve kabul edilebilir bir seviyeye çekilmesi mümkün olabilir. İki ülke bölgesel ve küresel konularda daha yakın işbirliğine de gidebilirler. Bu çerçevede savunma ve uzay teknolojisi alanında ortak projelere girişmek de söz konusu olabilir. Diğer taraftan Doğu Türkistan sorununun ise mevcut haliyle devam edeceği görülmektedir. Bu açıdan Türkiye-Çin arasındaki ilişkilerde Doğu Türkistan yüzünden çıkabilecek siyasi krizlere hazır olunmalı ve Türkiye’nin Çin stratejisi bu tür riskler düşünülerek oluşturulmalıdır.


Selçuk Çolakoğlu

 

19 Aralık 2009, Cumartesi
 

Yazdır

Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayın

 Kullanıcı Yorumları (0)

YORUM YAP

bu köşe yazısı için henüz yorum yapılmamış.

yorum yapmak için tıklayın.

 Yorum
Güvenlik Kodu:
Güvenlik Kodu:
Adınız:
Yorumunuz:
 
   Yazarın Son 10 Yazısı
Jimmy Carter'ın Kuzey Kore Ziyaretinin Anlamı
Sri Lanka’nın Demokrasiyle İmtihanı
Pakistan’ın Sind Eyaletindeki Etnik Çatışmalar
Türkiye’nin ASEAN Açılımı
Polonya Cumhurbaşkanlığı Seçimlerinin Ardından
Endonezya Cumhurbaşkanı Yudhoyono’nun Türkiye Ziyareti
Cumhurbaşkanı Gül’ün Güney Kore Gezisinden İzlenimler
Türkiye’nin CICA Dönem Başkanlığında Öncelikleri Neler Olmalıdır?
Koreler Yeniden Savaşabilir mi?
Tayland’da Merkez-Çevre Çatışması
 Tüm liste için lütfen tıklayın
Haber Kategorileri
Türkiye Amerika Avrupa Orta Doğu Orta Asya Kafkasya Bodrum Holidays Balkanlar Dünya Asya-Pasifik Afrika Ekonomi Bilim Teknoloji

Copyright 2009 Usak Stratejik Gündem
Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu

Mebusevleri Mah. Ayten Sok. No:21 Tandoğan/Ankara
Tel: 0 312 212 28 86  Faks: 0 312 212 25 84

Sitemiz
Anadolu Ajansı
Abonesidir