Mehmet Hasgüler 23 Kasım 2009, Pazartesi mehmethasguler@hotmail.com
1970’li yılların Karakol anılarımıza ve nostaljik yolculuğumuza bugün de devam ediyoruz.
Türk Filmi, Basedembo, Kedicikli Sigara
1970-1971’de Makarios’un bizlere ‘lütfettiği’, hafta sonları devlet televizyonunda Türk filminin olduğu saatlerde hepimiz Fadıl dayının evinde adeta mini bir sinema yaratıyorduk. Basedembolar hazırlanır ve Türk filmi izlemek için televizyonun başına geçilirdi. Televizyon izlemeye bir ücret yoktu, ama basedembolar da bugünkü çaysız Lig Tv izlenmesindeki gibi mütemmim cüzüydü. Hemen herkesin emekçi denilebilecek bir sosyal sınıfa ait olduğu ve emek gücüyle geçindiği Karakolda Rahmetli Fadıl dayı varlıklıların arasındaydı. Yine de ailesi ile alçak gönüllü bir hayatı seçmişlerdi. Küçük bir dükkanı vardı ve hepimizin yemişçisiydi. Leblebi ve Karasakız için uğrağımızdı. Rahmetli Mehmet Salih dedemin -adını henüz 4-5 yaşındayken söyleyemediğim için kedicikli sigara dediğim- Craven-A sigarasını almak için ise “zengin” Kazımın emektar, küçük dükkanı veya Hasanagi’nin büyükçe bakkal dükkanı imdada yetişirdi. Zengin Kazım beyaz takım giymeyi çok severdi. Özellikle de Cumaları! Ben o zaman kendisini biraz takıp takıştırmaya düşkün zannederken, aslında ne kadar mütevazı olduğunu sonradan öğrenecektim.
Karakol Sokaklarındaki Leblebi, Gannavuri ve Karasakız Nöbetleri
O günlerde marketler falan daha hayatımıza girmemişti. Karasakız ile leblebi tam bir tutkuydu. İki ölçek leblebi ve iki Karasakız. Önce leblebiler tüketilir, ardından sıra Karasakıza gelirdi. Savaş sonrası bu ikiliyi çok aradım. Geriye sadece leblebi kalmıştı. Leblebi de Karasakız olmadan leblebi olmuyordu! Bir de kuruyemiş olan gannavuriler de favorimizdi. Leblebi, Gannavuri ve Karasakız… Çocukluğumun tatları!
Sanat, Açık Üniversite ve Grup Çağrışımlar
Karakol herkesin birbirine yardım ettiği ve dayanışma gösterdiği bir yerdi. Buranın çocukları genelde yetenekliydi. Müzik grubu kurmuş abilerimiz vardı. Hemen evimizin arkasında oturan ve çalışmalarını orada yapan Kemal Kasım vardı mesela. “Çağrışımlar” adını verdikleri müzik grubunun içinde Kemal Kasım, rahmetli Ahmet Ali ve Erdoğan Elmas Karakollulardı. Birbirinden yetenekli ve örnek insanlardı bu Karakol çocukları. Karakol’un elbette ben de bıraktığı hatıraların başında oyunlar gelir ve oyun vesilesiyle kazanılanlar. Makarenko’nun ‘yaparak öğrenme’ diye ifade ettiği şey Karakol sokaklarında doğal olarak vardı. Büyükler mutlaka küçüklere iyi ve güzel bildiklerini anlatıyordu ve sokaklar tam bir açık üniversite gibiydi.
Abilerimiz ve Sportif(!) Amaçlı Kavgalar
Bizden en az beş altı yaş büyük abilerimiz vardı. Bunların hangisinin Karakol’dan, hangisinin Çukurlar’dan olduğunun bir önemi yoktu. O yıllarda kavgalar, döğüşler çok önemliydi. Sadece çocuklar arasında değil, ağabeylerimiz arasında da önemliydi. Amcam Gürsel Salih’in arkadaşlarından Haldun, Gürsel Atilla, Trimbono ve kardeşi rahmetli Salih, Aydan ve Suphi... Bu isimler mahalleden olanların anlayacağı ilginç kodlara sahipti. Benimkiler de aslında amcamın arkadaşlarının bir uzantısı gibiydi. Örneğin mahallelerarası kavgamızın şefi Suphi, amcamın arkadaşı ve akranıydı. Bizlerden beş yaş büyüktü. Genelde Suphi abimiz mahallenin yaşıtlarını dövüştürürdü. Ancak bunlar vakit geçirme ve “sportif amaçlı”ydı. Bu kavgalarda yeğenim Arap Ergin, Canbulat Nasıf, Mustafa İsmail en güçlülerdi ve rakiplerini mutlaka alt ederlerdi. Bana da hep Emirali düşerdi. Şimdilerde Emirali İstanbul’da iyi bir plastik cerrah olmuştur. Benim de bir operasyonumu bizzat yapmıştı kendisi.
Tavuri hem sınıfımdaydı hem de sıra arkadaşımdı
Diğer arkadaşlarımdan birisi de sonradan Kıbrıs’ta herkesin iyi tanıdığı ve bildiği Mustafa, namı değer Tavuri’ydi. Tavuri tam bir şeytan! Lakabı boşuna konmadı. Sınıfın silgilerini toplar sonra bir yerlere atardı. O günlerde aslında çalmak amacında değildi, sadece muziplik peşinde kişiliğini kanıtlamaya çalışıyordu. Zaten kendisi şaka yapmayı çok seven, zeki ve oldukça da muzip biriydi.
Arkeolog Mogabgap
Karakol günlerinde yani çocukluk zamanlarında gizemli yerlerden biri de Mogabgap’ın (Theophilos) eviydi. Mogabgap, Hristiyan-Arap, mesleği arkeolog, bir eski eser görevlisiydi. Onu hep bir tılsımla anar ve oradaki hayatı çok merak ederdik. Bugün Karakol’un Çukurları serbest bölge diye ayrılmış ve duvarlarla örülmüştür. Bu aslında Karakol’u kimliğinden koparan gelişmelerden birisiydi. Elbette Mogabgap’ın evini de bu duvarlarla Karakol’dan kopardılar. Mogabgap’ın efsanelerimizdeki yeri hep ön sıralardaydı. Bildik bütün komplo teorilerini arkadaşlar arasında kurgular ve durumuyla ilgili aramızda sürekli bir tartışma yapardık. Bir türlü doğru dürüst bir izahat da veremezdik. Bunun sebebi de bizden uzakta, yüksekte ve biraz da bizlere benzememelerinden kaynaklanırdı bu merak ve endişe. Napacan çocukluk işte. Etnik meselenin aramızda hortladığı günlerde farklılığa karşı şüphecilik bizi de kuşatmıştı.
Sakarya ve Hendek Panayırları
Aynı dönemde panayırlarımızın en popüleri Karakol’a yakın Sakarya ve Hendek’te yapılanlardı. Ama benim favorim Sakarya değil, Hendektekiydi. Hendek panayırı bilindiği gibi Mağusa Surlarının gölgesinde yapılmaktaydı. Surlar Hendeğe ayrı bir gizem ve atmosfer sağlamaktaydı. Hendek Panayırına gitmenin tadını bir türlü unutamıyorum. Mağusa’nın surlar içinde bu yıl ilk defa denenmiş bir panayır var. Ama Hendek kimliğiyle panayırın kazandığı şöhreti bilenlerin onu beğenmesi mümkün değildir. Hendek panayırının canlandırılması aslında Mağusa’ya kimlik verecek önemli bir tarihi alandır. Orada kurulacak bir panayırın en büyük etkisi gerçek bir nostaljiyi canladıracağından eminim. Bir gün Mağusalılara Hendek panayırları kazandıracak yerel yöneticiler umarım yazılanlara kulak verirler. Yerel yönetimler aslında günümüzde çok önemli misyonlara sahipler. Bu tür nostaljiler hayat bulduğu oranda kentin dinamiklerine yeni soluk alma alanları yaratılabilir.