Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu Yayınıdır.  
ANASAYFA

|

ENGLISH

|

ANASAYFA YAP

|

REKLAM

3 Eylül 2010, Cuma

 
  Usak Gündem
  Bölgeler

Ücretsiz Tam Metin Uluslararası Hukuk ve Politika Dergisi

Ücretsiz Tam Metin Orta Asya ve Kafkasya Araştırmaları Dergisi

Grup Çağrışımlar, Tavuri, Mogabgap ve Karakol
  Yorum Yap (0) Yazdır Arkadaşına Gönder
Mehmet Hasgüler
23 Kasım 2009, Pazartesi
mehmethasguler@hotmail.com

1970’li yılların Karakol anılarımıza ve nostaljik yolculuğumuza bugün de devam ediyoruz.

Türk Filmi, Basedembo, Kedicikli Sigara

1970-1971’de Makarios’un bizlere ‘lütfettiği’, hafta sonları devlet televizyonunda Türk filminin olduğu saatlerde hepimiz Fadıl dayının evinde adeta mini bir sinema yaratıyorduk. Basedembolar hazırlanır ve Türk filmi izlemek için televizyonun başına geçilirdi. Televizyon izlemeye bir ücret yoktu, ama basedembolar da bugünkü çaysız Lig Tv izlenmesindeki gibi mütemmim cüzüydü. Hemen herkesin emekçi denilebilecek bir sosyal sınıfa ait olduğu ve emek gücüyle geçindiği Karakolda Rahmetli Fadıl dayı varlıklıların arasındaydı. Yine de ailesi ile alçak gönüllü bir hayatı seçmişlerdi. Küçük bir dükkanı vardı ve hepimizin yemişçisiydi. Leblebi ve Karasakız için uğrağımızdı. Rahmetli Mehmet Salih dedemin -adını henüz 4-5 yaşındayken söyleyemediğim için kedicikli sigara dediğim- Craven-A sigarasını almak için ise “zengin” Kazımın emektar, küçük dükkanı veya Hasanagi’nin büyükçe bakkal dükkanı imdada yetişirdi. Zengin Kazım beyaz takım giymeyi çok severdi. Özellikle de Cumaları! Ben o zaman kendisini biraz takıp takıştırmaya düşkün zannederken, aslında ne kadar mütevazı olduğunu sonradan öğrenecektim.

Karakol Sokaklarındaki Leblebi, Gannavuri ve Karasakız Nöbetleri

O günlerde marketler falan daha hayatımıza girmemişti. Karasakız ile leblebi tam bir tutkuydu. İki ölçek leblebi ve iki Karasakız. Önce leblebiler tüketilir, ardından sıra Karasakıza gelirdi. Savaş sonrası bu ikiliyi çok aradım. Geriye sadece leblebi kalmıştı. Leblebi de Karasakız olmadan leblebi olmuyordu! Bir de kuruyemiş olan gannavuriler de favorimizdi. Leblebi, Gannavuri ve Karasakız… Çocukluğumun tatları!

Sanat, Açık Üniversite ve Grup Çağrışımlar

Karakol herkesin birbirine yardım ettiği ve dayanışma gösterdiği bir yerdi. Buranın çocukları genelde yetenekliydi. Müzik grubu kurmuş abilerimiz vardı. Hemen evimizin arkasında oturan ve çalışmalarını orada yapan Kemal Kasım vardı mesela. “Çağrışımlar” adını verdikleri müzik grubunun içinde Kemal Kasım, rahmetli Ahmet Ali ve Erdoğan Elmas Karakollulardı. Birbirinden yetenekli ve örnek insanlardı bu Karakol çocukları. Karakol’un elbette ben de bıraktığı hatıraların başında oyunlar gelir ve oyun vesilesiyle kazanılanlar. Makarenko’nun ‘yaparak öğrenme’ diye ifade ettiği şey Karakol sokaklarında doğal olarak vardı. Büyükler mutlaka küçüklere iyi ve güzel bildiklerini anlatıyordu ve sokaklar tam bir açık üniversite gibiydi.

Abilerimiz ve Sportif(!) Amaçlı Kavgalar

Bizden en az beş altı yaş büyük abilerimiz vardı. Bunların hangisinin Karakol’dan, hangisinin Çukurlar’dan olduğunun bir önemi yoktu. O yıllarda kavgalar, döğüşler çok önemliydi. Sadece çocuklar arasında değil, ağabeylerimiz arasında da önemliydi. Amcam Gürsel Salih’in arkadaşlarından Haldun, Gürsel Atilla, Trimbono ve kardeşi rahmetli Salih, Aydan ve Suphi... Bu isimler mahalleden olanların anlayacağı ilginç kodlara sahipti. Benimkiler de aslında amcamın arkadaşlarının bir uzantısı gibiydi. Örneğin mahallelerarası kavgamızın şefi Suphi, amcamın arkadaşı ve akranıydı. Bizlerden beş yaş büyüktü. Genelde Suphi abimiz mahallenin yaşıtlarını dövüştürürdü. Ancak bunlar vakit geçirme ve “sportif amaçlı”ydı. Bu kavgalarda yeğenim Arap Ergin, Canbulat Nasıf, Mustafa İsmail en güçlülerdi ve rakiplerini mutlaka alt ederlerdi. Bana da hep Emirali düşerdi. Şimdilerde Emirali İstanbul’da iyi bir plastik cerrah olmuştur. Benim de bir operasyonumu bizzat yapmıştı kendisi.

Tavuri hem sınıfımdaydı hem de sıra arkadaşımdı

Diğer arkadaşlarımdan birisi de sonradan Kıbrıs’ta herkesin iyi tanıdığı ve bildiği Mustafa, namı değer Tavuri’ydi. Tavuri tam bir şeytan! Lakabı boşuna konmadı. Sınıfın silgilerini toplar sonra bir yerlere atardı. O günlerde aslında çalmak amacında değildi, sadece muziplik peşinde kişiliğini kanıtlamaya çalışıyordu. Zaten kendisi şaka yapmayı çok seven, zeki ve oldukça da muzip biriydi.

Arkeolog Mogabgap

Karakol günlerinde yani çocukluk zamanlarında gizemli yerlerden biri de Mogabgap’ın (Theophilos) eviydi. Mogabgap, Hristiyan-Arap, mesleği arkeolog, bir eski eser görevlisiydi. Onu hep bir tılsımla anar ve oradaki hayatı çok merak ederdik. Bugün Karakol’un Çukurları serbest bölge diye ayrılmış ve duvarlarla örülmüştür. Bu aslında Karakol’u kimliğinden koparan gelişmelerden birisiydi. Elbette Mogabgap’ın evini de bu duvarlarla Karakol’dan kopardılar. Mogabgap’ın efsanelerimizdeki yeri hep ön sıralardaydı. Bildik bütün komplo teorilerini arkadaşlar arasında kurgular ve durumuyla ilgili aramızda sürekli bir tartışma yapardık. Bir türlü doğru dürüst bir izahat da veremezdik. Bunun sebebi de bizden uzakta, yüksekte ve biraz da bizlere benzememelerinden kaynaklanırdı bu merak ve endişe. Napacan çocukluk işte. Etnik meselenin aramızda hortladığı günlerde farklılığa karşı şüphecilik bizi de kuşatmıştı. 

Sakarya ve Hendek Panayırları

Aynı dönemde panayırlarımızın en popüleri Karakol’a yakın Sakarya ve Hendek’te yapılanlardı. Ama benim favorim Sakarya değil, Hendektekiydi. Hendek panayırı bilindiği gibi Mağusa Surlarının gölgesinde yapılmaktaydı. Surlar Hendeğe ayrı bir gizem ve atmosfer sağlamaktaydı. Hendek Panayırına gitmenin tadını bir türlü unutamıyorum. Mağusa’nın surlar içinde bu yıl ilk defa denenmiş bir panayır var. Ama Hendek kimliğiyle panayırın kazandığı şöhreti bilenlerin onu beğenmesi mümkün değildir. Hendek panayırının canlandırılması aslında Mağusa’ya kimlik verecek önemli bir tarihi alandır. Orada kurulacak bir panayırın en büyük etkisi gerçek bir nostaljiyi canladıracağından eminim. Bir gün Mağusalılara Hendek panayırları kazandıracak yerel yöneticiler umarım yazılanlara kulak verirler. Yerel yönetimler aslında günümüzde çok önemli misyonlara sahipler. Bu tür nostaljiler hayat bulduğu oranda kentin dinamiklerine yeni soluk alma alanları yaratılabilir.  

 

Doç. Dr. Mehmet Hasgüler
23 Kasım 2009, Pazartesi
 

Yazdır

Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayın

 Kullanıcı Yorumları (0)

YORUM YAP

bu köşe yazısı için henüz yorum yapılmamış.

yorum yapmak için tıklayın.

 Yorum
Güvenlik Kodu:
Güvenlik Kodu:
Adınız:
Yorumunuz:
 
   Yazarın Son 10 Yazısı
Kuyunun Dibinde Kurbağalar
Umarsız Hayatlar: Kıbrıs Türklerinin Yok Olan İnsan Sermayesi
Dürüstlük En Büyük Erdemdir
Gukkulliya ve Hacıgago: Memleketimden “Sıradan” Hikâyeler
Sayıştay Raporları Talat Mirasıdır
Cumhurbaşkanlığında Türkiyeli Gazeteciler
Gerçekten Neler Oluyor?
Memleketimden İnsan Manzaraları
Ödül İşleri Zıvanadan Çıkarken
Kılıçdaroğlu Neden Maraş’ı Açamaz?
 Tüm liste için lütfen tıklayın
Haber Kategorileri
Türkiye Amerika Avrupa Orta Doğu Orta Asya Kafkasya Bodrum Holidays Balkanlar Dünya Asya-Pasifik Afrika Ekonomi Bilim Teknoloji

Copyright 2009 Usak Stratejik Gündem
Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu

Mebusevleri Mah. Ayten Sok. No:21 Tandoğan/Ankara
Tel: 0 312 212 28 86  Faks: 0 312 212 25 84

Sitemiz
Anadolu Ajansı
Abonesidir