Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu Yayınıdır.  
ANASAYFA

|

ENGLISH

|

ANASAYFA YAP

|

REKLAM

3 Eylül 2010, Cuma

 
  Usak Gündem
  Bölgeler

Ücretsiz Tam Metin Uluslararası Hukuk ve Politika Dergisi

Ücretsiz Tam Metin Orta Asya ve Kafkasya Araştırmaları Dergisi

Ağlayan Ada(m): Talat’ın Misyonu?! (1)
  Yorum Yap (0) Yazdır Arkadaşına Gönder
Mehmet Hasgüler
16 Kasım 2009, Pazartesi
mehmethasguler@hotmail.com

Gazeteci Erdal Güven, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile yaptığı mülakatlardan Adam: Talat’ın Kıbrıs’ı adlı kitabı İstanbul’da yayınladı. Bu eseri seçkin yayınevlerinden Doğan Kitap neşretmiş. Mülakatlardan hazırlanan kitap aslında bir cümle ile öne çıktı. Doğrusu eğer bu bir pazarlama stratejisi ise kitap okunmadan meşhur oldu denebilir. Hasılı PR (Halkla İlişkiler) çalışması olarak başarılıydı. Kitabın içeriği değil, bu cümle öne geçti. Oysa kitabın bütünsel olarak değerlendirilmesi hem Talat’a hem de Güven’e haksızlık yapılmaması açısından daha kıymetlidir.

Kitabın Oluşumu: Oriana Güven

Önce kitabın oluşumundan söz edelim. Kitap, yirmi bir bölümden ve sonunda Talat’ın albümünden diye fotoğrafların yer aldığı bir kısımdan oluşmaktadır. Ayrıca sonunda bir de biyografik kronoloji de bulunmaktadır. Ünlü İtalyan gazeteci Oriana Fallaci’nin liderlerle yaptığı söyleşilere ve sonradan kitaba dönüştürdüğü çalışmasını andırdığını söylemek ve Güven’in başarısını teslim etmek gerekir. Zaten Erdal Güven, Türk basınında Kıbrıs’la ilgili farklı haberleri ve yorumlarıyla kendini göstermiş başarılı bir gazetecidir. Burada kitabın bir dış politika gazetecisi açısından kayda değer ve kayıtlara geçecek bir çalışma ortaya çıkardığını da eklemek gerekir. Ayrıca bu çalışma, bir dönemin yükselen değerlerinin düşüşü öncesi durumunun fotoğrafını çeken bir belge niteliği de vardır.

Akdeniz Aceleciliği mi, Erken Havlu atmak mı?

Talat’ın söyleşi kitabıyla ilgili dikkat çeken en önemli yan, emekli olan veya aktif siyasetten çekilen politikacıların yaptığının tersine bir yol izlemesidir. Bunu Akdeniz aceleciliğine veya erken havlu atmaya yormak da mümkündür. Daha emekli olmadan anılarını yayınlatırken Talat belki de vurgulamak istediği şeyleri ancak bu yolla yapabileceği kanısındaydı. O zaman kitap elbette yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bir propaganda malzemesi olarak hemen, şimdi raflara gönderilmiştir.

Şeherliliğin Bencilliği: Köylülük ve Halkçılık

Talat’ın söyleşisinde ilk defa öğrendiğimiz şey şeherli yaşamı bencilce bulmasıydı. Bu görüş de hemen ilk bölümde öne çıkarılmaktadır. Zaten Erdal Güven de bunu kitabının önsözünde ‘bir insan öyküsü olarak okursanız, bir köy çocuğunun dünya liderlerinin saygı duyduğu bir cumhurbaşkanına dönüşümünün satır başlarını bulacağımızı’ söyleyerek Talat’ın bu yanına vurgu yapmak istemektedir. Hatta kitabın ilk cümlesi de bununla başlıyor. Elbette Erdal Güven’in bildiği ve yakından tanıdığı ilk cumhurbaşkanı Denktaş olmasından ötürü Talat’ı onunla kıyaslamakta ve kolayca bu yargıya varmaktadır. Hatta sadece Denktaş’la değil Türkiye’dekilerle de kıyaslamakta ve aslında büyük bir hata yapmaktadır. Halbuki Dr Fazıl Küçük’le Talat karşılaştırılmış olsaydı bu yargının yerine başka bir tanım bulmak gerekebilirdi. Bilindiği ve anıldığı gibi köylülük ile halkçılık aynı şeyler değildir. Halk adamı sözleri zaman zaman Türk basınında Denktaş’la ilgili de çok söylendi. Hatta bandabuliya’ya Denktaş’ın bisikletiyle gitmesi, halkın içinde fotoğraf çekmesini de düşündüğümüzde bu tür benzetmeleri Talat’tan çok belki eski cumhurbaşkanı hak etmekteydi. Öyleki bir Dr. Küçük’ün halk adamlığıyla konuya yaklaştığımızda Talat’ın yukarı perdeden bakan tavrının neresi köylü diye sormadan da edemez insanoğlu. Dolayısıyla bu tür benzetmelere en uzak kişidir Cumhurbaşkanı Talat.

Elmalar Armutlar: Türkiye-Kıbrıs Mukayesesi

Bu noktada Türk basınında hep yapılan hata buradaki durumu Türkiye’yle kıyaslamak ve ordan yargı vermektir. Bu, sanırım zaman zaman çok yanıltıcı olabilmektedir. Bilinen klişedir: Kıbrıslılar lüks arabalara biner, vs. Kıbrıs’ın kendine özgü koşulları dikkate alınmadan, çalakalem, yüzeysel gözlemlerle yapılır bu keskin yorumlar. Benzer bir durumdur Talat’ın “halkçılığı”. Gerçekten Denktaş’ın halkın içinde olması ile Talat’ın şeherli yaşamdan hoşlanmaması arasında bir karşılaştırma yapmaya kalktığımızda, sanırım Talat’ın halktan çok uzak duran bir yaklaşıma sahip olduğu da konuyu gerçekten bilen herkes tarafından teslim edilecek bir  değerlendirmedir. Hatta halkına yabancı olduğu bile söylenebilir. Hatta Talat’ın Stalinist-elitist bir yönetim yapısı geleneğini temsil ettiği bile söylenebilir.

Riyakârlık!

Bunlara ek olarak bir de şeherli yaşamı Talat, riyakârlığın, çekememezliğin ve kötülüklerin merkezi olarak gördüğünü söylemektedir. Riyakârlık, Türk Dil Kurumu sözlüğünde Riya’dan gelmektedir. Riya ise inandığı, düşündüğü gibi davranmama, özü sözü bir olmama huyu, iki yüzlülük diye tanımlanmaktadır. Talat ve partisi CTP bu konuda aslında biraz sabıkalı ve kusurludur. Özellikle 2002-2004 dönemindeki mitinglerde ve sonrasındaki söylemlerde Sarayı halka açma sözlerinin boş vaatler olduğu hemen ortaya çıkmıştır. Bu konuda Talat acaba şehere aşina olduktan ve özellikle saraya girdikten sonra sözünü ettiği riyakârlığı ve kötülüklerin merkezi dediği şeyden nasiplenmiş olmasın?

Talat Denktaş Olacak! Pekiyi ya KÖGEF?

İkinci bölümde de  “Gün gele Mehmet Ali Talat’ın Denktaş’ın yerini alacak” diye bir başlık bulunmaktadır. Burada 1970’te ODTÜ’ye gidiş ve sol hareketlere katılma konusunda Dev-Genç, Deniz Gezmiş ve Ertuğrul Kürkçü anılmaktadır. Oysa ki Talat’ın esas mesaisi ve kariyeri kurucu başkan olduğu KÖGEF’le yükselmişti. Lakin KÖGEF(Kıbrıslılar Öğrenim ve Gençlik Federasyonu) sanki unutulmuş ya da es geçilmişti. Bu dönemden bahsederken Türkiye sosyalistlerine gönderme yapıp, Kıbrıslı Türk Devrimcilerin örgütünden ve kendisinin kurucu başkanı olduğu yapıdan söz etmemesi dikkatlerden kaçmamıştır. TUBİTAK bursu elbette ki prestij içeren ve önemli bir şey olurken, KÖGEF’in adının bile geçmemesi biraz tuhaf değil mi? Öyle ki bugün Talat’ın kısa biyografisinde bile adı anılan bu örgüt neden unutuldu? Belki Türkiye’de KÖGEF’i kimse hatırlamadığından ve bu durum belki de artık pek prestij taşımayan bir hareket olmasından kaynaklanmaktadır. Neyse KÖGEF konusu belki Talat’ın kariyerinde anmak istemediği bir mazi olabilir. Bunları yazmak da nerden çıktı şimdi….Bu bölümde ayrıca rahmetli babasının Talat’ın “kelliğinden ötürü Denktaş’ın yerini alacağını” arkadaşlarına söylediğini işitiyoruz. Dahası rahmetli baba sadece Denktaş analojisi yapmamış, oğlunu Atatürk’e de benzetmişti. Burada elbette rahmetli babanın öngörüsüne diyecek bir şeyimiz yok; ama Talat’ın bu noktada seçilmişliğiyle Erdal Güven’in köylü çocuğun Saray’a çıkış hikâyelendirmesi arasında bir çelişki olduğunu da söylemek gerekir. Seçilmişlik zaten alınan değil verilen bir şeydir de. 

 

Doç. Dr. Mehmet Hasgüler
16 Kasım 2009, Pazartesi
 

Yazdır

Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayın

 Kullanıcı Yorumları (0)

YORUM YAP

bu köşe yazısı için henüz yorum yapılmamış.

yorum yapmak için tıklayın.

 Yorum
Güvenlik Kodu:
Güvenlik Kodu:
Adınız:
Yorumunuz:
 
   Yazarın Son 10 Yazısı
Kuyunun Dibinde Kurbağalar
Umarsız Hayatlar: Kıbrıs Türklerinin Yok Olan İnsan Sermayesi
Dürüstlük En Büyük Erdemdir
Gukkulliya ve Hacıgago: Memleketimden “Sıradan” Hikâyeler
Sayıştay Raporları Talat Mirasıdır
Cumhurbaşkanlığında Türkiyeli Gazeteciler
Gerçekten Neler Oluyor?
Memleketimden İnsan Manzaraları
Ödül İşleri Zıvanadan Çıkarken
Kılıçdaroğlu Neden Maraş’ı Açamaz?
 Tüm liste için lütfen tıklayın
Haber Kategorileri
Türkiye Amerika Avrupa Orta Doğu Orta Asya Kafkasya Bodrum Holidays Balkanlar Dünya Asya-Pasifik Afrika Ekonomi Bilim Teknoloji

Copyright 2009 Usak Stratejik Gündem
Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu

Mebusevleri Mah. Ayten Sok. No:21 Tandoğan/Ankara
Tel: 0 312 212 28 86  Faks: 0 312 212 25 84

Sitemiz
Anadolu Ajansı
Abonesidir