Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu Yayınıdır.  
ANASAYFA

|

ENGLISH

|

ANASAYFA YAP

|

REKLAM

15 Mart 2010, Pazartesi

 
  Usak Gündem
  Bölgeler

Ücretsiz Tam Metin Uluslararası Hukuk ve Politika Dergisi

Ücretsiz Tam Metin Orta Asya ve Kafkasya Araştırmaları Dergisi

Türkiye AB Ruhunu Doğu’ya Taşıyor
  Yorum Yap (3) Yazdır Arkadaşına Gönder
Sedat Laçiner
10 Kasım 2009, Salı
slaciner@gmail.com
Türkiye’nin doğuya kaydığı iddialarında cehalet payı olsa da bu tartışmalar daha çok dış merkezlerden içeriye pompalanıyor ve büyük oranda bilinçli, organize bir çalışmanın ürünü. Bu kirli kampanyanın arkasında kimlerin olduğunu daha sonraki yazılarda kaleme almaya çalışacağız. Şimdilik üzerinde durmak istediğimiz nokta ise Türkiye’nin çevresiyle yoğunlaşan ilişkilerinin ne anlama geldiği:
 
Her şeyden önce Türkiye son dönemlerde sadece Müslüman ülkelerle bir yoğunluk yaşamıyor. Ermenistan, Gürcistan, Sırbistan, Slovakya gibi halkı Hıristiyan diğer bölge ülkeleri ile de diplomasi trafiği inanılmaz bir hızla gelişiyor. Örneğin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Sırbistan gezisi büyük bir başarı hikayesiydi. Bölgemizde Türkiye’ye 'tarihi düşman' olarak bakan ve Türkiye’nin Kosova’nın bağımsızlığını tanıması nedeniyle daha da öfkelenen Sırbistan bu gezide neredeyse stratejik ortağımız oluyordu.

Belgrat’ın dört bir yanı Türk bayraklarıyla donatıldı ve Sırplar Ruslardan sonra ikinci olarak Türklere ayrıcalıklı ülke muamelesi yaptılar.

Özellikle Kosova’dan sonra iki ülkenin bu kadar yakınlaşabileceğini, böylesine önemli anlaşmalara imza koyabileceklerini düşünmek zordu. Fakat oldu, Türkiye-Sırbistan aksı çok uzun bir süre sonra yeniden kurulabildi. Boşnakları “bunlar Türk” diye katleden Sırplar ile Türkler Balkanlar’ın yeniden inşasını konuşabiliyorlar, hatta konuşmanın da ötesine geçebiliyorlar.
 
Ermenistan’la ilişkilerde Türkiye’nin yoğun gayretlerinden bahsetmeye gerek bile yok. Aynı şekilde Gürcistan ve Bulgaristan ile ilişkilerde sıfır problem hedefi az çok yakalandı. Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi üzerinde çalışmalar sürüyor.

İran ile ilişkiler belki de tarihinin en iyi seviyesine doğru gidiyor. Suriye ile bundan iyisini bu kadar kısa sürede geliştirebileceğimizi tahmin etmek dahi zordu. Irak ile ilişkiler çok daha iyi olabilirdi, ne var ki PKK unsuru ve Irak’ın iç sorunları süreci yavaşlatıyor. Buna rağmen zor da olsa yol alınıyor, işler hal yoluna girmiş durumda.
 

Rusya ile de fazla mesai yapılıyor. Enerji ve ekonomide iki ülke yakınlaşması kimsenin görmezden gelemeyeceği bir hıza ulaştı. Rusya en büyük ekonomik ortağımız ve Rus gazını ve petrolünü taşıyan boru hatları Türk topraklarında ve denizlerinde hızla yayılıyor.
 
Kısacası Türkiye sadece Müslüman ülkeler ile ilişkilerini geliştirmenin derdinde değil. Hatta asıl işe yarar işbirlikleri çoğu zaman Müslüman olmayanlarla yapılabiliyor. Müslüman ülkeler iktisadi sorunları ve insan gücündeki aksaklıkları nedeniyle Türkiye’ye ayak uydurmakta zaman zaman zorlanabiliyorlar. Fakat orada da geçmişte görülmedik bir hıza şahit oluyoruz.

Türkiye bölgesine yeniden kök salıyor, coğrafyası ve geçmişi ile barışıyor.

Yaşanan bir açılımdan çok, kendini tanıma ve gizli potansiyelleri keşfedip uygulamaya sokma süreci.... Başka bir deyişle Türkiye çevresine açılarak aslında kendisine açılmış oluyor...

NEDEN İRAN, NEDEN SURİYE? 
Bu süreçte İran ve Suriye gibi Batı’nın ‘sakıncalı’ gördüğü ülkeler de var elbette.

Fakat yapacak bir şey yok, Türkiye’nin komşuları bunlar.

Türkiye, Belçika, Almanya ve Fransa ile komşu da bu komşularını bırakıp Suriye’ye veya İran’a yöneliyor değil.

Komşunuz kimse onunla iş yaparsınız. Komşunuz ile iş yapmamanın alternatifi ise savaş yapmaktır. Bunun ortası yoktur. Ya iş yapacaksınız, ya da çatışacaksınız. Çünkü iş yapmazsanız korkularınız büyür, iletişimsizlik derinleşir ve dış aktörler aranızdaki korkuları ve iletişim açığını istismar etmeye başlarlar.
 
Kısacası Türkiye bölgesinde kim varsa onunla iş yapacak, bunun başka türlüsü mümkün değil.
 
Kaldı ki Türkiye’nin pek çok Ortadoğu ülkesi ile olan ticareti bazı Batılı ülkelerin dahi gerisinde. Hal böyle iken Fransa’yı veya Almanya’yı Doğu’ya kaymakla suçlamayanlar Türkiye’yi nasıl olur da böyle bir şeyle suçlayabilirler.

Başkası için hak olan Türkiye için nasıl suç olur?
 
AB RUHU
 
Aslına bakılırsa Türkiye AB’den veya Batı’dan uzaklaşmıyor, aksine değerleri ve ilişkileri ile Batı’ya daha çok yanaşıyor. Bugün Türkiye-AB ilişkileri geçmişte olmadığı kadar yakındır. Türkiye’nin Batı’ya en çok yaklaştığı an bugündür, 1950’ler veya 1930’lar değil.
 
Doğrudur, AB’de Almanya ve Fransa gibi bazı ülkelerin anlaşılması güç tavırları Türk insanını ve siyasetçisini yıldırmaya dönüktür ve zaman zaman insanı yormaktadır. Fakat buna rağmen Türkiye hala müzakereleri sürdürmektedir ve AB Türkiye’yi kabul etse Türkiye bugün AB’ye girmeye her açıdan hazırdır.

1990’larda durum böyle değildi. Bazı akademik çalışmalara da konu olduğu üzere 1990’larda Türk siyasetçilerin bir kısmı ağızlarıyla “AB’yi istiyoruz diyorlardı” fakat akıllarından hep “nasıl olsa bizi AB’ye şimdi almayacaklar, korkmam için gerek yok” deyip elleriyle Türkiye’yi AB’nin tersi bir istikamete doğru sürüklüyorlardı. O yılarda AB Yunanistan ve Kıbrıs’ın arkasına saklanıyordu, Türk siyasiler ise AB’nin arkasına saklanıyorlardı. Fakat gerçekte her ikisi de Türkiye’nin tam üyeliğini istememekteydi. Oysa bugün tablo böyle değil, Türkiye AB üyeliğini gerçekten istiyor, istemekle kalmıyor gereğini yerine getiriyor, bir de AB’yi ciddi anlamda zorluyor.
 
Batı cephesinde Türkiye’nin Batı kurumlarına entegre olma ve küresel siyasetin inşasında rol alma çabaları olanca hızıyla sürüyor. Doğu’da ise Türkiye ilginç bir şekilde AB’den aldığı ilhamla hareket ediyor:

Öncelikle yakın komşuları ve hemen ardından çevre ülkeler ile tıpkı AB’nin yaptığı gibi ekonomik ve toplumsal işbirliğini temel alan bir siyaset izliyor Ankara. Bu politikada ilk aşama sorunların halli ve kalıcı diyalog kanallarının kurulması. Böylece ülkeler birbirlerinden artık korkmamaya başlıyorlar, aralarındaki farklardan çok benzerlikler olduğunu keşfediyorlar. Bu sayede benzerlikler artıyor, farklar azalıyor ve işbirliğinin mümkün olduğu daha kolay anlaşılıyor.

İletişim kanallarının açılmasının ardından işbirliği iklimi oluşuyor ve işbirliği süreçleri başlıyor. Türkiye tüm bu adımlarda önü açan bir kolaylaştırıcı rolünü üstleniyor. Samimi çabaları diğerlerini korkutmuyor, liderden çok kardeş gibi hareket ediyor ve bu sayede sürece daha çok ülke katılıyor.

İletişim ve işbirliğinden sonraki hedef ise her ikisinin de kurumsallaşması. İlişkiler ne kadar entegre hale gelebilirse, ne kadar çok karşılıklı bağımlılık gelişebilirse bölgenin işbirliğine olan mahkumiyeti de o kadar çok artacak.

Böylece gerçek anlamıyla bir bölge oluşmuş olacak.

Bölge ülkeleri bölgesel sorunları görüşme ve çözme kabiliyetlerini de arttırmış olacaklar.

Elbette böyle bir gidişattan ekonomik entegrasyon ummak abartılı bir beklenti olmaz. Ancak Türkiye bu tarz hedefleri ülkeleri korkutacak tarzda dillendirmiyor. “Sorunlarımızı çözelim, zenginleşelim, birlikte hareket edelim” diyor. Bu da çok doğru bir hareket tarzı.

Türkiye geçmişten ve bölge dışı ülkelerin yaklaşımlarından farklı olarak siyasetten başlayıp ticarete ve toplumsal ilişkilere doğru gitmiyor. Aksine aşağıdan yukarıya doğru hareket ediyor. Önce siyasetin ayaklarını koyabileceği sağlam bir zemini oluşturuyor. Bu da aslına bakarsanız tam anlamıyla AB ruhu.
 
Bu açıdan baktığımız zaman Türkiye ekseni değiştirmek bir yana Doğu’yu da Batı’ya eklemlemeye çalışıyor, küresel sistemdeki en büyük ‘çukur’ bu şekilde dolmaya başlıyor.

Konuşulabilir bir İran, iş yapılabilir bir Suriye ortaya çıkmaya başlıyor.

Böyle bir Türkiye’den korkmak bir yana Batı dünyası bu gidişattan çok mutlu olmalı, hatta bu süreçte Türkiye’ye yardımcı dahi olmalıdır.



 



USAK Yayınları Sunar... Tüm Seçkin Kitapçılarda

 

Sedat Laçiner
10 Kasım 2009, Salı
 

Yazdır

Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayın

 Kullanıcı Yorumları (3)

YORUM YAP

 hamdi gültaç   20 Kasım 2009, Cuma 10:36:39 AM  tarihinde yazmış
Evet yazdıklarınıza tamamen katılıyorum ancak Türkiyenin doğuya kaydığı yalanı yalnız dışarıdan değil iç politikadanda pompalanıyor, Türkiyenin bu zamana kadar önünü göreblecek bir ortamın oluşmasına izin vermeyen bu znhniyet bu gün gelinen noktayı hazmademiyor. Bence yapılan bu politika geç bile kalmış bir politikadır. eğer biz bu politkayı daha önce yapabilmş olsaydık bu gün uğraştığımız bir çok sorun olmayacaktı, terör işsizlik gelir düşüklüğü hep buna bağlıdır Türkiye teröre 300 milyar dolar harcadı, terörün önlenebilmesi için bunlar önceden yapılmalıydı buna en güzel örnek surıye ile gelinen noktadır. saygılarımla
 emre   18 Kasım 2009, Çarşamba 2:55:17 PM  tarihinde yazmış
AB ruhu değilde kendi ruhunu taşısa keşke..kimse birbirini kandırmasın Ab diye birşey yok.al gülüm ver gülüm devam ediyor...2004 te AB nin yaptığı açıklamalar belli 1999 belli..daha ne AB si anlamıyorum.bu halk cahil mi?herkes tutturmuş bir yol devam ediyor.hayırlısı..
 Atacan Sekban   12 Kasım 2009, Perşembe 10:59:52 PM  tarihinde yazmış
Türkiye’nin yönünü AB’den doğuya çevirdiğini iddia eden tahripkar muhaliflerin söyleminin alt metni, kendileri haricinde bir iş yapanın/yapmaya çalışanın kesinlikle biri veya birilerinin hizmetinde olduğudur. İfşaat sadece bu savdan ibarettir. Gerisini bizim hayal gücümüze bırakmaktadırlar.

Farzımuhal, bu topraklarda birden fazla senaryosu olan ABD (Büyük İsrail), İsrail’in (Küçük ABD) beka stratejisine uygunluk arz edenlerinden birini bizim üzerimizden işleme koymuş olsun. O zaman bu işlemde en büyük problem olan İran’ı bu işin içine çeken kuvvet nedir .Eğer onu da ABD bize doğru yönlendiriyorsa, zaten ortada bir problem yok. Senaryo tamamlanmış bölge sorunsalı bitmiş demektir. Buna rağmen Türkiye’nin bölgede bölgesel hareketler yapması çok gereksiz değil midir? Yoksa İran’ın Pars bölgesini neredeyse bize tahsis etmesinin, Türk Lirasını ticarette kabul etmesinin maksadı nedir. İran, zihin aktivitelerinin sınırı belli olan muhalefetimizin bile görebildiği şeyi, bizim bir maşa olduğumuzu göremiyor mu?

Suriye , kendisini vuran İsrail uçaklarının yakıt tanklarını Türkiye’de bırakmalarını ve bu yolla hava saldırısının Türkiye üzerinden gerçekleştirildiğinin imasını okuyamayıp oyuna mı geliyor? Veya biz mi bu ucuz numaraya atlıyoruz?

Kesin olan tek şey eskiden farklı sonuçlar doğuracak hareketler sahibine iade ediliyor. Yoksa Türk Başbakan’ın Davos çıkışını Gazze de ölen insanlardan dolayı olduğunu mu düşünüyoruz?

yorum yapmak için tıklayın.

 Yorum
Güvenlik Kodu:
Güvenlik Kodu:
Adınız:
Yorumunuz:
 
   Yazarın Son 10 Yazısı
Sağır Duymaz, Uydurur
Sorumsuz ve Maliyeti Yüksek Olabilecek Bir Karar
Islak İmza, Acı Gerçekler
Amerika Kafkasya’da Rasyonel Davranmıyor
Genelkurmay Başkanı Başbuğ İle Empati Kurmak
Yargı, Siyaset, Adalet
Yargı, Siyaset, Adalet
Ermeni Şantajı
İsviçre ve Ermeni Sorunu: Tuhaf Bir Arabulucu
Yargıya da Hukuk Gerek
 Tüm liste için lütfen tıklayın
Haber Kategorileri
Türkiye Amerika Avrupa Orta Doğu Orta Asya Kafkasya Bodrum Holidays Balkanlar Dünya Asya-Pasifik Afrika Ekonomi Bilim Teknoloji

Copyright 2009 Usak Stratejik Gündem
Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu

Mebusevleri Mah. Ayten Sok. No:21 Tandoğan/Ankara
Tel: 0 312 212 28 86  Faks: 0 312 212 25 84

Sitemiz
Anadolu Ajansı
Abonesidir