Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu Yayınıdır.  
ANASAYFA

|

ENGLISH

|

ANASAYFA YAP

|

REKLAM

11 Mart 2010, Perşembe

 
  Usak Gündem
  Bölgeler

Ücretsiz Tam Metin Uluslararası Hukuk ve Politika Dergisi

Ücretsiz Tam Metin Orta Asya ve Kafkasya Araştırmaları Dergisi

Türkiye Eksen Değiştirmiyor Eksenini Genişletiyor
  Yorum Yap (1) Yazdır Arkadaşına Gönder
İhsan Bal
10 Kasım 2009, Salı
ihsanbal@hotmail.com
Türkiye’nin Doğu ülkeleri ile ilişkilerini geliştirmesine yönelik eleştiriler onun çevresini değiştirebilme gücüne olan inanç eksikliğinden kaynaklanıyor. Oysa bu yönelim, Türkiye’nin bölgesini Batı üzerinden okumak yerine kendi merkezinden okumaya başlamasının bir sonucu.

Türkiye’nin dış politikada eksen kayması yaşadığı, Batı’dan Doğu’ya bir sapma olduğu iddiaları son dönemde organize ve ısrarcı bir şekilde bazı çevrelerce gündemde tutuluyor. Bu iddialar daha çok Türkiye’nin Ortadoğu ülkeleri ile artan ticareti, antlaşmaları ve yakınlaşmaları ile izah ediliyor. Başbakan Erdoğan’ın son İran gezisi ve öncesinde İsrail’le yaşanan bazı sorunlar Türkiye’nin dış politikada İslamcı köklere yönlediği iddialarına bile neden oldu. Peki, gerek dış politika teorisi ve Türk dış politikasının dayandığı temel değerler sistemi ve gerekse somut veriler dikkate alındığında Türkiye gerçekten Doğu’ya mı yönelmektedir?
 

Değer Eksenli Dış Politika

Bu soruya en çarpıcı cevabı uzun yıllar Dışişleri Bakanlığı görevini yürütmüş olan Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu’nun (USAK) yeni binasının açılış töreninde yaptığı ‘Yeni Dönemde Türk Dış Politikası’ başlıklı konuşmada verdi:

 “‘Türkiye nereye gidiyor?’ ‘Türkiye doğuya mı gidiyor?’ ‘Türkiye hangi istikametlere gidiyor?’ Sanki Türkiye şaşırmış, denizin ortasında dalgalara göre sürüklenen bir ülke. Hiç böyle değildir. Gayet açık söyleyeyim. Türkiye’nin ne yaptığı bellidir. Türkiye, tabii ki hem doğuya hem batıya hem kuzeye hem güneye, her tarafa gitmektedir. Önemli olan nokta şudur: Türkiye’nin değerleri hangi istikamette gelişmektedir. Demokratik değerler, hukukun üstünlüğü, insan haklarına saygı, şeffaflık, hesap verebilirlik, kadın-erkek eşitliğiyle ilgili konular, serbest piyasa ekonomisinin işlerliği; bütün bu konularda Türkiye’nin gittiği istikamete bakılırsa o zaman Türkiye’nin hangi yöne gittiği çok daha iyi tespit edilir.”

Cumhurbaşkanı Gül deneyimli bir dış politikacı, bir akademisyen ve aynı zamanda devlet başkanı olarak Türk dış politikasının oturduğu ekseni değerlendirmede en doğru kriteri ortaya koyuyor: Değerler sistemi. Gül’e göre Türkiye’nin hangi yöne gittiğini merak edenler Türkiye’nin ticari, diplomatik veya gündelik diğer ilişkilerine değil, hangi değerler sistemine doğru ilerlediğine bakmalıdırlar ve bu değerlerin de neler olduğu şüpheye yer bırakmayacak kadar açıktır.  

Türkiye elbette Ortadoğu ülkeleriyle daha iyi ekonomik, siyasi ve hatta askeri ilişkiler geliştirecektir. Fransa, Almanya, ABD ve diğer ülkeler nasıl bu ilişkileri geliştiriyorlarsa Türkiye de kendi komşularıyla benzer ilişkiler geliştirmek zorundadır. Türkiye’nin Suriye ve İran gibi komşuları ile olan ticaretini arttırması, bu ülkelere doğrudan yatırımlar yapması gibi işbirlikleri kesinlikle bu ülkelerin rejimlerinin onaylandığı veya Türkiye’nin de bu ülkeler gibi olmak istediği anlamına gelmiyor. Tam aksine, Türkiye tüm Ortadoğu’ya ve Müslüman ülkelere ilham ve model olarak Batılı ilkeleri ve değerleri bu ülkelere de yaymaya çalışıyor. Başka bir ifade ile Türkiye Doğu istikametinde ilerlemiyor, Batı’da ilerlerken bu değerleri Doğu’ya da taşıyor.

Turizm, ticaret ve doğrudan yatırımlar Türkiye’nin maddi çıkarlarına katkıda bulunduğu gibi Türkiye’nin liberal demokrasi ve liberal ekonomi gibi Batılı değerlerini de Doğu’ya taşıyor. Antalya’da tatilini geçiren İranlı, Lübnanlı ve İsrailli turistler sadece deniz, kum ve güneşten yararlanmıyor, özgürlükler ve işbirliği yapmanın tadı kumlar ile birlikte bu ülkelere kadar taşınıyor.

Ne yazık ki Türkiye’nin ‘komşuları ile sıfır problem’ anlayışı ve ticaretteki artış bile Türk dış politikasında Doğululaşmanın kanıtı olarak sunulmaktadır. Hâlbuki bir ülkenin sınır komşuları ile ticaretini geliştirme arzusu kadar doğal ne olabilir? Fransa Ortadoğu’da çıkarlarını korurken, ticaretini Türkiye’den bile daha üst seviyelere taşırken Doğululaşmadan bahsetmeyenler bu kadar doğal bir süreci Türkiye için nasıl yasaklayabilirler? Başkasına hak olan Türkiye’ye, üstelik komşuları söz konusu iken nasıl yasak olabilir?

Çevresini Okuyabilen Türkiye

Türkiye bölgesinde işbirliği kültürünü inşa ediyor. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de USAK konuşmasında Türkiye’nin en önemli diplomatları, yazarları ve akademisyenleri önünde ilan etti, “Türk dış politikası, başkalarının kaybını kendi kazanımı olarak gören değil, başkalarının kazancını kendi kazancı ile birleştiren, karşılıklı çıkarların korunduğu bir ilkeye dayanmaktadır” dedi. Başka bir deyişle Türkiye “ben kazanayım da nasıl olursa olsun” demiyor. Gül’ün dediği gibi Ankara etik, yani ahlaki bir dış politika izliyor. Çıkar merkezci davranmıyor. Türkiye’nin bu ilkeli duruşu bölgesinde de karşılığını buluyor ve böylece onlarca yıldır çözülemeyen sorunların çözümü için uygun bir zemin ortaya çıkıyor. Ve elbette bu durum bazılarını oldukça rahatsız ediyor.

Bu arada belirtmek gerekir, dış politikada eksen kayması tartışması yaratanların Başbakan Erdoğan’ın İran temaslarını özellikle gündemde tutmalarına karşın aynı dönemde Cumhurbaşkanı Gül’ün Sırbistan ve Slovakya gezilerine hiç temas etmemiş olmaları dikkat çekicidir. Aynı şekilde Başbakan Erdoğan’ın Yunanistan Açılımı da Türkiye’nin sadece bir bölgeye odaklanmadığını, oldukça geniş bir dış politika perspektifi olduğunu kanıtlamaktadır. Türkiye sadece Ortadoğu’da değil, Balkanlar’dan Afrika’ya, Afganistan’dan Çin’e kadar aynı duruşunu korumaktadır. Eğer sadece Ortadoğu ile ilişkiler gündemde tutulur ise bu oldukça yanıltıcı bir tavır olur.

Sırbistan gezisi bu hususta çok önemli bir örnek: Uzun yıllar sorunlu seyretmiş Türk-Sırp ilişkileri Gül’ün 25–27 Ekim ‘çıkarması’ ile bambaşka bir havaya büründü. Bir ‘eski düşman’ın yakın bir dosta nasıl dönüştürüldüğünü bizzat gördük. Başkent sokaklarına Amerikan bayraklarını asamayan Sırplar her yeri Türk bayraklarıyla donattılar; Türkiye’den gelen konuklara dost bir ülkenin ötesinde muamele ettiler.  Görüşmelerde çok sayıda anlaşma imzalandı. Türkiye tarihi önyargıları kırarak Belgrad için ayrıcalıklı ülke konumuna yükseldi. Büyük yatırımlar ve turizm işbirliği konularında anlaşmalar imzalandı. Şu anda Türkiye Sırplar için 3. en büyük seyahat noktası. İki tarafın hedefi ise Türkiye’yi en çok seyahat edilen yer haline getirmek. Sırp Devlet Başkanı Tadiç defalarca tekrarladı, “Türkiyesiz bir Balkan istikrarı olamaz” dedi.

Kısacası Türk dış politikasını dar bir çerçeveden okumamak, kirli kokular gelen propagandaların oyununa gelmemek gerekir. Cımbızlanan kareler ve cümleler büyük fotoğrafı vermemektedir. Doğu’ya ve İslamlaşmaya doğru gittiği iddia edilen bir Türkiye’nin neden halkı Hristiyan olan Gürcistan ile de çok yakın bir işbirliği içerisinde olduğu, Balkanlar’da etnik veya dini bağları olan gruplar haricinde NATO’nun dahi cezalandırdığı Sırbistan ile neredeyse stratejik işbirliği seviyesine yaklaşan anlaşmalar imzaladığı üzerinde dikkatle düşünmek gerekir. Aynı dönemde Türkiye’nin neden Ermenistan ile kronik hale gelmiş sorunlarını çözmeye çalıştığı, Rusya ile geniş kapsamlı anlaşmalar imzaladığı ve Obama yönetimi ile Türkiye’yi çevreleyen bölgeler konusunda önemli ölçüde aynı vurguların yapıldığı üzerine düşünülmelidir.

Bölgesinin Vicdanı

Türk dış politikası ile ilgili eksen kayması tartışmasını yürütenlerin es geçtiği en önemli gerçeklerden biri de Türkiye’nin ‘Doğu’yu Batı’dan okuma’ huyundan vazgeçmiş olduğu gerçeğidir. Uzun yıllar Beyrut’u, Şam’ı, Bağdat’ı ve Bakü’yü Londra, Washington ve Paris üstünden okumaya alışmış olanların şaşkınlığının sonucudur eksen kayması tartışmaları. Aradaki sanal duvarların kalkması sonucunda Türkiye’nin yakın coğrafyasının sorunlarıyla doğrudan yüzleşmesini ve kendi çözüm önerileriyle sorunun değil, çözümün bir parçası olma iradesini ‘eksen kayması’ olarak yorumlayanlar değişen Türkiye’yi eski alışkanlıklarla okumaktadırlar.

Evet, bugün Türkiye daha fazla Ortadoğu’da, daha fazla Kafkaslar’da, daha fazla Balkanlar’da ve daha fazla Afrika’dadır; ancak bu Batı’dan vazgeçilip Doğu’ya kayılması değil, uzun yıllar ihmal ettiği Doğu’nun hatırlanmasıdır.  

Türkiye dostlarına yanlışlarını hatırlatabilecek ve onları ikaz edebilecek açık yürekliliğe ve yakınlığa sahiptir. Türkiye bu anlamda bölgesinin vicdanıdır.[1] Nitekim Cumhurbaşkanı Gül’ün USAK dersindeki ifadesiyle, Türkiye “etik bir dış politika” yürütmektedir. Türkiye’nin, bölgesindeki dostlarına doğruları kadar yanlışlarını da söyleme açık yürekliliğini göstermesi, bölgedeki kronik sorunların temelinde yatan ikircikli yaklaşımların tedavi edilmesi bakımından son derece önemlidir. Türkiye bölgesinde bu ilkeli tavrıyla daha şimdiden Ortadoğu sokaklarında halk diplomasisi bazında önemli bir başarı elde etmiştir.

Her ne kadar İsrail yönetimi veya onunla hareket eden Batı’daki bir kısım yazarlar Türkiye’yi suçlamayı yeğleseler de Türkiye’nin İsrail’e yanlışlarını hatırlatmasının sadece Filistinlilerin veya Arapların değil aynı zamanda insaf sahibi İsraillilerin de desteğini aldığı kuşkusuzdur. Son tahlilde, Türkiye İsrail’in suyunu kesiyor ya da İsrail’e ticari bir ambargo uyguluyor değildir; tam tersine İsrail halkının gelişmesi için siyaset, ekonomi ve turizm dâhil birçok alanda önemli bir çaba ortaya koymaktadır. Bunun yanında bu kadar yakın işbirliği içerisinde olduğu ülkenin özellikle terörle mücadelede aşırı güç kullanımı ve insan hakları ihlallerini eleştirmekte, bunların düzeltilmesi yolunda da çaba sarfetmektedir. Hatta Türkiye İsrail’in güvenliğine katkıda bulunmak amacıyla Filistin bölgesinde başta fabrikalar olmak üzere yatırımlarda bulunmakta, Filistin polisinin evrensel değerlerde yetişmesi için ülkesine öğrenci kabul etmekte ve Filistin’in İsrail’in güvenlik hassasiyetleri konusunda da dikkatini çekmektedir.

Dönüştüren Güç

Türkiye’nin “bölgenin vicdanı” olma konusunda ne kadar kritik ve hayati bir görev üstlendiği bu kısa örneklerde bile görülmektedir. Bunu eksen kayması ile değil, Türkiye’nin dış politikası ilkeleriyle anlamaya çalışmakta büyük yarar vardır.

Türkiye’nin Doğu ülkeleri ile ilişkilerini geliştirmesine yönelik eleştiriler onun çevresini değiştirebilme gücüne olan inanç eksikliğinden de kaynaklanmaktadır. Bu noktada Cumhurbaşkanı Gül dış politika bağlamındaki konuşmasında, ‘Türkiye’de çok sesliliğin ve özgür tartışma ortamının Türkiye’yi her geçen gün ne kadar güçlü kıldığını ve farklı görüşlerin ortaya çıkmasının Türkiye’nin arkasında itici bir güç olarak önemini’ vurgulamıştır. “Türkiye’nin ana arterleri çok sağlamdır. Temel düşünceleri çok sağlamdır” diyerek Türkiye’nin rastgele sağa sola savrulan, sabahtan akşama fikir değiştiren, pusulası şaşmış bir ülke olarak tanımlanamayacağını ve Doğu’ya gidişin Batı’dan kopuş, Güney’e gidişin ise Kuzey’den ayrılma anlamına gelmediğini ortaya koymuştur.

Bu yönelim ve açılımlar Türkiye’nin bölgeden kaçış yerine bölgenin vicdanı olması, bölgesini dolaylı olarak Batı üzerinden okumak yerine doğrudan kendi durduğu yerden, kendi merkezinden okumaya başlamasının tabii bir sonucudur. Bunlar Türkiye’nin oluşturduğu büyük ekonomik değeri, müteşebbis gücünü, çıtasını yükselttiği çoğulcu demokrasisini bölgesine taşıma noktasındaki kararlılığını ve bunun arkasındaki güçlü orta sınıf, aydın birikimi ve halk desteğini de ifade etmektedir. Gelişmeleri bu şekilde okuyamayanların basit, kolaycı ve tekdüze tanımlamalara gitmeleri, kestirme analizleri, özgüvenden uzak bakış açıları veya Batı merkezci değerlendirmeleri Türkiye’nin bugünkü bulunduğu noktayı anlamak ve gerçek fotoğrafı ortaya koymaktan çok uzaktır. İHSAN BAL Prof. Dr. USAK Uluslararası Güvenlik, Terörizm ve Etnik Çatışmalar Merkezi Başkanı

*Bu yazı ilk olarak 09 Kasım 2009 tarihinde Star Gazetesinde yayınlanmıştır. Yazıya elektronik ortamda aşağıdaki adresten de ulaşılabilir. http://www.stargazete.com/acikgorus/turkiye-eksen-degistirmiyor-eksenini-genisletiyor-haber-224122.htm

 



[1] Sedat Laçiner, USAK Gündem, www.usakgundem.com  
Ihsan Bal
10 Kasım 2009, Salı
 

Yazdır

Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayın

 Kullanıcı Yorumları (1)

YORUM YAP

 Ahmet K.   10 Kasım 2009, Salı 2:01:21 PM  tarihinde yazmış
Hocam , bir nefeste okudum yazınızı. Ağzınıza sağlık , Uluslararası İlişkiler alanında yüksek lisans yapan bir öğrenci olarak , ufkumuzu açan ve bizi ümitvar olmaya yönelten , harika bir yazı kaleme almışsınız.Tekrar teşekkürler.

yorum yapmak için tıklayın.

 Yorum
Güvenlik Kodu:
Güvenlik Kodu:
Adınız:
Yorumunuz:
 
   Yazarın Son 10 Yazısı
Reform Paketi: Seçim Sandığı mı, Mahkeme Koridoru mu?
Sakık'ın İtirafı ve Özgürlükçü Sol İhtiyacı
‘Efendiler’ Demokrasiden Hazzetmiyor
Generallere Soruşturma ve Komplo
Demokratik Açılım: Sanatçının Yüreği
TSK’nın Yeni Güvenlik Doktrini
Beklenti Çok, Yetki Yok
Sevgisiz bir Ülkede Sevgililer Günü
Irak: Öldürmek İçin Sebep Çok, Peki Yaşatmak İçin?
İki Türkiye’nin Hikâyesi
 Tüm liste için lütfen tıklayın
Haber Kategorileri
Türkiye Amerika Avrupa Orta Doğu Orta Asya Kafkasya Bodrum Holidays Balkanlar Dünya Asya-Pasifik Afrika Ekonomi Bilim Teknoloji

Copyright 2009 Usak Stratejik Gündem
Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu

Mebusevleri Mah. Ayten Sok. No:21 Tandoğan/Ankara
Tel: 0 312 212 28 86  Faks: 0 312 212 25 84

Sitemiz
Anadolu Ajansı
Abonesidir