Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu Yayınıdır.  
ANASAYFA

|

ENGLISH

|

ANASAYFA YAP

|

REKLAM

3 Eylül 2010, Cuma

 
  Usak Gündem
  Bölgeler

Ücretsiz Tam Metin Uluslararası Hukuk ve Politika Dergisi

Ücretsiz Tam Metin Orta Asya ve Kafkasya Araştırmaları Dergisi

Doğu Türkistan Sorunu
  Yorum Yap (2) Yazdır Arkadaşına Gönder
Turgut Demirtepe
31 Ekim 2009, Cumartesi
turgutdem@yahoo.co.uk

12 Ekim’de Çin yönetimi Doğu Türkistan’da patlak veren olaylar nedeniyle altı Uygur Türk’ünü daha idama mahkum etti. Hatırlanacağı üzere, Temmuz ayındaki gösterilerde Çin güvenlik güçleri tarafından yüzlerce sivil katledilmiş ve sonrasında binlerce Uygur Türkü gözaltına alınarak işkencelerden geçirilmişti. Çin politikalarına karşı direnen Uygurlara gözdağı vermeye yönelik bir politik mesaj olarak değerlendirilebilecek bu son karar, bugüne kadar yürütülen baskı politikaları zincirinin yalnızca yeni bir halkası. 1990’ların başından bu yana Human Rights Watch ve Amnesty International gibi uluslararası insan hakları kuruluşları Çin’in uyguladığı baskı politikalarına dikkat çekerek, bu politikalara direnen binlerce Uygurun tutuklandığı veya işlerinden ve okullarından olduğuna, yüzlercesinin de idam edildiğine sıklıkla raporlarında yer veriyorlar.

Genel olarak bakıldığında Çin’in 1949’da bölgeyi işgalinden bu yana asimilasyon politikalarını esas aldığı görülmektedir. Çin yönetimi ilk aşamada işgale karşı tepkileri azaltmak amacıyla Uygurlara kısmi özerklik tanıdı, ancak süreç içinde giderek bu hak ve özgürlüklerin adım adım geri alınmasıyla Uygur Türk kimliğini ortadan kaldırma amaçlı sistematik bir asimilasyon politikası izledi. Bu çerçevede halen Uygur kimliğinin tarihsel sürekliliğini sağlayan başat unsurlardan dil ve din üzerinde ciddi baskı politikaları uygulanmaktadır. Benzeri amaçla, Kaşgar ve Turfan gibi kadim Türkistan şehirlerindeki Türk-İslam eserleri ve tarihsel doku sistematik olarak tahrip edilerek bölgedeki Türk izleri silinmeye çalışılmaktadır.

Uygur kimliğini asimile etmeye yönelik bu çabaların yanı sıra tıpkı Sovyetler Birliği döneminde Moskova’nın Orta Asya’ya yönelik uyguladığı bir politikanın benzeri olarak kolonizasyon politikası uygulanmakta ve bölgeye Çinli nüfus yerleştirilerek Uygurların demografik üstünlüğüne son verilmeye çalışılmaktadır.

Diğer önemli bir nokta da, bölge uzmanlarının da sıklıkla işaret ettiği üzere Çin’in kapitalistleşme sürecinde yaşadığı ekonomik kalkınma Doğu Türkistan’da da görülmekte, ancak Uygurlar bu değişimden hiç yararlanamamaktadır. Bölgedeki bütün büyük işletmeler Çinlilere aittir ve büyük çoğunluğu çiftçilik ve pazarcılıkla geçinen Uygurlar toplumun marjında yaşamaya itilmektedir. Bu açıdan, kapitalistleşme sürecinin bölgede sosyo-ekonomik tabakalaşmayı etnik temelli olarak artırdığına şahit oluyoruz.

Çin yönetimi özellikle son yıllarda baskı ve asimilasyon politikalarına ivme kazandırdı. 11 Eylül olayları sonrası uluslararası kamuoyunu kuşatan zihinsel atmosfer Çin’in baskı politikalarına yönelik yükselen eleştirilerin bertaraf edilmesini daha da kolaylaştırdı. Bu süreçte Çin’in, Uygur Türklerinin her türlü insan hakları arayışını “terörizm” ile özdeşleştirme yoluna başvurduğu, böylece kendi baskıcı politikalarına yönelik Batı’nın desteğini aradığı görülmektedir. Oysa, Uygurlar genel olarak sorunlarını barışçıl yollarla çözme arayışında olan bir halk; bir iki marjinal grup dışında silahlı harekete yönelmiş herhangi bir çaba da yok.

Çin, Doğu Türkistan’a yönelik politikalarını meşrulaştırmada özellikle Şanghay İşbirliği Örgütü’nü bir araç olarak kullanmaktadır. 1996’da Çin ve Rusya’nın önderliğinde Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan’ın katılımıyla Şanghay Beşlisi olarak ortaya çıkan oluşum, 2001’de Özbekistan’ın da katılımıyla Şanghay İşbirliği Örgütü’ne dönüştü. Şanghay İşbirliği Örgütü Çin’in “üç şeytani güç” olarak tanımladığı “ayrılıkçılık, terör ve radikalizm”e karşı bir güvenlik örgütü olarak yapılandırıldı ve Doğu Türkistan sorunu da bunun önemli bir gündem maddesini oluşturmaktadır. Çin, Şanghay İşbirliği Örgütü vasıtasıyla Doğu Türkistan sorununu ayrılıkçılık, terör ve radikalizmle özdeşleştirerek, uyguladığı baskı politikalarına yönelik eleştirileri ortadan kaldırmaya çalışmaktadır. Çin’in bu açıdan kendi çıkarları çerçevesinde Şanghay İşbirliği Örgütü’nü bir politik enstrüman olarak çok iyi kullandığını görüyoruz. Nitekim, Özbekistan, Kazakistan ve Kırgızistan gibi kendi içinde Uygur diasporası barındıran ve üstelik Türk kökenli olan üç cumhuriyetin de üyesi bulunduğu Şanghay İşbirliği Örgütü yaptığı açıklamada, Temmuz ayında Urumçi’de yaşanan olayları ve buna karşı hükümetin sert müdahalesini “Çin’in içişleri” olarak gördüğünü ve hükümetin yaklaşımını onayladığını belirtti.  

Öte yandan, Doğu Türkistan sorununun dünya kamuoyuna yeterince taşınamadığı açıktır. Son yaşanan olaylarda da görüldüğü üzere uluslararası camianın Çin politikalarına yönelik tepkisi oldukça düşük dozda kalmaktadır. Bunda Türklüğün “kronik sorunu” -uluslararası kamuoyunda kendi sorunlarını dile getirmede zafiyet- önemli bir rol oynadığı gibi uluslararası faktörler de ciddi etkide bulunmaktadır. Batı’da Çin’in yine sorunlu bir bölgesi olan Tibet’e yönelik var olan ilginin onda biri bile Uygur Türklerine gösterilmemektedir. Tibet halkının lideri Dalay Lama süreç içerisinde küresel bir kimlik kazanmayı başardı. Batılı ülkeler, özellikle Budizme yönelik varolan pozitif algının da etkisiyle, Tibet sorununa oldukça ilgilidir. Ancak Uygur Türklerinin ise böyle bir şansı yok.  Uygur Türklerinin lideri Dünya Uygur Kurultayı başkanı Rabiya Kadir’in Newsweek’te yayınlanan röportajında da işaret ettiği gibi, Uygurlar Müslüman kimliği nedeniyle terörizm ile özdeşleştirilmekte, Batı’da hem halk hem de yönetici elit bazında yaygın olarak görünen İslamofobinin (İslam korkusu) olumsuz etkisine maruz kalmaktadırlar.

Çin’in kısa ve orta vadede politikalarının değişeceğini beklemek hayalcilik olur. Hatta Çin hükümetinin baskı politikalarını ve asimilasyon çabalarını daha da artıracağı öngörülebilir. Nitekim Urumçi olayları sonrası bölgeden gelen haberlerde Çin yönetiminin Uygurlar üzerindeki baskılarını daha da artırdığı, binlerce kişiyi tutuklayıp, yüzlerce kişiyi yargısız infaza tabi tuttuğu belirtilmektedir. Geçtiğimiz günlerde Çin mahkemesince altı Uygur Türk’ünün idamına ilişkin alınan karar yaşanan olayların yalnızca küçük bir kesitini yansıtmaktadır. Bu bağlamda uluslararası kamuoyunun yaklaşımı oldukça önem arz etmektedir. Uygur Türklerinin sorunlarını yılmaksızın barışçıl bir çerçevede uluslararası platformlarda dile getirmesi ve insan hakları merkezli bir mücadele yürütmesi gerekmektedir. Bu noktada Tibet sorununun dünya kamuoyunda daha çok tanınılırlığını gözeterek Tibet hareketi ile ortak bir mücadele platformu oluşturulma arayışına gidilmesi, Doğu Türkistan mücadelesinin başarısı açısından daha etkili olacaktır.

Bu çerçevede değinilmesi gereken diğer bir konu da, Çin’deki sosyo-ekonomik transformasyonun Doğu Türkistan sorunu üzerinde olumlu sonuçlar doğurabileceği beklentisidir. Batı’da son dönemlere kadar Çin’de kapitalistleşme süreci ile birlikte sosyal ve politik açıdan bir çoğullaşmanın yaşanacağı, demokratikleşmenin itici gücü olarak bir orta sınıfın oluşacağı ve ülkenin zamanla demokrasiye yöneleceği beklentisi yaygındı. Bu sürecin merkezi otoritenin azınlıklara yönelik yaklaşımını da daha özgürlükçü kılacağı öngörülüyordu. Ancak, bu yöndeki beklentilerin gerçekleşmediği çok açık olarak ortaya çıkmaktadır. Çin’in kendi içsel dönüşümü ile demokratikleşeceği, ya da azınlık politikasının değişebileceği son derece kuşkuludur. Bu noktada sorunu uluslararası platformlara taşıyarak çözüme yönelme anlayışı –en azından baskı politikalarını durdurma noktasında- şimdilik daha sonuç alıcı görünmektedir.             

 

31 Ekim 2009, Cumartesi
 

Yazdır

Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayın

 Kullanıcı Yorumları (2)

YORUM YAP

 emre   18 Kasım 2009, Çarşamba 2:55:56 PM  tarihinde yazmış
teşekkürler sayın hocam duyarlılığınızdan dolayı..
 TİJEN TULUM   9 Kasım 2009, Pazartesi 4:23:33 PM  tarihinde yazmış
BAĞIMSIZ TÜRKİSTANI VE TÜRKİLERİMİZİ KORUDUĞUNUZ VE KOLLADIĞINIZ İÇİN TEŞEKKÜRLER

yorum yapmak için tıklayın.

 Yorum
Güvenlik Kodu:
Güvenlik Kodu:
Adınız:
Yorumunuz:
 
   Yazarın Son 10 Yazısı
Etkinliği Sorgulanan Bir Örgüt Olarak KGAÖ
Kırgızistan’da Etnik Çatışma: Bakiyev’in Gölgesi mi?
Kırgızistan’da Çanlar Kimin İçin Çalıyor?
Tacik Seçimleri: Kaybedilmiş Yeni Bir Fırsat
Özbekistan İslami Hareketi İçin Yolun Sonu (mu?)
Bişkek’te Son Tango
Obama’nın Afganistan Stratejisi
Moskova’dan ABD’ye Orta Asya Çalımı
Türkmenistan’da Niyazov Kadrolarının Tasfiyesi
Azerbaycan'da Cumhurbaşkanlığı Seçimleri
 Tüm liste için lütfen tıklayın
Haber Kategorileri
Türkiye Amerika Avrupa Orta Doğu Orta Asya Kafkasya Bodrum Holidays Balkanlar Dünya Asya-Pasifik Afrika Ekonomi Bilim Teknoloji

Copyright 2009 Usak Stratejik Gündem
Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu

Mebusevleri Mah. Ayten Sok. No:21 Tandoğan/Ankara
Tel: 0 312 212 28 86  Faks: 0 312 212 25 84

Sitemiz
Anadolu Ajansı
Abonesidir