Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu Yayınıdır.  
ANASAYFA

|

ENGLISH

|

ANASAYFA YAP

|

REKLAM

12 Mart 2010, Cuma

 
  Usak Gündem
  Bölgeler

Ücretsiz Tam Metin Uluslararası Hukuk ve Politika Dergisi

Ücretsiz Tam Metin Orta Asya ve Kafkasya Araştırmaları Dergisi

Pierre Lellouche: “Türkiye’nin Avukatı” mı, yoksa “Sarkozy’nin Truva Atı” mı?
  Yorum Yap (0) Yazdır Arkadaşına Gönder
Mehmet Özcan
1 Temmuz 2009, Çarşamba
mozcan@usak.org.tr

2009 Haziran ayında gerçekleştirilen Avrupa Parlamentosu seçimleri, Avrupa Birliği’nin geleceği ve Türkiye’nin üyelik perspektifine ilişkin birçok soru işareti ile birlikte geride kaldı. Seçim kampanyası sürecinde Türkiye karşıtlığının bir siyasi araç olarak kullanıldığı ülkelerin başında gelen Fransa geçtiğimiz hafta önemli bir gelişmeye sahne oldu. Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy tarafından gerçekleştirilen kapsamlı kabine değişikliği çerçevesinde, Türkiye’nin AB üyeliğine verdiği destek ile bilinen ve geçtiğimiz yıl Fransa’nın Türkiye özel temsilciliğini yürütmüş olan Pierre Lellouche, Avrupa İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanlığı’na atandı. Fransa’da büyük yankı uyandıran ve bilhassa aşırı sağ partilerin eleştiri oklarını Sarkozy’e çevirmelerine neden olan bu karar Türkiye cephesinde ise temkinli karşılandı.  

Türkiye’nin yakından tanıdığı bir isim olan Pierre Lellouche’un Avrupa Birliği’ni ilgilendiren konuların tartışıldığı ve politikaların üretildiği bir konuma atanmış olması esasen önemli bir adım olarak yorumlanabilir. Bu tercih aynı zamanda Fransa’da Türkiye’nin önemsendiğinin bir işareti olarak da algılanabilir. Türkiye, gerek Avrupa ile sahip olduğu derin tarihsel ilişkiler gerekse önemli stratejik konumu itibariyle Fransa’nın göz ardı edebileceği bir ülke değildir. Ancak şunu da unutmamakta fayda bulunmaktadır. Seçim süreçlerini başarıyla tamamlayan Sarkozy’nin önünde kısa vadede Türkiye kartını rahatlıkla kullanabileceği siyasi bir süreç bulunmamaktadır. Avrupa Parlamentosu seçimleri Sarkozy’nin beklentileri doğrultusunda sonuçlanmıştır ve 2012 yılında gerçekleştirilmesi planlanan Cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar Sarkozy’nin Türkiye karşıtlığında ön plana çıkmasını gerektirecek önemli bir seçim takvimi bulunmamaktadır. Bu nedenle Sarkozy’nin Türkiye’den beklentilerini (siyasi, ekonomik, dış politika) elde edebilmek adına Bay Lellouche gibi bir ‘Truva Atına’ ihtiyaç duyması ihtimal dahilindedir.

Sarkozy’nin Türkiye karşıtı propagandalarından ödün vermesini kolaylaştıracak bir diğer husus da Fransa’nın AB içerisinde görüş birliğine vardığı birtakım ülkelerin de bu rolü üstlenmeye hazır olmalarıdır. Önümüzdeki dönem içerisinde Türkiye-AB müzakerelerini kilitleyebilecek Güney Kıbrıs gibi bir aktör mevcut iken Sarkozy’nin arka planda kalarak kendisine yöneltilen “Türkiye karşıtlığı, yabancı düşmanlığı, ırkçı ve faşizan söylem” eleştirilerinden bir nebze kurtulmak; aynı zamanda Atlantik ötesi işbirliğinde bir sorun ile karşılaşmamak için böyle bir yolu tercih etmesi kuvvetle muhtemeldir. Bush döneminin ötekileştirici, dışlayıcı ve düşman üreten anlayışının tam tersine Obama dönemi kucaklayıcı, dost üreten ve uzlaşıya açık bir dış politika izlemektedir. ABD’nin bu politik dönüşümünün bir ölçüde de olsa Avrupa’ya yansıması kaçınılmaz görünmektedir. Siyasi arenada boy gösterdiği günden bu yana yabancılara ve Müslümanlara karşı sert politik söylemlere sahip olan Sarkozy’nin belirli ölçüde de olsa “Obamaizm”den etkilenmemesi mümkün değildir. Bu doğrultuda Sarkozy, Türkiye’ye karşı söylemlerinde bir değişikliğe gitmese bile daha az konuşarak ya da susmayı tercih ederek bu süreci minimum hasarla atlatmak isteyecektir.

Sonuç olarak, Türkiye-Fransa ilişkilerinin zorlu bir dönemden geçtiği günümüzde atılan bu adımın, Fransa gibi bir ülkenin dış politikasında ciddi bir kırılmaya neden olacağını düşünmek gerçekçi olmayacak, vizyoner bir bakış açısı sağlamayacaktır. Bu noktada yapılması gereken, Fransa tarafından sunulan bu diplomatik jesti objektif ve temkinli bir biçimde karşılamak ve Türkiye’nin AB’ye tam üyelik hedefi doğrultusunda bilhassa lobicilik faaliyetleri çerçevesinde etkin bir biçimde değerlendirmektir.     

Doç Dr. Mehmet Özcan

USAK AB Araştırmaları Merkezi Başkanı

1 Temmuz 2009, Çarşamba
 

Yazdır

Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayın

 Kullanıcı Yorumları (0)

YORUM YAP

bu köşe yazısı için henüz yorum yapılmamış.

yorum yapmak için tıklayın.

 Yorum
Güvenlik Kodu:
Güvenlik Kodu:
Adınız:
Yorumunuz:
 
   Yazarın Son 10 Yazısı
Belçika’da PKK Operasyonu
Fitnenin Başı Nerede Sayın Başbuğ?
Nasıl Bir HSYK?
Türkiye’nin Acil İhtiyacı: Bağımsız, Tarafsız ve Demokratik bir HSYK
‘İnsan Merkezli’ Dış Politikaya Doğru: Başbakan’ın USAK Konuşması
Fransa’da Maksadını Aşan ‘Ulusal Kimlik’ Tartışmaları
Türkiye'nin AB Süreci: Çevre Faslının Açılması Üzerine
Vizesiz Avrupa ve Geri Kabul Tuzağı
Türkiye-AB İlişkileri Çıkmaza Mı Giriyor? Son Zirve Işığında Değerlendirmeler
Minarenin Gölgesinde İsviçre’nin Ahengi?
 Tüm liste için lütfen tıklayın
Haber Kategorileri
Türkiye Amerika Avrupa Orta Doğu Orta Asya Kafkasya Bodrum Holidays Balkanlar Dünya Asya-Pasifik Afrika Ekonomi Bilim Teknoloji

Copyright 2009 Usak Stratejik Gündem
Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu

Mebusevleri Mah. Ayten Sok. No:21 Tandoğan/Ankara
Tel: 0 312 212 28 86  Faks: 0 312 212 25 84

Sitemiz
Anadolu Ajansı
Abonesidir