Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu Yayınıdır.  
ANASAYFA

|

ENGLISH

|

ANASAYFA YAP

|

REKLAM

3 Eylül 2010, Cuma

 
  Usak Gündem
  Bölgeler

Ücretsiz Tam Metin Uluslararası Hukuk ve Politika Dergisi

Ücretsiz Tam Metin Orta Asya ve Kafkasya Araştırmaları Dergisi

İsveç’in AB Dönem Başkanlığı ve Türkiye için Önemi
  Yorum Yap (0) Yazdır Arkadaşına Gönder
Mustafa Kutlay
30 Haziran 2009, Salı
mkutlay@usak.org.tr

1 Temmuz 2009 tarihi itibariyle İsveç altı ay süre ile AB dönem başkanlığını Çek Cumhuriyeti’nden devralacak. Bilindiği gibi geçtiğimiz altı ay boyunca Çek Cumhuriyeti liderliğinde AB oldukça düşük profilli bir seyir izlemiş, Çekler hem tecrübesizliklerinin bir sonucu olarak hem de AB karşıtı tavırları ile bilinen Cumhurbaşkanı Vaclav Klaus’ın da etkisi ile istenilen başarıyı göstermekten uzak bir görüntü sergilemişti.

Çek Cumhuriyeti Dönem Başkanlığı’nın Bilançosu

Şüphesiz ki Ocak-Temmuz 2009 döneminde AB dönem başkanlığını sadece Çek Cumhuriyeti açısından değil, bütün üye devletler için oldukça zor bir süreç olarak değerlendirmek gerekir. Zira bu dönemde AB, dünyayı saran finansal krizin Avrupa’daki yansımalarını derinden hissetmeye başlamıştır. Yine aynı şekilde bu dönemde alışılagelmiş yöntemleri kullanarak mevcut krizle mücadele etmenin mümkün olmadığı çok açık bir biçimde ortaya çıkmıştır. Liderlik vasıflarına ve inisiyatif alınmasına en fazla ihtiyaç duyulan böylesi şartlarda tecrübe sahibi olmak ve kararlılık gösterebilmek “dönem başkanlarından beklentiler listesinin” en başta gelenlerini oluşturmaktadır. Ancak Çek Cumhuriyeti açısından yukarıdaki beklentilerin tam olarak yerine getirilebildiğini söylemek mümkün değildir. Hatta 25 Martta Çek hükümetinin düşmesinden sonra birçok AB üyesi ülke lideri, üstü kapalı bir şekilde de olsa, daha fazla sıkıntı yaşanmadan dönem başkanlığının sona ermesini beklemeye başlamıştır. En nihayetinde Çek Cumhuriyeti fazla bir iz bırakamadan dönem başkanlığının sonuna gelmiş oldu. Ancak son tahlilde, Çeklerin iz bırakabildiği tek bir noktadan bahsetmek yerinde olacaktır: Tarihin sayfalarına not olarak düşen ve uzun süre unutulmayacak olan bu olay İsrail’in Filistin’e saldırısı sırasında Çeklerin yapmış olduğu resmi açıklama olmuştur. Hatırlanacak olursa Çek Cumhuriyeti’nden yapılan ilk resmi açıklamada kara harekâtı için ''İsrail bunu saldırı değil savunma amaçlı yapıyor’’ denilerek tarihi bir diplomatik gafa imza atılmıştı.

İsveç’in Dönem Başkanlığı ve Öncelikleri

1 Temmuz 2009 itibari ile İsveç resmi olarak AB dönem başkanlığını devralmış olacak. Hiç şüphe yok ki önümüzdeki dönemin de en az Ocak-Temmuz 2009 dönemi kadar zorlu geçmesi beklenmektedir.

İçinden geçilen sürecin ciddiyetinin farkında olan İsveç de dönem başkanlığı sırasında öncelik vereceği konuları detaylı bir şekilde resmi başkanlık sitesinde yayınlamış ve “Avrupa genelindeki işbirliğinin tarihin çok az döneminde şu anda olduğu kadar önemli olduğunun” altını çizmiştir (www.se2009.eu). İsveç’in hazırladığı belge (“Work Programme for the Swedish Presidency of the EU”) ana hatları ile incelendiğinde dört temel meselenin gündemi meşgul edeceği söylenebilir.

Bunlardan birincisi ve en önemlisi finansal krizin yarattığı yıkım ve ilerleyen süreçte ortaya çıkacak olan işsizlik dalgaları olacaktır. Bilindiği gibi finansal kriz etkilerini AB üyelerinde ve bilhassa Birliğe 2004 sonrası dâhil olan ülkelerde ağır bir şekilde hissettirmektedir. AB’li liderler önümüzdeki dönemde bir yandan yeni finansal mimarinin nasıl tesis edileceğine dair mesai harcarken diğer yandan da krizin yarattığı ekonomik, sosyal ve siyasi yıkımın nasıl tamir edilebileceğini temel gündem maddesi yapacaklardır. Belgede konu ile ilgili paragraflar incelendiğinde İsveç’in yeni bir finansal mimari ve ortak kurallar bütünü oluşturulması yönünde özel çaba harcayacağını beklemek yerinde olacaktır. Yine aynı şekilde Eylül 2009’da toplanacak olan G20 zirvesine de AB’nin “ortak bir pozisyon” ile katılabilmesi için İsveç detaylı bir çalışma yürüteceğinin altını çizmiştir. Esasında, “yeni finansal mimari” konusunda AB somut adımlar atmaya şimdiden başlamıştır. Bu kapsamda 18–19 Haziran 2009 tarihleri arasında Brüksel’de gerçekleştirilen Zirve’de finansal krizin 1945’ten bu yana yaşanan “en derin ekonomik sarsıntı” olduğunun altını bir kez daha çizen liderler iki yeni oluşumun da haberini vermişlerdir. Bunlardan birincisi “Avrupa Sistemik Risk Kurulu” (European Systemic Risk Board) adını taşımaktadır ve temel görevinin finansal sistemin istikrarına ve güvenliğine yönelik potansiyel riskler konusunda üye devletleri uyarmak olduğu belirtilmektedir. Bu yolda oluşturulacak olan ikinci yapılanma ise “Avrupa Finansal Gözetmenler Sistemi” (European System of Financial Supervisors)’dir. Bu kurumun amacı ise temelde ulusal denetim sistemlerinin iyileştirilmesi, sınır aşırı sermaye hareketlerinin daha iyi takip edilmesi ve tek pazar felsefesine uyumlu, AB genelinde finansal düzenlemeler getiren tüm finansal kuruluşlara uygulanacak bir kurallar kitabının oluşturulması olarak belirtilmektedir. Özetle, İsveç dönem başkanlığı sırasında yukarıda ana hatları çizilen yeni finansal mimarinin detayları netleştirilecek ve somut birtakım belgeler tartışmaya açılacaktır.        

İsveç’in yayınladığı belgedeki ikinci önemli gündem maddesi iklim değişikliğidir. Bilindiği gibi AB, kısmen yumuşak gücünü ön plana çıkarmasına yardımcı olduğu için olsa gerek, iklim değişikliğinin önüne geçilmesi konusunda en aktif politika yürüten organizasyonların başında gelmektedir. İsveç de dönem başkanlığı sırasında AB’nin bu hassasiyetini paylaştığını belirtmiş ve bu konuda yapılması planlanan girişimleri vurgulamıştır. Bu kapsamda Aralık ayında Kopenhag’ta toplanacak olan Birleşmiş Milletler İklim Konferansı’nda 2012’de sona erecek olan Kyoto Protokolü’nün yerine yüklenilecek olan sorumlulukların neler olabileceği konusunda AB’ye düşen rolün altı çizilmiştir. Yine aynı şekilde İsveç, AB’nin 2020 yılında karbon gazı emisyonlarını diğer devletler yardımcı olursa %30, olmazsa %20 oranında azaltmak konusunda anlaşmaya vardığını vurgulamıştır.

İsveç dönem başkanlığının üçüncü önemli gündem maddesini ise Lizbon Anlaşması ve AB’deki kurumsal değişim oluşturacaktır. Bilindiği üzere, 2004 sonrası süreçte ilk önce Anayasa’nın reddi, ardından ikame edilen Lizbon Anlaşması’nın İrlanda’da halkın oylarına takılması AB’nin kurumsal yenilenmesinin önünde ciddi engeller oluşturmuş ve AB’yi kimlik arayışına itmişti. Uzun görüşmeler sonucunda İrlanda’nın birtakım ayrıcalıklar tanınarak ikna edilmesi ile Kasım ayında Lizbon Anlaşması’nın onaylanması yönündeki ümitler de artmış oldu. Eğer İrlandalılar ikinci referandumda ‘evet’ der ve diğer AB üyesi ülkeler de onay sürecini tamamlarlar ise AB 2010 yılına yeni bir Anlaşma ile girmiş olacaktır. İsveç de hem AB’nin kurumsal dönüşümünü hızlandırması hem de yeni genişleme dalgalarına maddi ve manevi olarak imkân tanıması açısından Lizbon Anlaşması’na büyük önem atfetmektedir.

İsveç dönem başkanlığının dördüncü önemli gündem maddesi ve Lizbon Anlaşması ile de yakından ilgili olan önceliği ise komşularla ilişkiler ve genişleme olarak ön plana çıkmaktadır. İsveç’in hazırladığı belgede konuya ilişkin dikkat çeken husus “küresel bir güç olarak AB” ile “genişlemeye açık AB” arasında kurulan net bağlantıdır. Bu kapsamda AB’nin vermiş olduğu sözlere ve yüklendiği sorumluluklara sadakatinin hayati önemine vurgu yapan İsveç, genişlemenin küresel etkinliğe sahip bir AB için olmazsa olmaz olduğunu, dolaylı yollarla da olsa, vurgulamıştır.

İsveç’in Dönem Başkanlığı’nın Türkiye için Önemi

Bu noktada İsveç’in dönem başkanlığının Türkiye için önemi ön plana çıkmaktadır. Zira İsveç yayınladığı belgede “Türkiye’nin katılım müzakerelerinde dönem başkanlığımız sırasında ilerleme kaydetmeyi hedeflemekteyiz” diyerek Türkiye’ye olan desteğini ortaya koymuştur. Bunun yanı sıra İsveç, Kıbrıs konusunda bir çözüm yolu bulunmasının önemini de vurgulamayı ihmal etmemiştir.

Prensip olarak bakıldığında İsveç, genişleme konusunun AB içerisindeki önde gelen temsilcilerindendir. Ayrıca Stokholm’ün Türkiye’ye açıktan verdiği destek de bilinmektedir. Hatırlanacak olursa Mayıs ayı içerisinde (Avrupa Parlamentosu seçimleri arifesinde) Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ve Almanya Başbakanı Angela Merkel’in Türkiye karşıtı açıklamalarına en sert tepki İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt’ten gelmişti. Bildt “Türkiye’nin üye olmamasının sonuçları, AB açısından iyi olmayacaktır...[modern, başarılı, dinamik] bir Türkiye AB’nin dinamikliğini artıracaktır” diyerek Fransız ve Alman liderleri uyarmıştı. 

Dolayısıyla, finansal krizin yıkıcı etkileri ile meşgul olan ve kurumsal yenilenme sancıları yaşayan bir konjonktürde dahi, genişlemenin (ve Türkiye’nin) önemini vurgulayan İsveç’in AB dönem başkanlığını devralıyor olması hem AB hem de Türkiye açısından önemli bir fırsattır. Çünkü İsveç, Türkiye’nin yapacağı diplomatik manevraları ve açılımları en azından prensipte karşılıksız bırakmayacak bir ülke olarak dikkatleri çekmektedir. Ayrıca İsveç’ten bayrağı devralacak olan İspanya’nın da Türkiye’ye ilişkin olumlu tavrı dikkate alındığında önümüzdeki bir yıllık süreç zorluklardan çok, işbirliği ve karşılıklı kazanımların vurgulandığı verimli bir döneme işaret edebilir. Ancak, son tahlilde asıl belirleyici olan, Türkiye’nin AB sürecine daha sıkı sarılıp somut adımlar atması; AB’nin de “ahde vefa” prensibine gereken önemi vererek müzakere sürecini objektif ve hakkaniyete uygun esaslar üzerinde yürütmesi olacaktır. Tüm bu süreçte Türkiye’yi destekleyen AB üyesi ülkelerin bu desteklerini “retorikten realiteye” dönüştürmeleri de güçler dengesinin değişmesi açısından büyük öneme sahip olacaktır.

Mustafa Kutlay,
mkutlay@usak.org.tr
USAK AB Araştırmaları Merkezi

Mustafa Kutlay
30 Haziran 2009, Salı
 

Yazdır

Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayın

 Kullanıcı Yorumları (0)

YORUM YAP

bu köşe yazısı için henüz yorum yapılmamış.

yorum yapmak için tıklayın.

 Yorum
Güvenlik Kodu:
Güvenlik Kodu:
Adınız:
Yorumunuz:
 
   Yazarın Son 10 Yazısı
Türkiye’nin İhmal Ettiği Eksen: AB–ABD İlişkileri Nereye Gidiyor?
Avrupa’nın Borç Krizinin Çarpıcı Boyutları: AB’de Kim, Kime, Ne Kadar Borçlu?
İngiltere Başbakanının Türkiye Ziyareti ve Marjinalleşen AB
AB’nin ‘En Yetkili İsimlerinin’ Türkiye Ziyaretinin Analizi
AB Perspektifinden İsrail’in ‘Mavi Marmara Baskını’
Çağdaş bir ‘Potemkin Hikâyesi’: Yunanistan’ın Borç Krizi
Yunanistan’ın Krizi AB’nin Başarısızlığı mıdır?
KKTC’de Seçim Sonuçları Neyi Değiştirir?
Merkel’in ‘İmtiyazlı Ortaklık’ Önerisi Ne Anlama Geliyor?
‘Zor Durumdaki Komşu’: İflasın Eşiğindeki Yunanistan Ekonomisi
 Tüm liste için lütfen tıklayın
Haber Kategorileri
Türkiye Amerika Avrupa Orta Doğu Orta Asya Kafkasya Bodrum Holidays Balkanlar Dünya Asya-Pasifik Afrika Ekonomi Bilim Teknoloji

Copyright 2009 Usak Stratejik Gündem
Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu

Mebusevleri Mah. Ayten Sok. No:21 Tandoğan/Ankara
Tel: 0 312 212 28 86  Faks: 0 312 212 25 84

Sitemiz
Anadolu Ajansı
Abonesidir