|
|
|
|
Bir Kuzey Kore Klasiği |
|
|
|
 |
Selçuk Çolakoğlu 2 Haziran 2009, Salı scolakoglu@gmail.com |
|
|
|
|
|
Kuzey Kore günümüzde üzerinde en fazla tartışma yapılan devlettir. Dünyadaki irili ufaklı pek çok devleti bir yere konumlandırmanız mümkün ama söz konusu Kuzey Kore olunca tüm analizler bir anda havada kalıyor. Bu Kuzey Kore’nin kendine has özellikleri ve politikalarından kaynaklanan bir durumdur.
1990’larda Soğuk Savaş bitip ardından Sovyetler Birliği de dağılınca Kuzey Kore’nin akıbetinin de Doğu Almanya’ya benzeyeceği ve Kuzey Kore’deki komünist rejimin Güney’deki kapitalist rejim tarafından tasfiye edileceği beklentisi hakimdi. Aradan geçen neredeyse 20 yıla rağmen Kuzey Kore varlığını korumayı başardığı gibi balistik füze sistemleri ve nükleer silah geliştirme programını her şeye rağmen inatla ve ısrarla sürdürüyor. Ayrıca 1994’te Kuzey Kore’nin kurucu babası Kim İl-Sung’un ölümünden sonra iktidarın sorunsuz bir şekilde oğlu Kim Jong-İl’e geçmesi rejimin ayakta kalma kapasitesini göstermektedir. Bu açıdan 2006’daki denemeden yaklaşık üç yıl sonra 25 Mayıs 2009’da ikinci nükleer silah denemesini başarıyla gerçekleştirmesi Kuzey Kore’yi de nükleer güç konumuna yükseltmiştir. 1967 Nükleer Silahların Yayılmasını Engelleme Antlaşmasına (NPT) göre bunlardan BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi (ABD, Rusya, İngiltere, Fransa, Çin) meşru nükleer güç iken diğerleri (Hindistan, Pakistan, İsrail ve Kuzey Kore) de facto nükleer güç olarak nitelendirilmektedir.
Gelelim Kuzey Kore’nin son 20 yıldır başarıyla izlediği ayakta kalma ve daha da önemlisi dünya gündemine oturma politikasına. Kuzey Kore her şeyden önce uluslararası alanda dengeleri gayet iyi okuyan kendine belirlediği alt ve üst sınırlar arasında pervasızca politika geliştirebilen bir devlettir. Bu strateji, ABD, Japonya ve Güney Kore gibi muhataplarına Kuzey Kore’nin talepleri mutlaka dikkate alınması gereken bir devlet olduğu, aksi takdirde her türlü riski göze alabileceği mesajını vermektedir. “Eğer ben kaybedersem siz benden daha çok kaybedersiniz” stratejisi Kuzey Kore’nin vazgeçilmez bir müzakere pozisyonudur. Kuzey Kore bu stratejisini dünya ve özellikle bölge dengelerini çok iyi takip ederek zamanında ve yerinde hamlelerle uygulamaktadır.
Kuzey Kore, politikalarını geliştirirken komşuları ve eski müttefikleri Çin ve Rusya’nın tavrını öncelikli olarak dikkate almaktadır. Hem Çin hem de Rusya Kuzey Kore’nin ABD ve Japonya karşısında bir tampon devlet olarak varlığını devam ettirmesini istemektedirler. Bu yüzden Kuzey Kore’ye karşı gerçekleşebilecek bir askeri müdahaleye şiddetle karşı çıkmaktadırlar. Nitekim ABD kitle imha silahları olduğu şüphesiyle 2003 yılında Irak’a müdahale ederken, Başkan George W. Bush’un “şer ekseni”ne karşı en sert politikalar izlediği bir dönemde bile Kuzey Kore’ye karşı daha temkinli yaklaşmıştır. Bununla birlikte Çin ve Rusya bölgedeki gerilimi tırmandırdığı ve ABD, Japonya ve Güney Kore ittifakının müdahale riskini artırdığı için Kuzey Kore’nin kitle imha silahı geliştirmesini istememektedirler. Zaten meşru birer nükleer güç olan Rusya ve Çin’in Kuzey Kore’nin geliştireceği nükleer silahlar ile uzun menzilli balistik füzelere ihtiyacı yoktur. Dolayısıyla Kuzey Kore’nin nükleer silah programından dolayı çıkan her gerginlikten sonra Çin ve Rusya arabulucu olarak devreye girmekte ve sorunu yatıştırmaya çalışmaktadırlar. Diğer taraftan Kuzey Kore de Rusya’nın ve özellikle Çin’in kendisine bir tampon devlet olarak bağımlı olmasını fırsat bilerek Pekin ve Moskova’nın taleplerinin dışına da kontrollü bir şekilde çıkmaktadır.
Kuzey Kore dünyanın tek süper gücü konumundaki ABD ile doğrudan ikili temaslar kurmaya da önem vermektedir. Son 20 yıl içerisinde çeşitli zamanlarda ABD ile doğrudan temaslar yürütmüştür. Nükleer programından vazgeçme karşılığında Kuzey Kore kendi varlığı teminat altına alma noktasında ABD’den bazı talepleri bulunmaktadır. Aslında ironik olarak Kuzey Kore’nin bir tehdit olarak varlığı ABD’nin de işine yaramaktadır. Çünkü Kuzey Kore’nin varlığı sayesinde Japonya ve Güney Kore’deki Amerikan üslerinin varlığı meşru hale gelmekte ve Doğu Asya’daki Amerikan askeri varlığı pek tartışılmamaktadır. Yaygın kanaate göre bölgedeki Amerikan üsleri günümüzde Kuzey Kore’yi caydırmaktan öte ABD’nin Tayvan ve diğer konularda Çin’i dengelemesine hizmet etmektedir. Dolayısıyla dünyanın herhangi bir yerindeki kitle imha silahı iddiaları konusunda çok hassas olan ABD, söz konusu Kuzey Kore olunca daha sakin ve temkinli bir politika izlemektedir. Bu açıdan Kuzey Kore, Asya’da Çin ve ABD arasındaki hassas dengeleri yakından takip etmektedir.
Japonya, Kuzey Kore’nin nükleer silah ve füze denemelerine en sert tepki gösteren ülke olmasına rağmen Korelerin birleşmesi noktasında pek istekli değildir. Japonya birleşik ve güçlü bir Kore devletindense şimdiki gibi bölünmüş ama kitle imha silahları olmayan bir Kore Yarımadasını tercih eder gözükmektedir. Kuzey Kore, Japonya’nın bu politikasını da kullanmaya çalışıp zaman zaman Tokyo ile doğrudan ilişki geliştirme yollarını aramaktadır.
Güney Kore ise “devler tepişir, çimler ezilir” sözünden hareketle Kore Savaşı’nda olduğu gibi bölgede yıkıcı bir çatışma ortamının doğmasını istememektedir. Çünkü çok kısa süreli bir çatışma ortamı bile Güney Kore’nin Kore Savaşı’ndan sonra bin bir zahmetle elde ettiği pek çok ekonomik kazanımı sıfırlayabilir. Nitekim Kore Savaşı’nda Komünist Çin ve Amerikan askerleri birebirleriyle savaştıkları halde, bu savaşı Kore Yarımadası dışına taşırmamaya dikkat etmişler bununla birlikte her iki Kore de yerle bir olmuştu. Her ne kadar 2008’den beri Seul’de sertlik yanlısı bir hükümet bulunsa da, Güney Kore aynı felaketi tekrar yaşamamak için Kuzey Kore sorununun müzakereler yoluyla çözülmesi noktasında ısrarcı olacaktır.
Kuzey Kore bölgedeki tarafların tüm bu hassasiyetlerini kullanarak kendi varlığını koruduğu gibi nükleer silah ve balistik füze programına devam etmektedir. Nisan 2009’daki uzun menzilli füze denemesi cılız bir tepkiyle karşılanmıştı. Mayıs 2009’daki atom bombası denemesi ise daha sert bir tepkiye yol açtı. BM Güvenlik Konseyi Rusya ve Çin’in de katıldığı bir kararla Kuzey Kore’yi sert bir dille kınadı. Ancak BM Güvenlik Konsey’inin bu kınama kararı Kuzey Kore açısından çok da sürpriz olmasa gerek. Herhangi bir ekonomik ve askeri yaptırıma dönüşmediği müddetçe bu kınamaların Kuzey Kore açısından pek bir anlamı da bulunmuyor. Hatta Çin’in dahil olmadığı hiçbir yaptırım Kuzey Kore’yi pek korkutmuyor. Bu noktada ABD’nin baskısıyla Çin dur diyene kadar Kuzey Kore füze veya nükleer denemelerine devam edip gerilimi daha da tırmandırabilir. Çin’in baskısı yoğunlaşınca da Kuzey Kore yeniden Altılı Müzakerelere (ABD, Japonya, Rusya, Çin, Güney Kore, Kuzey Kore) dönebilir ya da ABD ile ikili bir görüşme teklifinde bulunup bazı geri adımlar atabilir. Ancak her halükârda sonuç değişmeyecektir.
Kuzey Kore artık nükleer güçtür.
|
|
|
Selçuk Çolakoğlu |
|
|
2 Haziran 2009, Salı |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
kerim salci
7 Haziran 2009, Pazar 10:40:12 PM
tarihinde yazmış
|
|
|
amerika samimi olsaydı şimdeiye 5 kez kuzey koreyi işgal ederdi. IOrak'a gücü yetti, İran'ı tehdit etti. demekki sıç petrolde ve dinde |
|
|
|
|
yorum yapmak için
tıklayın. |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|