|
|
|
|
Çin-Tayvan Yakınlaşması |
|
|
|
 |
Selçuk Çolakoğlu 5 Mayıs 2009, Salı scolakoglu@gmail.com |
|
|
|
|
|
1949’dan beri devam eden Çin-Tayvan bölünmüşlüğü artık yeni bir dönemece girmiş bulunmaktadır. Tayvan bu süreçte ya bağımsızlığını ilân edip Çin’le tamamen yollarını ayıracak ya da adım adım Çin’le birleşecektir. Tayvan’ın geleceği sadece Asya dengeleri açısından değil uluslararası dengeler açısından da önem taşıyan bir konudur. Aslında bugünkü durum 1970’lerde başlayan sürecin devamıdır.
1971’de Çin Halk Cumhuriyeti’nin (ÇHC) Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyindeki temsilciliğini Tayvan’dan alması, 1972’de ABD’nin ve diğer Batılı ülkelerin “Çin Cumhuriyeti” yerine ÇHC’yi Çin’in tek meşru temsilcisi olarak tanımaya başlamaları, Tayvan’ın uluslararası konumunu temelinden sarsmakla kalmamış hatta bağımsızlığını bile tartışılır hale getirmiştir. 1975’te efsanevi lider Chaing Kai-Shiek’in ölümünün ardından oğlu Jiang Jinggou cumhurbaşkanı olmuştur. Aslında Soğuk Savaş döneminde Güney Kore’de olduğu gibi Tayvan’da da otokrotik bir rejim mevcuttu. 1949’da ilan edilen sıkıyönetim ancak 1986’da kaldırılmış ve muhalefet partilerinin kurulmasına izin verilmiştir. 1988’de Jiang Jinggou’nun ölümünün ardından ilk defa Tayvan’ın yerli halkından biri, Lee Teng-hui cumhurbaşkanlığına getirilmiştir. Bu dönemde Tayvan yönetimi Çin’le birleşmenin yollarını da araştırmıştır. Çin’in Hong Kong, Macao ve Tayvan için teklif ettiği “tek devlet, iki sistem” modeli Taypeh açısından kabul edilebilir bulunmamıştır. Tayvan bunun yerine ÇHC’deki komünist rejimin öncelikli olarak tasfiye edilerek demokrasiye geçilmesi ve sonrasında Çin-Tayvan birleşmesinin gerçekleştirilmesi çerçevesinde bir model ortaya koymuştur.
1986 yılında muhalefet partilerine izin verilmesinden sonra kurulan Demokratik İlerleme Partisi (DİP), Tayvan’ın özgün kimliğine ve bağımsızlığına vurgu yapan bir politikayı savunmaya başlamıştır. Tayvan’ın yerlilerinin başını çektiği bu görüşe göre, “Çin Cumhuriyeti” olma iddiasından vazgeçilip “Tayvan Cumhuriyeti” adı altında yarım asırdır devam eden fiili durumun resmiyete dökülmesi savunuluyordu. Bu çerçevede Tayvan adasında Çin anakarasından farklı olarak ortaya çıkmış kimliğe vurgu yapılıyordu. Tayvan kimliğine dayalı ve bağımsızlık yanlısı bu hareket 1990’lı yıllar boyunca giderek güç kazanmıştır.
Tayvan’da ilk doğrudan cumhurbaşkanlığı seçimleri 1996 yılında yapılmış ve bu seçimleri oyların yüzde 54’ünü alan KMT’den mevcut cumhurbaşkanı Lee Teng-hui kazanmıştır. Seçimlerde ikinci olan DİP’in adayı ise yüzde 21 oy almıştır. Böylece Tayvan rejiminin kurucu partisi KMT’ye karşı DİP, ilk serbest seçimlerde ciddi bir iktidar alternatifi olarak ortaya çıkmıştır. Siyasi sistemde KMT statükoyu, 1949’da adaya gelen Çinli göçmenleri ve Çin’le birleşme politikalarını temsil ederken; DİP değişimi, reformları, Tayvan’ın yerlilerini ve adanın bağımsızlığını savunmaktaydı. Dolayısıyla Pekin 1996’daki ilk cumhurbaşkanlığı seçimlerini yakından takip etmekle kalmamış Tayvan boğazındaki askeri gerilimi de tırmandırmıştır. Çin’in bağımsızlık taraftarlarını sindirmeye yönelik çabalarına rağmen muhalefet patisi DİP Tayvanlılar arasındaki desteğini sürekli artırmıştır. Nihayet bağımsızlık taraftarı DİP 2000 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanarak iktidara gelmeyi başarmıştır.
DİP adayı Chen Shui-Bian’ın 2000 ve 2004 seçimlerini kazanmasıyla birlikte 2000–2008 yılları arasındaki sekiz yıllık dönemde Çin-Tayvan ilişkileri gerilimli bir seyir takip etmiştir. Çin açısından iki tür birleşme modeli bulunuyordu. Ya “iktisadi bütünleşme yoluyla birleşme” geçekleşecek ya da “Tayvan’ın bağımsızlık ilânı sonrasında çıkan savaş”la birleşme gerçekleşecekti. Pekin, maliyeti en az olan birinci seçeneği tercih edecektir. Bu şekilde hem uluslararası kamuoyunun tepkisi çekilmeyecek hem de Tayvan halkının rızasıyla ilhak gerçekleşecektir. Tayvan yüzünden Doğu Asya’da bir gerginlik yaşanmasını istemeyen ABD, Japonya ve Rusya’nın başını çektiği uluslararası kamuoyu DİP’nin bağımsızlık politikasına mesafeli yaklaşarak Çin’in Tayvan’a yönelik tek taraflı dayatmalarına da engel olmuşlardır.
Çin’in Tayvan’ın bağımsızlığını ilân etmesine yönelik korkuları, Mart 2008’deki cumhurbaşkanlığı seçimlerini Çin’le birleşme yanlısı KMT’nin kazanmasıyla hafiflemiştir. Gerçekten Ma Ying-Jeou’nun cumhurbaşkanlığı görevini devralmasından sonra Çin-Tayvan ilişkileri hızlı bir şekilde gelişmeye başlamıştır. Kasım 2008’de Çin’le Tayvan arasındaki iktisadi bütünleşmeyi hızlandırıcı dört anlaşma imzalanmıştır. Çin ve Tayvan arasında doğrudan yolcu ve yük taşınmasını düzenleyen bu anlaşmalar yürürlüğe girdikten sonra, her iki tarafın da toplam 168 milyon dolar tasarruf yapacağı hesaplanmaktadır.
Nitekim bu anlaşmalar çerçevesinde Çin’le Tayvan arasındaki doğrudan ilk deniz ve hava ulaşımı için gemi ve uçak seferleri 15 Aralık 2008’de başlamıştır. 26 Nisan 2009’da imzalanan üç yeni anlaşmayla hem Çin ve Tayvan arasında başlatılan uçak seferlerinin artırılması hem de karşılıklı yatırımların kolaylaştırılması için yeni düzenlemeler getirilmiştir. 1949 yılından beri kesik olan doğrudan ulaşımın 60 yıl sonra yeniden başlaması, Tayvan’ın Çin’le bütünleşmesi adına da tarihi bir dönüm noktasıdır. Tayvan’daki birleşme taraftarlarıyla bağımsızlık yanlıları arasında süren mücadeleden uzun vadede kimin galip çıkacağı, Çin’le bütünleşme sürecinin geleceği konusunda da belirleyici olacaktır.
Doç. Dr. Selçuk Çolakoğlu
E-posta: scolakoglu@gmail.com
|
|
|
Doç. Dr. Selçuk Çolakoğlu |
|
|
5 Mayıs 2009, Salı |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
bu
köşe yazısı için henüz yorum yapılmamış. |
|
yorum yapmak için
tıklayın. |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|