Rusya ve Ukrayna arasında 1990’lı yıllardan bu yana farklı meseleler çatışma sebebi olabilmektedir. Bu meselelerden biri de, özellikle kış aylarında gündeme gelen doğalgazdır. Rusya 2008 sonunda öncelikle Ukrayna’nın biriken borcunu ödemesini istedi, aksi takdirde gaz tedarikinin kesileceğini belirtti. Bununla birlikte borcun ödenmesi dışında, iki ülke arasındaki gaz akışını engelleyen, Rusya ve Ukrayna’nın gaz fiyatı konusundaki anlaşmazlığı oldu. Rusya, 2009 yılı için belirlenen 1000 metreküp için 250 dolar olan ücret konusunda Ukrayna ile uzlaşamayınca, yeni yılın ilk günlerinde Ukrayna’ya verilen gaz kesildi.
Yaşanan son doğalgaz krizi 16 Ocak’ta Ukrayna Başbakanı Timoşenko ile Rusya Başbakanı Putin’in Moskova’da imzaladıkları anlaşma ile son buldu. En azından kısa bir dönem için sorunların rafa kaldırıldığı söylenebilir. Çünkü şu anda doğalgaz aktarımı sağlıklı bir şekilde devam etmektedir. Ne var ki, anlaşma imzalanmış olması Ukrayna ile Rusya arasındaki sorunların çözüldüğü anlamına gelmemekte. Çünkü tansiyonun artmasına neden olan sorunlar çözülmemiştir. Bunu anlayabilmek için Rusya ile Ukrayna arasındaki doğalgaz anlaşmazlığının altında yatan nedenleri irdelemek gerekir.
Yaşanan son kriz daha önceki krizlerle karşılaştırıldığında bazı farklılıklar dikkat çekmektedir. Farklı olan husus, iki ülke arasındaki anlaşmazlığın Balkan ülkelerini büyük ölçüde etkilemesi -öyle ki Bulgaristan ve Slovakya eski nükleer santrallerini tekrar aktif hale getirmeyi gündeme getirdiler- Avrupalı ülkeleri de tehdit etme boyutuna gelmiş olmasıdır.
Daha önce de örneği görülen Gaz münakaşasının, öncekilerden farklı olduğunu vurgulayan uzmanlar söz konusu. Örneğin Russia in Global Affairs dergisinin Editörü Fydor Lukyanon’a göre, önemli farklılıklardan biri Ukrayna Cumhurbaşkanı Yuşçenko’nun ilk kez Gazprom gibi güç gösterisinde bulunması ve Gazprom’a, Ukrayna’nın transit ülke konumunda olması sebebiyle en az Gazprom kadar önemli olduğunu göstermeye çalışmış olmasıdır. 31 Aralık’ta Ukrayna ile Rusya arasındaki görüşmelerin askıya alınması da Ukrayna’nın bu tutumunun bir resmidir. Ukrayna’ya göre, Gazprom en önemli gaz tedarikçisi olsa da, Ukrayna da bu gazın transferinde temel geçiş ülkesi konumunda olduğundan, kendisinin de eli güçlüdür.
Lukyanov’a göre, son krizde Gazprom stratejik bir hata yapmıştır. Aslında Gazprom’un hazırlıksız yakalandığı dahi söylenebilir. Şöyle ki Rusya, Ukrayna ile olan anlaşmazlık sonucu Ukrayna’ya verilen gazın kesilmesi durumundan Avrupa’nın doğrudan etkileneceğini düşünmemişti.
16 Ocak’ta iki ülke Başbakanlarının biraraya gelmesi ve anlaşma imzalanmasıyla kriz çözüldüyse de uzun dönemde hem Gazprom’un şöhreti hem de transit ülke olarak Ukrayna’nın güvenilirliği sarsılmıştır. Anlaşma sonrasında Ukrayna’nın gaz fiyatının (diğer Avrupalı ülkelerde olduğu gibi) Rusya ve Ukrayna arasında belirlenmesi kararlaştırılmıştır. Ne var ki anlaşma imzalanmış olsa dahi, krizin tamamen çözüldüğü söylenemez. Ekonomik olarak çok da iyi günler geçirmeyen Ukrayna’nın belirlenen fiyatı karşılaması zor görünüyor. Bu durumda da önümüzdeki iki-üç ay içerisinde yeni bir krizin çıkması olası görünmektedir. Diğer bir ifadeyle Ukrayna’nın kararlaştırılan fiyat dâhilinde faturayı ödeyip ödemeyeceği asıl meseledir. Lukyanov’a göre bu krizle birlikte her iki ülke de öğrenmiştir ki, daha şeffaf ve pazar ekonomisi temelinde işleyen bir sisteme ihtiyaç vardır. Ancak bu yaklaşım da gaz krizinin sadece fiyat anlaşmazlığına indirgenmesi olur. Oysa daha önce de değinildiği gibi gaz krizinin arkasında daha derin ve çok boyutlu bir sorunlar sarmalı bulunmaktadır.
Rusya ve Ukrayna arasındaki sorunlar 1990’lara kadar götürülebilir. İki ülke arasındaki husumet Ukrayna’nın 2004 tarihli Turuncu Devrimle Batı yanlısı duruş sergilemiş olmasıyla tırmanmıştır. Bir sonraki kırılma noktası ise Ukrayna’nın NATO üyesi olmak konusundaki girişimleri olmuştur. Rusya’nın Batı yanlısı Ukrayna’ya tahammülü kalmamıştır. Öyleki Putin 2-4 Nisan’da Bükreş’te gerçekleşen NATO Konseyi toplantısında kapalı kapılar ardında “Ukrayna bir ülke bile değil. Yarısı Doğu Avrupa toprağı, diğer yarısını da biz verdik” demekten çekinmemiştir.
Dolayısıyla Rusya ile Ukrayna arasındaki gaz krizini siyasi gelişmelerin sonucu olarak yorumlamak da mümkün. Örneğin Stephen Sestanovich’e göre Rusya, artan petrol fiyatları sonucu uluslararası politikada yükselen bir güç idi. Son dönemde ise bu gücünü yitirmekte. Ve bu şartlar altında nasıl davranması gerektiğini bilememektedir. Daha açık bir ifadeyle Rusya, değişen statüsüyle uğraşmaktadır. Gaz krizi de bu durumun son resmidir.
Diğer taraftan Gürcistan savaşında Ukrayna’nın blok olarak değilse bile (özellikle son dönemde Rusya yanlısı söylemleri ve tutumlarıyla dikkat çeken Başbakan Timoşenko’nun o dönemde tarafsız kalmak yönünde politika izlemiştir), temelde Cumhurbaşkanı Yuşçenko’nun başını çektiği bazı grupların Gürcistan yanlısı tutumu, Rusya ile Ukrayna arasında, Ukrayna’nın olası NATO üyeliği sebebiyle zaten var olan tansiyonu iyice yükseltmiştir. Dolayısıyla son yaşanan kriz tek başına ele alındığında 16 Ocak’ta imzalanan anlaşma ile çözülmüş gibi görünse de, yaşananların altında yatan nedenler ve birbiriyle ilişkili siyasi gelişmeler çözümün kolay olmadığını göstermektedir. Dolayısıyla gaz krizi çok daha geniş bir çerçeveden görülmeli ve bu şekilde değerlendirilmelidir.
Yaşanan gaz krizini ‘Gaz Savaşı’ olarak değerlendiren ve bunun Rusya’yı daha da güçlendireceğini söyleyen yazarlar da bulunmaktadır. Örneğin Balsamov’a göre Ukrayna, Avrupa’ya giden gazı çalmıştır. Bu durumda mağdur olan Avrupalı ülkeler, gaz tedarikinin aksamaması için Belarus üzerinden iletilen gazda artırıma giden Rusya’ya yönelik değil, Avrupa’ya entegre olmaya çalışan Ukrayna’ya yönelik tavır alacaktır. Her ne kadar Rusya, Ukrayna’ya verilen gazda yaşanan kesintiden Avrupalı ülkelerin etkilenmemesi amacıyla Belarus üzerinden aktarılan gazda artırıma gittiyse de Belarus’un gücü Ukrayna sebebiyle oluşan açığını kapatmaya yetmemiştir. Balsamov’a göre aslında Rusya ile Ukrayna arasında yaşanan gerginlikte Avrupalı ülkelerin Ukrayna yanlısı tutum sergilememeleri, Ukrayna’nın Avrupalı ülkeler nezdinde değer kaybettiğinin bir göstergesidir. Avrupa’ya giden gazı çalan Ukrayna Avrupa ile bütünleşme fikrine tamamen ters davranmıştır. Bu haliyle gaz krizi Rusya’yı güçlü kılmaktadır. Ukrayna Devlet Başkanı Viktor Yuşçenko’nun uluslararası enerji politikaları ve güvenlikten sorumlu danışmanı Bogdan Sokolovski ise Ukrayna’nın, Avrupa'ya gönderilmek üzere ayrılan gazı yetkisi olmadığı halde kullandığı yönündeki suçlamaları reddetti.
Ukrayna ve Rusya arasındaki doğalgaz krizini derlendiren USAK Avrasya Uzman Hasan Selim Özertem ise Rusya’nın bu krizle Ukrayna’yı zor durumda bırakarak alternatif hatların önemini göstermek amacını güttüğünü belirtti. Özertem’e göre Rusya’nın amacı Güney Hattı’nı ön plana çıkartmak idi. Bununla birlikte alternatifleri gündeme taşımakla Rusya risk de almıştır. Çünkü bu dönemde Nabucco da önem kazandı.
Krizin Ekonomik Boyutu
Ukrayna ile Rusya arasında yaşanan son gaz krizinin ekonomik göstergelerine bakılacak olursa; yapılan hesaplamalara göre 1000 metreküp için belirlenen 250 dolarlık ücretin ödenmesi halinde, Ukrayna’nın yıllık gaz tüketimi 50 milyar metreküpü bulduğundan yıllık gaz harcaması 13,7 milyar dolara ulaşacaktır. Ukrayna’nın 2009 bütçesinin 31 milyar dolar olarak belirlenmiş olması ise gaz harcamalarının ne boyuta ulaştığını göstermek açısından önemlidir.
Diğer taraftan Rusya’nın enerji Gazprom’un enerji sevkiyatındaki sıkıntılar sebebiyle uğradığı direkt zararın 1,5 ile 2 milyar dolar arasında olması bekleniyor.Gazprom Rus doğalgaz ihracatının temel kanalı ve Avrupa gazının üçte birinin tedarikçisi olarak, gayrisafi milli hâsılanın % 10’undan fazlasını oluşturmaktadır.
Diğer bir ifadeyle gaz krizi her iki ülkenin de ekonomilerine zarar vermektedir. Rusya’nın siyasi meselelerde enerjiyi adeta bir koz olarak kullandığı pek çok kez eleştirilmiştir. Yine de iki ülkenin uzlaşıya varması kaçınılmazdır. Bu durum, hem iki ülkenin ekonomik anlamda en azından gaz ithalat-ihracatı bağlamında karşılıklı olarak bağımlı olmaları hem de Ukrayna’nın transit ülke durumunun öneminden kaynaklanmaktadır.
Sonuç olarak, özellikle 2006’dan beri her yıl yaşanan gaz krizlerinin sonuncusu 16 Ocak’ta imzalanan anlaşma ile son bulduysa da Ukrayna ve Rusya arasındaki sorunlar siyasi ve ekonomik nitelikte olup çözülmemiş görünmektedir. Dolayısıyla yeni krizlere gebe olan ikili ilişkiler konjonktürel gelişmelerden direkt olarak etkilenmektedir. Dolayısıyla gaz krizi çok daha geniş bir çerçeveden görülmeli ve bu çerçevede değerlendirilmelidir.
e-mail: habibeozdal@gmail.com