Arzu TURGUT
ANKARA - Memur Sendikaları Konfederasyonu (Memur-Sen), 25-27 Ocak tarihleri arasında Ankara’da dokuz oturumdan oluşan ‘Uluslararası Demokrasi Kongresi’ düzenlemiştir.
25 Ocak günü açılışını Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptığı bu kongrede ‘Türkiye’nin Toplumsal Yapısı, Kimlik Sorunları ve Ötekileştirmeyen Vatandaşlık Tanımı” başlığı altında düzenlenen oturumun başkanlığını USAK (Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu) Başkanı Doç. Dr. Sedat Laçiner yürütmüştür.
Laçiner, oturumu, Türkiye’nin içinde olduğu hassas dönemde fikir alışverişinde bulunmak ve sorunları tartışmak amacıyla sendikaların platformlar oluşturmasının önemini belirterek açmıştır.
Türkiye’de vatandaşlık kavramı, etnik ve dini temelde ayrımcılık, tarihten günümüze Osmanlı ve Türk toplumsal yapısı, Kürt meselesi ve laiklik gibi önemli konuların ele alındığı oturuma, Doç. Dr. Mesut Yeğen, Doç. Dr. Önder Aytaç ve Gazeteci-Yazar Mehmet Metiner konuşmacı olarak katılmışlardır.
ODTÜ (Ortadoğu Teknik Üniversitesi) Sosyoloji Bölümü Öğretim üyesi Doç. Dr. Mesut Yeğen, konuşmasında 1876, 1924- 1961 ve 1982 Türk Anayasaları temelinde vatandaşlık kavramı üzerinde durmuştur. Yeğen’e göre, vatandaşlık ideal durumda iken ‘biz’ olmanın iki ana ayağı vardır, bunlardan biri hukuka diğeri ise mekâna dayalıdır. Ancak Cumhuriyetçi vatandaşlık anlayışı, siyasi ve hukuki olmaktan ziyade kültürel bir vatandaşlık talep ettiği için ideal olandan sapma göstermiştir. Bu durum, üç dereceli bizlik fikrini ortaya çıkarmıştır. Bunlar, Türkler (Türkçe konuşan bir ailede doğmak yoluyla) ve müstakbel Türkler (gelecekte Türkçe konuşması beklenenler) olarak belirlenmiştir. Cumhuriyetçi vatandaşlık anlayışının getirdiği üçüncü fikir, Türkleşmesi beklenen veya Türkleşmesi arzulanmayan gayrimüslimler üzerinde yoğunlaşmıştır. Cumhuriyet yurttaşlığı ile bize ait olan bizden görülmemiş, gayrimüslimler, yerli yabancılar durumuna düşmüş ve devlet, onlara hak ve özgürlükleri konusunda cömert davranmamıştır. 1961 ve 1982 Anayasaları’nın birçok yerinde Türkleri kayıran dereceli bu bizlik anlayışı varlığını korumaktadır. Tüm bunlar ışığında, Yeğen’in oluşturulacak yeni Anayasa için önerisi, mutlak biçimde değil, ancak mevcut olandan daha güçlü bir biçimde, kültürel bakış açısından sıyrılarak yurda ve hukuka kayıtlı bir bizlik oluşturulmasıdır.
Gazeteci-yazar Mehmet Metiner, Osmanlı İmparatorluğu’ndan çok etnikli, çok dinli ve mezhepli bir toplumsal yapının miras kaldığını ve azınlık, vatandaşlık gibi tarihsel tecrübemize uymamasına rağmen Batı’ya öykünerek aldığımız bazı kavramların sorun yarattığını ileri sürmüştür. Cumhuriyet döneminde, herkesi tek tipleştirmeyi amaçlayan bir modernleşme anlayışı ile resmi bir devlet ideolojisi üretilmiştir. Bu durum, ‘biz’ sayılan toplumları ayrı tutmak sonucunu doğurmuştur. Onun görüşüne göre, Türk ve Kürt konusundaki huzursuzluğun temeli, vatandaşlık tanımının doğru yapılamamasından ileri gelmektedir. Devletin resmi ideolojisi olmamalıdır ve Türk ve Türklük gibi kavramlar, bir sıfat olmaktan öteye taşınmamalıdır. Farklılıklar gibi bizi biz yapan değerler de ayırıcı ve bölücü unsurlar haline getirilmemelidir. Metiner’e göre, vatandaşlık tanımı, pratik ve uzlaşmacı olmalıdır. Bu bağlamda, herkesi olduğu gibi kabullenip herkese eşit haklar vermek gerekir. Esas olan özgürlüktür ve devletin kime, hangi ırka ve dine ait olduğu önemli değildir.
Polis Akademisi Öğretim üyesi Doç. Dr. Önder Aytaç, sunumunda Kürt ile Türk arasında gerçek bir problemden söz etmenin doğru olmayacağını söylemiştir. Ancak ona göre, statükocu olanlar ile Avrupa Birliği ve yurttaş haklarını savunanlar arasında bir sorun vardır. Kimlik problemi de statükoyu savunanlar ve savunmayanlar arasında süregelen bir problemlerden biridir. Aytaç, zamanında Türkiye’de sağ ve sol kanadın aynı tabancadan çıkan mermi ile öldürüldüğüne, yeri geldiğinde ‘vatandaşlık meselesinin hainin sığındığı son kale olduğuna’ da değinmiştir. Aytaç, medyanın halkın sesi olması, askerin politikaya karışmaması ve siyasetçinin de kaliteli olması gerektiğinin altını çizmiştir. Bu bağlamda, hesap verilebilirlik, şeffaflık ve hukukun üstünlüğü gözetilmelidir.
USAK Başkanı Sedat Laçiner, vatandaşlık meselesinin sadece Osmanlı Devleti’nde değil, Avrupa’da da süregelen önemli ve zorlu bir sorun olduğuna dikkat çekmiştir. Laçiner “Türkiye ve Osmanlı çok önemli hatalar yapmışlardır, bunların pek çoğunun bedelini de ödemişlerdir. Kendisini eleştirmek yüce bir meziyettir. Ancak tarihsel çalışmalar yapılırken karşılaştırmalı yapılmak zorundadır. 1920’lerde, 1930’larda, 1940’larda Cumhuriyet’in demokratikleşme açısından vahim hataları olmuş olabilir. Ancak unutmayınız, aynı yıllarda Avrupa da ırkçılığın pençesinde kasıp kavrulmaktadır. Kendimize haksızlık yapmadan, hata ve sevaplarımızı abartmadan konuları ele almalıyız” dedi.
Laçiner’e göre devletin zenginleştirme, güvenlik, adalet ve özgürleştirme olmak üzere dört temel fonksiyonu vardır. Bir devlet, bu işlevleri yetine getiremediğinde çökmeye mahkûmdur. Laçiner, Osmanlı’nın çöküş yıllarında ekonomik koşullar daha iyi olsaydı, bazı durumlarda gayrimüslimler dış güçlerin provokasyonuna işbirliği ile cevap vermeseydi ve savaş döneminden kaynaklanan bazı problemler yaşanmasaydı, gelinen noktanın bugünden çok daha farklı olabileceğine değinmiştir.
Laçiner’e göre devlet yapay bir yapılanmadır ve her yerde kitleleri kendi hedefleri doğrultusunda şekillendirmeye çalışır, ancak devletin bu şekillendirmeyi gönüllülüğü öne çıkararak yapması en doğrusudur. Ayrıca Laçiner’e göre Türkiye’de kimlik inşası, kendine karşı bir mücadele şeklinde olmuştur. Kendi kimliğine karşı koyma eğilimi, Cumhuriyet döneminden önce başlamıştır. Bu anlamda Atatürk devrimlerinin kendisi değil, ancak başarısı yeni bir durumdur. Türkiye’nin içinde bulunduğu bu zor şartlar, daha güvenli, huzurlu bir ortam yaratılması ve altyapının geliştirilmesi ile çözülebilir.
Oturumun son bölümünde konuşmacılara çeşitli sorular yöneltilmiş, ardından plaketler takdim edilerek oturum kapanmıştır.
|