Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu Yayınıdır.  
ANASAYFA

|

ENGLISH

|

ANASAYFA YAP

|

REKLAM

28 Temmuz 2014, Pazartesi

 
  Usak Gündem
  Kategoriler

Ücretsiz Tam Metin Uluslararası Hukuk ve Politika Dergisi

Ücretsiz Tam Metin Orta Asya ve Kafkasya Araştırmaları Dergisi

USAK Tanıtım Kataloğu

  Haberler > TÜRKİYE

 Yazdır
Arkadaşına Gönder Yorum Yap
Ertuğrul Özkök: Hükümet Yanlısı Gazetelerin Satışları Yerlerde Sürünüyor
CNN Türk'te yayınlanan Medya Mahallesi programında Ayşenur Arslan'ın sorularını yanıtlayan Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök, hükümetin medyaya karşı sert tavrını yorumladı.

Türkiye'nin sıcak gündemi ve bu eksende medyada yaşanan tartışmaların masaya yatırıldığı programda Ertuğrul Özkök birbirinden çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Hürriyet Gazetesi ve Aydın Doğan'a yönelik eleştirilere canlı yayında yanıt veren Özkök, "Hükümet hazzetmiyor, asker memnun değil... Bir medya patronu bunları gerçekleştirmişse herkesin biraz ayağına basmış demektir" diye konuştu.

Hürriyet'in yayınlarından kendisinin sorumlu olduğunu söyleyen Özkök, Aydın Doğan'ın demokrasi için oynadığı rolleri tarihin ileride yazacağını da sözlerine ekledi.

İşte Özkök'ün Medya Mahallesi'nde yaptığı o açıklamalar:

Ayşenur Arslan: Hürriyet çok etkili bir gazeteydi. Eskisi kadar etkili mi? Son zamanlarda kendini geriye aldı mı? Ergenekon haberlerine girmediği söyleniyor. Topa girmiyor deniyor.Ne diyorsunuz?

Ertuğrul Özkök: Etkili lafını ben kullanmıyorum. Etkili Hürriyet’e atfedilen bir sıfat. Benim çok sevdiğim bir sıfat değil. Ben gazetelerin dördüncü güç medya lafını hazzetmedim. Ben ayrıca dünyanın hiçbir yerinde gazetelerin çok etkili olduğunu düşünmüyorum. Ama Türkiye’de Hürriyet’e atfedilen bir değer var. Bizim gazetemiz herkesin sabah önüne koyup değerlendirdiği gazete... Hangi gazete için konuşuyoruz topa girme konusunda ayrıca topa girmek nedir?

A.A.: Ergenekon haberleri konusunda bazı gazetelerden...

E.Ö.: Daha az istekli görünüyor. Hatta Ergenekon davasını karartmaya uğraşıyor deniyor. Hürriyet Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmenliği koltuğuna oturduğunuzda ve aradan 20 yıl da geçmişse aradan hayat size acı tecrübeler getiriyor. Şimdi bir gazete göstereceğim. Bu 10 Mart 2004 tarihli manşeti: Ortada TSK ile ilgili, Ergenekon’la ilgili bir konunun olmadığı bir dönem... Sosyetik fişleme... Bu manşet Ergenekon’un başlama vuruşudur. Ergenekon’un askeri kanadıyla başlama vuruşudur. Bu haberi yazan kişi Necdet Açan... Biz bu arkadaşımızı cezalandırmış mıyız? Hayır şu anda bu arkadaşımız Yazı İşleri Müdürü... Mesela Hrant Dink’le ilgili Hürriyet üzerine ağır ithamlar yapıyorlar. Sabiha Gökçen Ermeni asıllıydı haberinde bu Hürriyet’in Dink’e karşı bir haberdi dediler. Halbuki biz Hrant Dink’le konuşarak yaptık o haberi ve haberi yapan Necdet Açan’dı. Bu arkadaşımızın demokratlığı konusunda bir kişi gelsin ben tartışayım.

'KAFES' HABERİ İLK HÜRRİYET'TE ÇIKTI

A.A.: 2004’ten 2009’a 5 yıl geçti. 5 yıl boyunca daha farklı duruma gelindi mi? Mesela Kafes haberleri...

E.Ö.: Hürriyet 'Kafes'e niye girmedi dediler.

A.A.: Yandaş medya, muhafazakar medyada hakikaten eleştiriliyor. Hürriyet 'Kafes'e girmedi deniyor. Niye peki?

E.Ö.: Çünkü geçmişimde o kadar çok 'kafeslendim' ki artık bir daha 'kafes'e kolay girmiyorum. Türk basınında 'Kafes'le ilgili ilk haber kimde çıktı biliyor musunuz? 19’unda Taraf diye biliniyor değil mi?

A.A.: Hürriyet demeyin.

E.Ö.: 17’sinde Hürriyet’te çıktı bu haber. Hürriyet’in iç sayfasında ve çift sütun olarak çıktı... Çünkü elime sadece Polis’ten bize aktarılan bilgiler geldi, elimde belgeler yoktu benim. Ayrıca belgeler konusunda çok dikkatli gidiyorum artık ben... Çünkü sahte MİT belgeleriyle manşetler yapıldı bu ülkede ve MİT’in 5 kere yalanladığı şeyler yapıldı. Kendimle ilgili Google’a girdiğinizde Ertuğrul Özkök ve Ergenekon yazınca 422 bin sonuç geliyor. Çünkü MİT’in deli saçması dediği bir kağıtta adım yazılı olduğu için geliyor. Ve öyle bir deli saçması ki biz Ergenekon çetesi üyesiyiz. Başında Dinç Bilgin var altında onun yanında çalışan iki isim konmuş Enis Berberoğlu ve Bekir Coşkun. Yani daha onu yazan adam o isimlerin nerede çalıştığını bilmiyor. Onun altında Hüseyin Güzelce... Bu isimleri yanyana koyuyorsunuz MİT Müsteşarı deli saçması diyor ama aynı MİT Müsteşarı o belgeyi alıp Başbakanlığa, Genelkurmay Başkanlığına gönderiyor ne yapayım ben elime belge geldi diye... Bizimle ilgili sahte telefon konuşyması belgesi düzenlediler ve kimlerin düzenlediğini ben çok iyi tahmin ediyorum.

A.A.: Hürriyet’le niye bu kadar uğraşıyorlar?

E.Ö.: İşte şimdi yine başa geliyoruz çünkü en etkili gazete... Onlar atfediyor ben atfetmiyorum bakın. Onlar atfettikleri için Hürriyet’i sembolik bir değer olarak görüyorlar halbuki Hürriyet bir gazete... Niye bu habere girmiyorsun diyorlar. Ben bunu girmiyorum bu benim okurumla benim aramdaki mesele... Hesabını sorar bana.. Bir tek yolu vardır o da sattığım gazete, bana gelen okuyucu tepkileri... Ben başka gazeteye soruyor muyum buna niye görmüyorsunuz diye. Sormuyorum.

"TÜRKLER HER ŞEYİ AFFEDER AMA BAŞARIYI ASLA"

A.A.: Türkiye Reklamcılar Derneği İletişim Oscarlarında Kanal D ‘yi en iyi ulusal kanal seçmişler. Hürriyet Gazetesi en iyi ulusal gazete, Hürriyet.com.tr en iyi ulusal haber sitesi seçilmiş.

E.Ö.: Aydın Bey’in aldığı ödül var orada...

A.A.: Evet. Burada ilginç olan şeylerden biri şu... Aydın Bey salonu dolduranlar tarafından ayakta karşılandı. Sanki bir mesaj ya da reaksiyon vermek ister gibi... Ama bir yandan da bakıyoruz Doğanr Grubu’na, Aydın Doğan’a, Hürriyet’e karşı bir veryansın, taarruz var.

E.Ö.: Sabah Doğan Bey birşey söyledi bana bir yazardan... Onun bir sözü varmış: Türkler herşeyi affeder ama başarıyı asla... Ödül verilirken dün akşam uzaktan Aydın Bey’i izledim. İnanın o kadar üzülüyorum ki... Aydın Bey bugün aldığı bütün eleştirileri, bütün çektiklerini, vergi cezalarına filan bütün bunlar Aydın Bey’in başına bizler yüzünden geliyor. Bizlerin yaptığı gazeteler yüzünden geliyor. O bir gazete patronu... Ben 15 yıldır Aydın Bey’le çalışıyorum bakın size bunu şerefimle söylüyorum. Aydın Bey bizim gazeteciliğimize müdahale eden bir insan değil. Aydın Bey çok kudretli bir patron... Bize sadece genel direktifleri verdi her zaman. Şu oldu. T.C. Anayasası’nın girişinde yazılan ilkelere uyacaksınız. Demokratik Türkiye, hukuk devleti, laik devlet, sosyal devlet, İnsan hakları ve değerler Türk toplumunun değerleri... Biz zaman zaman onun eleştirilerine maruz kaldık. Özellikle türban haberlerinde filan. Geriye baktığımda bizim de ileriye gittiğimiz hakikaten yapmamamız gereken şeyleri de görüyorum.

"TARİH, AYDIN BEY'İ YAZACAK"

A.A.: Aydın Bey’i yakınındakiler bu duruma getirdi eleştirileri doğru mu o zaman?

E.Ö.: Ben de geçenlerde Yeni Şafak gazetesinde Tayyip Erdoğan’ı çevresindekiler bu hale getirdi diye eleştiri vardı. Bu klasik bir eleştiridir bunu değerlendirecek olan yine Aydın Bey’dir. Şüphesiz bizim hatalarımız da vardır. En başta benim vardır. Ben hatalarımı anlatma konusunda cömertimdir. Ama Aydın Bey bir medya patronu olarak üzerine düşen görevleri sonuna kadar yerine getirdi. Sonuna kadar diyorum bakın bunu tarih yazacak. Kendisi açıklayabilir ama Aydın Bey’in son 10 yılda oynadığı birtakım roller var ki onları ileride inşallah kendisi açıklar, demokrasi için oynadığı oyunlar. Ve çok utanacaklar.

A.A.: Mesela başka türlü davransaydı kaosa, gerilime neden olacakken bunu yapmamak gibi mi?

E.Ö.: O konuda benim iznim olduğunu tahmin etmiyorum. Ama ben şahidiyim. Zaten bakın askerlerle ilgili belgelere Özden Örnek olayına baktığınızda askerlerin de Aydın Doğan’a hoş bakmadıkları ortaya çıkıyor. Hükümet hazetmiyor, askerler memnun değil o zaman herkesin ayağına biraz basmış olabilir. Şunu da yapabilirdi kimsenin ayağına basmamak ama medya patronu olduğunuz zaman isteseniz de istemeseniz de biraz ayaklara basıyorsunuz. O bakımdan ben bana yapılan eleştirileri göğüslerim. Çünkü Hürriyet’in bütün yazılarından, haberlerinden, eklerinden ben sorumluyum. Bundan dolayı Aydın Bey’in suçlanmasını ben Aydın Bey’e karşı haksızlık ama gazetecilere de karşı bir haksızlık olarak görüyorum. Sonuçta bu gazeteyi biz yaptık hesabı elbette patrona verdik. Ben Aydın Bey’den aldığım eleştiriyi hatta yediğim fırçayı rahmetli babamdan yemedim. Ben bunu söylüyorum çünkü bunlar bizim yaşadığımız mesleki gerçekler ve size birşey söyleyeyim ben patronuma kefilim. Patronumun kirli hiçbir işi olmadığına kefilim. Bu işle bize atfedilen gücün, etkinin sonuçlarını bir gazetenin sahibine yüklenmeyi ben haksızlık olarak görüyorum. İyi ki Aydın Doğan’ı var. Bunu tarih önümüzdeki 10 yılda çok çarpıcı birşekilde yazacak. Gerçekler ortaya çıkacak ve bugün kendine demokrat diyen arkadaşların çoğu çok utanacak.

A.A.: Tarih kendi kendini yazmaz ona bir müsfette sunmak lazım. Siz bunları yazmayı düşünür müsünüz? Ya da Aydın Doğan Bey yazacak mıdır?

E.Ö.: Ben hatıra yazmayacağımı duyurdum. Hatıralar tek yönlüdür. Zaten yazabileceğim şeyleri ben köşemde yazdım. Çok şeffaf yaşadım ben. Çok fazla gizli kapaklı birşey yok hayatımda. Aydın Bey çok açık bir insandır biz hatta Aydın Bey’e bazen birşey söylemeye korkarız çünkü onu birkaç gün sonra duyarız etraftan. O da çok şeffaftır. Çok büyük bir kötülük yapıyoruz biz burada. Bence Aydın Bey’e yapmıyoruz gazetecilere kötülük yapıyoruz.

"BİZ SİYASİ PARTİ DEĞİLİZ"

A.A.: Gazeteciliğin geldiği nokta... Şimdi sürekli iktidar tarafından azarlanan, yanlış yapmakla suçlanan hatta gerilimin nedeni olarak gösterilen bir hale gemdik. Zürekli itilip kakılma durumuna geldik. Medya bunu hakediyor mu? Neredeyiz?

E.Ö.: Dünyanın her tarafında siyasetçiler medyadan memnun değildir. Demokratik değil totaliter ülkelerde memnunluk vardır. Bazı ülkeler var o ülkelerde yaşanan krizi bile gazetelerde göremezsiniz. Demokratik ülkelerde bu tansiyonun olması doğaldır ama burada önemli olan birlikte yaşama adabı ve kültürünün oluşmasıdır. Türkiye’de bir gerçek var. Önemli sağ liderlerden birine birgün dedim ki size oy veren insanlan, sizi destekleyen gazeteleri almıyorlar. Bugün hükümet yanlısı gazetelerin tezgahtaki satışlarına bakın yerlerde sürünüyor. Size oy verden insanlar sizi destekleyen gazeteleri almıyorlar. Bizim gazetelerimizi alan insanlar da büyük bölümü size oy vermiyor ama birlikte yaşayacağız biz. Siz bize şunu sorun. Size haksızlık ediyor muyuz? Başbakan zaman zaman bize diyor ki aile gertlerimizle uğraşıyorlar. Ben aile fertleriyle hiçbir zaman uğraşmadım. Tansu Çiller’in ailesiyle de uğraşmadık ama Turgut Özal’ın çocuklarıyla uğraştık. Kötü amaçla değil haberlerini yaptık. Benim de bir yakınım haksız bir kazanç elde ettiyse bunun hesabı sorulur. Demokrasiler sadece oy almaktan ibaret bir rejim değil aynı zamanda denetleme mekanizması olan bir rejim. Bizi de denetleme mekanizması olarak görmeli. En iyi yazı işleri kadrosuyla çalışıyorum herkes fikrini açıkça söyler. Haftanın 2-4 günü benim mütabık olmadığım manşetler çıkıyor. Sanmayın ki Aydın Dogan Bey de Hürriyet’in Milliyet’in bütün manşetlerinden mutabık. Tam aksine... Ama bu böyle bu işi gazeteciler yapıyor. Bunu mu istersiniz patron gelsin bunu değiştir bunu koy desin. Böyle gazeteler var ama satmıyor. Bizim gazetemiz satıyor. Biz siyasi parti değiliz, ben siyaseti seven biri değilim. Ama Deniz Baykal’a olan kavganızı bizimle yapmaya kalkarsanız bu bize de yazık siyasete de yazık.

A.A.: Odanız insanda bir rahatlama duygusu veriyor gibi... Sanki dünyanın bütün bu sıkıcı başlıklarından sonra sığınılacak liman gibi.. Bu odadan tek birşey alıp gitmeniz gerekse ne olur diye?

E.Ö.: Buradan ne alırsın dersen. Bir tek bunu alırım (ceketini gösteriyor) çünkü kendi kendimden kurtulmak istiyorum. O yüzden bırakır giderim.

A.A.: Ceketinizi gösterdiğiniz bir tek. Bu duyguyu yazılarınızda paylaştığınızda sık dile getiriyor gibisiniz. Bir de 10 Kasım’da açılım Meclis’te gerilimli bir gün... Her burcun bir meleği varmış, Koç burcunun da şuymuş diye bir yazı okudum. 8 aralık günü ki Reşadiye pususunda 7 şehit, Erdoğan ABD’de... Bakıyorum kelebeğin okunurluğu giderek artıyor deyip bir yazı yazdınız. Niye böyle bir günde yazı dedirtti. Zaman zaman Hindistan’dan bildiriyorum dediniz. O çekip gitme arzusunu yansıtan yazılar oldu. Hakikaten çekip gitmek istiylorsunuz?

E.Ö.: Samimi konuşmak lazım. Türkiye’de hangi gazeteci Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmenliği’nden çekip gitmek ister. Atfedilen değerlerde en yüksek yer diye düyünüyorum. Ama ben Ankara’dan gelirken çok isteyerek gelmedim ve geldiğimde de 2-5 yıl dururum dedim fakat kader beni burada tuttu. Genel Yayın Yönetmeni’nin gazete sahibi getirir o götürür. 60 yaşında ben ayrılacaktım Sedat Ergin gelecekti benim yerimde fakat o sırada Milliyet’in başına istediler.



20 Aralık 2009, Pazar
www.kanaldhaber.com.tr
< Önceki Haber

Sonraki Haber >

 > Son Eklenen Haberler
  İran Suriye'deki Kırmızı Çizgiyi Açıkladı
  Mali'de Gerillalar Konna'dan Çekildi
  ''Krizin Uzamasında Amerika'nın Payı Yok''
  ABD 1991'den Bu Yana İlk Kez Somali Hükümeti'ni Resmen Tanıdı
  ''Türkiye Somali'yi Dünya Gündemine Taşıdı''

 Kullanıcı Yorumları

YORUM YAP

bu haber için henüz yorum yapılmamış.

yorum yapmak için tıklayın.

 Yorum Yap
Adınız:
Yorumunuz:
 

 USAK Bülten Üyeliği
Haber Kategorileri
Türkiye Amerika Avrupa Orta Doğu Orta Asya Kafkasya Bodrum Holidays Balkanlar Dünya Asya-Pasifik Afrika Ekonomi Bilim Teknoloji

Copyright 2009 Usak Stratejik Gündem
Xbox Live Gratuit Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu

Mebusevleri Mah. Ayten Sok. No:21 Tandoğan/Ankara
Tel: 0 312 212 28 86  Faks: 0 312 212 25 84

Sitemiz
Anadolu Ajansı
Abonesidir