Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu Yayınıdır.  
ANASAYFA

|

ENGLISH

|

ANASAYFA YAP

|

REKLAM

23 Ekim 2014, Perşembe

 
  Usak Gündem
  Kategoriler

Ücretsiz Tam Metin Uluslararası Hukuk ve Politika Dergisi

Ücretsiz Tam Metin Orta Asya ve Kafkasya Araştırmaları Dergisi

USAK Tanıtım Kataloğu

  Kitap İncelemeleri >

 Yazdır
Arkadaşına Gönder
Osmanlı’dan Günümüze Türkiye ve Orta Asya
Yazar: A. Ahat Andican ISBN: 9786051114026
Yayıncı: Doğan Kitap Sayfa Sayısı: 625
Tür: Hardcover Ücret: 29 TL
Basım Yeri: İstanbul Yayınlanma Tarihi: 2009
Anadolu Türkleri ile Orta Asya Türkleri arasındaki ilişkiler Osmanlı döneminde İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Orta Asya coğrafyasına dönük politikalarıyla yoğunluk kazanmıştır. Fakat bu dönemin öncesinde ve sonrasında ki ilişkilerin anlatımı genellikle Osmanlı tarihi kitaplarında kısaca yer almaktadır. Ahat Andican’ın yazdığı Osmanlı’dan Günümüze Türkiye ve Orta Asya adlı kitapta ise Türklerin Anadolu’ya ilk giriş yıllarından başlayarak Osmanlı’nın çöküşüne, Kurtuluş Savaşı yıllarından, en basit kültürel ve insani ilişkileri kurmanın dahi çok zor olduğu, Soğuk Savaş yıllarına ve Sovyetler’in çöküşü ile başlayan yeni döneme kadar olan ilişkiler ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir. Ayrıca anlatılan her bölümün başında döneme ait siyasi haritaya yer verilmesi görsel açıdan kitabı zengin kılarken aynı zamanda konuya yeni giriş yapanlar için ele alınan tarihi konuların daha iyi anlaşılmasını da sağlamaktadır.

Tarihte Anadolu’ya iki büyük göç yaşanmıştır. Bunlardan ilki Büyük Selçuklular döneminde 1071 Malazgirt Savaşı sonrası gerçekleşmiş; Orta Asya bozkırlarından ve Aral gölü civarından gelen Türk boyları bilinçli olarak Anadolu’ya yönlendirilmiştir. İkinci büyük göç dalgası ise Orta Asya’daki gelişmelerden kaynaklanmıştır. Cengiz Han önderliğindeki Moğol ordularının bölgeye yönelik istila hareketleri sonucu ikinci dalga göç hareketi oluşmuştur. Yaşanan bu göçler sonucunda Anadolu’da meydana gelen beyliklerin yönetim dilinin Türkçe olması kararı, Anadolu’nun Türkleşme sürecini hızlandırmıştır.

Osmanlı’nın beylik döneminden başlayarak, Kurtuluş Savaşı yıllarına ve Sovyetler’in dağılışına kadar geçen tarihsel süreci Türkiye ve Orta Asya ekseninde ele alan eser, Osmanlı’dan günümüze Türkiye ve Orta Asya tarihlerinin kesişen ve farklılaşan yanlarını on temel başlık altında ele almaktadır. Orta Asya’dan Anadolu’ya göçlerin bir neticesi olarak ortaya çıkan Anadolu’nun Türkleşmesi, eserin birinci bölümünün ana konusunu oluşturmaktadır. Küçük bir beylikten imparatorluğa giden tarih yolunda, Anadolu’nun Türkleşmesi hiç şüphesiz Osmanlı’nın önünü açan en önemli etkendir. Bu bölümde yazar Anadolu’nun Türkleşmesi sürecini ele alırken kültürel ve dini öğelerin de sürece katkısının çok önemli olduğunu göstermiştir. Bu çerçevede gazilik [1] geleneğini açıkladıktan sonra Tasavvuf akımının ilk temsilcilerini ve örneklerini incelemiş; Orta Asya’da nasıl yayıldığına izahat getirmiştir. XII. yüzyılda Türkistan [2] Türkleri arasında en çok bilinen Hoca Ahmed Yesevi tarafından kurulan Yesevilik, Anadolu’da ve batıda ki Türk bölgelerine de yayılmıştır. Öte yandan Anadolu Selçuklu döneminde yaşamış önemli Sufi isimlere değinilen bu bölümde, Ahilik kurumuna, Ahiliğin o dönemdeki sosyo-kültürel etkisine ve Orta Asya kentlerindeki uygulamasına da yer verilmiştir. Ahiliğin, Osmanlı’nın kuruluş dönemindeki önemi de kitapta yer verilen temel konular arasındadır. Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarında, Orta Asya’daki beyliklerin ve devletlerin (özellikle İlhanlılar’ın), Osmanlı yönetim biçiminden ekonomisine; kültüründen din eksenli olmayan kanun sistemine kadar pek çok alanda nasıl etki ettikleri detaylandırılmıştır.

İkinci bölümde Timur İmparatorluğu ile Osmanlı Sultanı Yıldırım Bayezid’in çatışma yılları ve Osmanlı tarihinde Fetret Devri olarak adlandırılan dönem ele alınmıştır. Bu noktada Yıldırım Bayezid’ın Ankara Savaşı’nı kaybetmesine ve Fetret Devri’nin yaşanmasına yol açan önemli bir konu dikkat çekmektedir. 1398 sonrasında Yıldırım Bayezid, Karamanoğulları Beyliği’ne son vermiştir. Hemen ardından Kadı Burhaneddin’in ölümünü fırsat bilerek onun topraklarını ele geçirmesi ve bir yıl sonrasında yine Memlük Sultanı Berkuk’un ölümünü de fırsat bilerek Memlüklere ait Malatya’yı, Osmanlı topraklarına katması genç Memlük Sulatanı Ferec’i Osmanlı karşıtı bir konuma getirmişti. Bu olaylarla bağlantılı olarak Osmanlı Sultanı, Timur’a karşı en önemli müttefiklerinden birini kaybetmiş oluyordu. Timur’un Anadolu’ya yönelik seferi başladığında, Yıldırım Bayezid’in Memlük Sultanı’na yaptığı ortak cephe oluşturma teklifi, bu durum dolayısıyla kabul görmemiştir. Yıldırım Bayezid Memlük Devleti gibi güçlü bir müttefiki ve dolayısıyla da belki bu sayede kazanabileceği Ankara Savaşı’nı da peşinen kaybetmiş oluyordu.

Osmanlı’nın kuruluş dönemine denk gelen Timur- Bayezid çatışması bazı tarihçilerce neredeyse yok sayılarak önemi azaltılmaktadır. Fakat bu kitapta konu oldukça ayrıntılı ve birçok açıdan ele alınmıştır. Sonrasında ise yerli ve yabancı tarihçilerin Ankara yenilgisine getirdikleri kısa ve uzun vadeli sonuçlar değerlendirilmiştir. Örneğin Ankara yenilgisi, Anadolu beyliklerinin yeniden canlanmasına, dolayısıyla Osmanlı’nın esas eylem alanını Balkanlara yöneltmesine sebep olmuştur. Kitapta da yer verilen tarihçi Halil İnalcık’ın “Osmanlı Devleti’nin Rumeli’nde kurulduktan sonra Anadolu’yu içine aldığı iddiası şüphesiz büyük bir hakikat payı taşır” sözleri de bu iddiayı desteklemektedir. Öte yandan Osmanlı’nın Balkanlar’da Hıristiyanlara karşı sürdürdüğü gaza hareketi Osmanlı sultanları ile “gazavat” geleneğinin bütünleşmesine yol açmıştır. Değinilmesi gereken bir diğer önemli sonuç da Fetret Devri’nde kardeşler arasında devam eden iktidar mücadelesinin sonucu olarak şehzadelerin öldürülmesi geleneğinin ortaya çıkmış olmasıdır.

Fetret Devri sonrası Osmanlı ve Timur İmparatorluğu ilişkilerini ele alan yazar, Timur öldükten sonra Timur İmparatorluğu’nda da Fetret Devri’ne benzer bir iktidar mücadelesi yaşandığının altını çizmiştir. Sonrasında da II. Murad ve Fatih Sultan Mehmed dönemlerinde Orta Asya ile olan ilişkiler ele alınmıştır. II. Murad döneminde ilişkiler Timur’un oğlu Şahruh ile yaşanan mücadele çerçevesinde geçerken; Fatih Sultan Mehmed döneminde Orta Asya ile ilişkiler önceki dönemlere oranla oldukça sınırlı kalmıştır.

Kitabın üçüncü bölümünde Safevi Devleti’nin kuruluşundan yıkılışına kadar olan dönem anlatılmıştır. Safevi Devleti’nin yıkılışından sonra İran Şahı Nadir Şah Afşar’ın iktidarı ve Osmanlı Devleti ile yürüttüğü çetin mücadele bu bölümde yer bulmuştur. Safevi Devleti’nin yıkılış süreci anlatılırken Kanuni sonrasına kadar Osmanlı-Özbek ilişkileri ve Osmanlı Orta Asya hanlıkları arasındaki ilişkiler de incelenmiştir. Bu dönemde yine önemli bir nokta karşımıza çıkmaktadır. Kanuni Sultan Süleyman’ın Irak ve İran seferlerine çıkarken, Orta Asya’ya gönderdiği yeniçeriler aslında İran’a karşı değil; iktidar kavgası içinde bulunan Özbek hanlıkları için kullanılmıştır. Orta Asya hanlıkları arasında Osmanlı’nın düzenleyici bir unsur olması ve hanlıklar arasındaki iktidar mücadelesinde Osmanlı padişahının onayının bir meşruiyet aracı olarak kullanılması, Osmanlı’nın Orta Asya’daki etki gücünün ve anlamının anlaşılması açısından oldukça büyük önem arz etmektedir. Üçüncü bölümün sonunda dördüncü bölümde ayrıntılı olarak ele alınacak olan Rusya’nın bölgedeki yükselişi ve bu durum karşısında Osmanlı ve Orta Asya hanlıklarının tutumlarına kısa bir giriş yapılmıştır.

“Büyük Oyun” başlığı altında yer alan dördüncü bölüm, başlangıçta Rus işgali öncesi Türkistan hanlıklarının durumunu, aralarındaki mücadeleleri ve Osmanlı ile olan ilişkilerini konu almıştır. Sonrasında ise Rusya’nın Hokand ve Buhara Hanlıklarını ele geçirişi detaylandırılmıştır. Aynı zamanda Meşrutiyetin ilanı ve Osmanlı-Rus savaşı dönemleri de bölgedeki olaylara paralel olarak ele alınmıştır. Bu da Osmanlı’nın ileride bölgede karşılaştığı sorunlara verdiği tepkilerin anlaşılması açısından anlatımda bütünlüğü sağlamıştır.

Beşinci ve altıncı bölümde ise sırasıyla “Savaşlar ve Devrimler Dönemi” ve “Kurtuluş Savaşı Yılları” konu edilmiştir. Savaşlar ve devrimler bölümünde Balkan Savaşı ve Birinci Dünya Savaşı süreçleri anlatılmış ve bu dönemde Türkçülük ve Turancılık ideolojilerinin doğuşu ve Türkistan cedidizmi üzeride Osmanlı etkileri konu edilmiştir. Rus devrimlerinden sonra iyiden iyiye görünür hale gelen İttihat ve Terakki’nin Türkistan’daki yapılanması ilgi çekicidir. Kitapta gösterilen birincil kaynaklardan yola çıkılarak Türkistanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin amacının, Türkistan’ın Türkiye’ye ilhakı olduğu anlaşılmaktadır. Fakat Osmanlı Devleti’nin savaşta yenilmesi ve Bolşeviklerin Türkistan’da hâkimiyeti tam olarak sağlamış olmaları, Türkistanlı İttihat ve Terakki’nin varlığını sürdürebilmesini zorlaştırmıştır. Yine kaynaklara göre Bolşeviklerin bu coğrafyada oluşturdukları katı kontrol sistemi neticesinde cemiyetin dağıldığı bilinmektedir. Kurtuluş Savaşı yıllarının konu alındığı altıncı bölümde ise Cemal, Halil ve Enver paşaların Türkistan’a gidişleri ve siyasi-askeri alanlarda yürüttükleri faaliyetler ele alınmıştır. Bu bölümde detaylandırılan Kurtuluş Savaşı yıllarından, Türkistanlı Ceditlerin Osmanlı İttihat ve Terakkisi ile olan ilişkilerinin, Türkistan’daki Türk subaylar bölgeden çekilene kadar sürdüğü anlaşılmaktadır. Türklerin Türkistan’dan ayrılmaları Sovyet rejimi neticesinde Türkistan’la ilişkilerin en alt seviyeye ineceği dönemin habercisi olmuştur.

Stalin’in 12 Haziran 1923 tarihinde yaptığı konuşmadan bir alıntı ile başlayan “Türk-Sovyet Ekseninde Dış Türkler” başlıklı yedinci bölüm, Orta Asya ile Türkiye arasında yaşanan ilişkilerin Rusya etkisiyle nasıl yön değiştirdiğini gözler önüne sermektedir. Stalin’in bölgeye yönelik “böl-yönet” politikasının bir göstergesi olan konuşmasında Türkistan’ın Sovyetler açısından hayati önemine değinilmiş ve daha etkin bir şekilde ele geçirilmeleri gerektiği ifade edilmiştir. Stalin’in kendi deyimiyle “…Türkistan’ı Doğu’nun devrimcileştirilmesinin bir ileri karakolu haline getirmek” Sovyetler’in temel hedefleri arasına yerleşmiştir. Öte yandan Türkiye’nin Kurtuluş Savaşı’nda kazandığı başarının bölge üzerindeki etkilerinin de yer aldığı bölümde aynı zamanda Türkiye’nin Dış Türkler politikası da irdelenmiştir. Atatürk, Misak-ı Milli sınırları içerisinde bir millet oluşturma hedefi doğrultusunda Türkçülüğü sistemleştiren diğer düşünürlerden ayrılmaktadır. Atatürk’e göre Dış Türkler kesinlikle siyasal bir konu haline gelmeyecek ve sadece dil, tarih ve kültür birliği çerçevesinde ilişki sağlanacaktı. Atatürk, bahsettiği bu ilişkiyi yalnızca sözde bırakmamıştır. Eserde, birincil kaynaklar kanıt gösterilerek, kendisinin bölgeden Türkologlarla irtibata geçtiği ve ortak dil, tarih ve kültür adına Türk alfabelerinin birleştirilmesinin gerekliliği konusunda girişimlerde bulunduğu anlatılmıştır.

Dış Türklerin Türk Tarih tezindeki yeri ve Sovyet Rusya’nın Türkiye ve Pantürkizm öğelerini kullanan Türkistanlı komünistlerin tasfiyesi konu alındıktan sonra “İkinci Dünya Savaşı Yılları” başlıklı sekizinci bölüme geçilmiştir. Başlangıçta Alman cephesinde Türkistan lejyonu ve Alman yayılmacılığı karşısında Türkiye’nin duruşu işlenmiştir. Bölümün sonunda ise İnönü’nün Turanlar politikası ve Türk siyasi tarihinde ‘Tabutluk Davası’ olarak bilinen 1944 yılında 47 kişilik bir grubun “kamu düzenini bozmak” suçlamasıyla tutuklanması olayı değerlendirilmiştir. Turancılık hareketleri açısından bir dönüm noktası teşkil eden bu olay, Dış Türkler konseptinin marjinal bir durum olarak algılanmasına yol açmıştır. Yazara göre İnönü’nün Turanlar konusunda izlediği politika dolayısıyla Türkiye’deki bazı sosyal değerler ve anlamlar değişmiştir. Örneğin, Doğu Bloku dağılana kadar Türkiye’de “Türk milliyetçiliği” ve “ırkçılık” eş anlamlı kavramlar olarak algılanmıştır. Aynı zamanda Sovyetler Birliği’ndeki Türklerle ilgilenmenin ırkçılık ve Turancılıkla eşdeğer olduğu anlayışı ortaya çıkmıştır. Türk siyasi tarih kitaplarında genellikle birkaç cümle ile geçiştirilen bu konu, eserde masaya yatırılmış ve ulusal ve uluslararası sonuçları ile değerlendirilmiştir.

Dokuzuncu ve onuncu bölümde ise sırasıyla “Soğuk Savaş Döneminde Türkiye ve Orta Asya” ile “Sovyetler’in Sonu ve Türk Cumhuriyetlerinin Doğuşu” başlıkları ele alınmıştır. Soğuk Savaş yıllarında Türkiye’ye yönelik Türkistanlıların göçlerinin de ele alındığı dokuzuncu bölümde pek çok tarih kitabında yer almayan önemli ayrıntılar vurgulanmıştır. Sovyetler’in çözülme döneminin işlendiği onuncu bölümde glasnost ve perestroyka politikaları çerçevesinde Türkistan’ın durumu sosyal ve ekonomik açılardan ele alınmıştır.

Türkiye- Orta Asya ilişkilerini bu kadar geniş bir tarih aralığında değerlendiren ve ele alan, birincil kaynakların kullanıldığı Osmanlı’dan Günümüze Türkiye ve Orta Asya adlı eser, Türkçe literatürde önemli bir açığı kapatmaktadır. Özellikle bazı dönemlerde çok az bilinen Türkiye ve Orta Asya ilişkilerini aydınlatan kitap, Türk ve Orta Asya tarihinin birbirinden bağımsız olarak ele alınamayacağını da kanıtlamaktadır. Genellikle Türk-Rus ilişkileri çerçevesinde Türkiye-Orta Asya ilişkilerine değinen diğer tarih kitaplarından farklı olarak, Türkiye-Orta Asya ilişkileri çerçevesinde Rusya’nın ele alındığı eserde, sadece siyasi tarih işlenmemiş; bunun yanında ilişkiler çok boyutlu ele alınarak kültürel, ekonomik ve sosyal etkileşimler de siyasi oluşumlara eklenmiştir.

Tarihin Türk dış politikası açısından son derece önemli olduğu ve 1990 sonrası dönemde Türkiye’nin bölgeye yönelik girişimlerinin sorgulanabilir ‘başarısı’ veya kimi yazarlara göre ‘başarısızlığı’ göz önüne alındığında, Osmanlı’dan Günümüze Türkiye ve Orta Asya, önemli bir gereksinimi karşılamaktadır. Günümüzde bölge ve bölge dışı aktörler için birçok açıdan son derece önem kazanmış olan Orta Asya’nın –veya bir diğer deyişle Türkistan coğrafyasının- Türkiye ile tarihsel ilişkilerinin birincil kaynaklar kullanılarak kaleme alınmış olması eseri daha önemli kılmaktadır.


[1] Kitaba göre gazilik, Müslümanlık öncesinde sınırlarda kurulan nibatlarda gönüllü şekilde görev yapan bekar ve savaşçı erkekleri tanımlamak için kullanılmaktaydı.
[2] Bugünkü Orta Asya coğrafyasının tamamına verilen addır. Metin içerisnide zaman zaman Orta Asya yerine kullanılmıştır.
2 Temmuz 2010, Cuma
Gülay Kılıç
 USAK Bülten Üyeliği
Haber Kategorileri
Türkiye Amerika Avrupa Orta Doğu Orta Asya Kafkasya Bodrum Holidays Balkanlar Dünya Asya-Pasifik Afrika Ekonomi Bilim Teknoloji

Copyright 2009 Usak Stratejik Gündem
Xbox Live Gratuit Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu

Mebusevleri Mah. Ayten Sok. No:21 Tandoğan/Ankara
Tel: 0 312 212 28 86  Faks: 0 312 212 25 84

Sitemiz
Anadolu Ajansı
Abonesidir